Kapitalizm çıldırmış olmalı

Arjantin’de faşist sağcı Milei başkan seçildi. Hollanda’da faşist Geert Wilders, seçimlerden birinci çıktı. Trump için “deli” demişlerdi. Oysa, Trump devrileli üç yıl oldu ve hala ciddi bir siyasi güce sahip. Belki de deliren kapitalizmin ta kendisidir?

“Delinin” biri gidiyor, diğeri geliyor! Daha Brezilya’da Jair Bolsonaro’nun yenilgisi tazeyken, bu kez Arjantin’de faşist sağcı Javier Milei %55,6 gibi yüksek bir oranla başkan seçildi. Hollanda’da faşist Geert Wilders, seçimlerden birinci çıktı. Neoliberal merkez çökerken, beraberinde burjuva demokrasisine tutkuyla bağlanmış ve sosyalizm ufkunu tümüyle yitirmiş solu da dibe çekiyor. Sistemin krizi, sosyalist bir alternatifin yokluğunda, açık faşistleri iktidara taşıyor.

Trump seçildiğinde de ona “deli” demişlerdi. Amerikan kapitalizmi için bir anomali ya istisna saymışları. Oysa, Trump iktidardan devrileli üç yıl oldu ve hala ciddi bir siyasi güce sahip. Belki de deliren kapitalizmin ta kendisidir?

Arjantin, sadece Latin Amerika’da değil, dünya ölçeğinde, işçi sınıfının en örgütlü olduğu, sosyalist hareketin nispeten güçlü olduğu ülkelerden birisidir. Carlos Menem yönetiminin uyguladığı “şok terapisi”nin 2001 yılında Arjantin çapında bir işsizler ve yoksullar ayaklanmasını tetiklemesi de bu durumu pekiştirdi: “Argentinazo”, Latin Amerika’da sol dalganın başlangıcını oluşturdu. Arjantin’de de Peronist siyaset sınıfının iktidara yerleşmesini sağladı. Peronist burjuva partileri sol konuşup sağ eylediler. İşçi sınıfının sürekli örgütlü müdahalesi nedeniyle ülkeyi bir türlü IMF’ye teslim edemediler. Sosyalisler ise, Arjantinli sosyalistlere özgü önyargıların[1] tesiri altında, Peronizme soldan destek vermenin ötesine geçemediler.

İlk şok, 2015’te sağcı Mauricio Macri’nin seçilmesiyle yaşandı. Macri, IMF ile 2018’de stand by anlaşması imzalayıp 57 milyar dolar borç aldı. Bu anlaşmanın Peronist Fernandez hükümeti döneminde de sürdürülmesi neticesinde işçi sınıfı ve yoksulların yaşam şartları kötüleşti. Türkiye’ye benzer seviyelerde hiperenflasyon ortaya çıktı (%140’larda). Neticede 2001’de Argentinazo’nun en yaygın sloganında denildiği gibi (“Que se voyan todos” – Hepsi gitsin hiçbiri kalmasın) burjuva siyaset sınıfını süpürüp atan seçim zaferiyle sözde “anarko-kapitalist” Javier Milei başkan oldu. Böylece Arjantin siyaseti, 2001 öncesine döndü. Menem’in yarım kalan “şok terapisini” Milei sürdürecek [muhtemelen bir anarko-sıkıyönetim (!) ilan ederek!...]

KAPİTALİZMİN TEK RASYONELİ AZAMİ KAR

Merkez Bankası’nın kapatılması, ABD dolarının resmi para birimi ilan edilmesi; bir yandan sözüm ona enflasyon sorununu çözecek (komik bir iddia, zira ABD de enflasyonla boğuşuyor!) ama diğer yandan, Arjantin ekonomisini, basımı yabancı bir ülkenin tekelinde olan bir para birimine bağlayacak. 2012’de Euro rezervleri tükendiğinde, Yunanistan açlığın sınırına gelmişti. Dolayısıyla, Milei, mali krizin tüm yükünü sabit gelirli emekçilerin sırtına yıkmak istiyor. Bu, Türk basınında bir “delilik” sayılıyor, oysa aynısı 2000’de Ekvador’da da denenmişti.

Kapitalizmi “en rasyonel” sistem sayan liberal tezler yerli yerinde duruyor mu hala? Serbest piyasayı demokrasiyle özdeşleştiren Friedman’cı tezleri hala savunan kaldı mı?

Kapitalizmin tek rasyoneli azami kâr hırsıdır; serbest piyasacı model ise ancak zorbalıkla, demokrasi rafa kaldırılarak uygulanabilir. İşte Latin Amerika’nın 2. büyük ekonomisinin başında, orduyu işçi sınıfının üzerine sürmekten söz eden açık bir faşist var; ve kendisi aynı zamanda akıl almaz derecede serbest piyasacı!

Şili’de Pinochet hayranı neo-nazi Manuel Kast, iktidar için sırasını bekliyor. Peru’da Fujimari’nin kızı Keiko, babasının yarım kalan işlerini halletmeye aday. Demokratik yollardan seçilmiş başkan Pedro Castillo ise hala hapiste!

Arjantin’de sağcıların bir miti vardır. Buna göre, 20. Yüzyılın başlarında Arjantin dünyanın 6. büyük ekonomisi idi; pek çok icat Arjantin’de yapılıyordu. Sonra ülkenin başına Juan Peron geldi ve her şey tepe taklak oldu. İşte Milei, bu mitin içinden fırlamış bir hokkabaz olarak, şimdi ülkenin başındadır! Milei’nin Trumpvari bir söylemle Arjantin’i “yeniden büyük” yapıp yapamayacağını ise göreceğiz. Arjantin işçi sınıfının pasif biçimde oturup bekleyeceğini hiç sanmıyorum.


Alp Altınörs: Çevirmen, yazar, siyasal iktisatçı, düşünce işçisi. İngilizce, İspanyolca ve Rusça dillerinden çeviriler yapmakta ve bu dillerde araştırmalar yürütmektedir. "İmkânsız Sermaye- 21. Yüzyılda Kapitalizm, Sosyalizm ve Toplum" adlı kitabın yazarıdır. Uluslararası siyasal iktisat, uluslararası ilişkiler, filoloji ve tarih disiplinlerinde; SSCB, Çin Halk Cumhuriyeti ve Osmanlı İmparatorluğu tarihi, sosyalizmin sorunları ve 19. Yüzyıl Rus edebiyatı üzerine pek çok makalesi ve çevirisi bulunmaktadır. TED Ankara Koleji Lisesi'ni ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi'ni bitirmiştir. 2008 yılında İstanbul'da kurulan Nazım Hikmet Marksist Bilimler Akademisi'nin koordinatörlüğünü yürütmüş siyasal iktisat dersleri vermiştir. 2014-2016 yıllarında HDP Merkez Yürütme Kurulu'nda yer almıştır.


[1] Sohbet ettiğim bir Arjantinli komünist, şöyle demişti: “Arjantin işçi sınıfı geçmişte de Peronistti, bugün de Peronisttir ve gelecekte de Peronist kalacaktır…”

Önceki ve Sonraki Yazılar
Alp Altınörs Arşivi