Solun pıtırcık hali

Sol hiçbir zaman, bu kadar pıtırcık, bu kadar orta sınıf değildi. Tabii ki bir sürü hatası vardı, çünkü kavanozda değil sokaktaydı.

Başka bir zamanda yaşıyorduk. Geçen yüzyıldı. O zaman solcular sınıf mümessili olmak istemezlerdi. Hele temizlik kolu hiç. Hasbelkader mümessil olanlar da zaten arkadaşlarını ele vermezdi. Hiç kimseyi ele vermezdi, faşistleri bile. Haylaz ve yaramazdılar daha çok. Hiçbir şey yapamasalar, sıraların üstüne, ceplerinde taşıdıkları küçük çakı ile afili harfler kazırlardı ya da çivi, 7 lik çivi daha çok ve ucu topraklı biraz.

-‘Çivi’ diye oynanan bir oyunun aparatıydı aslında çivi. Ne yapalım, cep telefonları ve onların çizgiden oyunları yoktu. Bir küçük toprak parçasında, ıslatılmış biraz, ortaya çizilen çizgiye, çivi saplanıp, yakın olunmaya çalışılırdı, eğer futbol ya da voleybol maçı yapılmıyorsa aynı yerde ve ay sonu mesela Microsoft’a, hiçbir fatura ödenmezdi çocuklar oyun oynadı diye-

Teneffüste tuvalette ya da arka bahçede sigara içenlerin çoğu solcu olurdu. ‘İç birinci ol devrimci’ denirdi. Sanki dudaklarında sigarayı değil, boktan düzeni yakarlardı. Dumanlarını, bir akşam önce gizlice evden kaçıp, yazdıkları duvar yazılarına doğru üflerlerdi. Harfler boya yerine parke ziftindendi ve karşı inşaattan çalınmış. Fırça da...

Solcu olmanın ölçütü, yüksek puanlı bir üniversite bitirmek değildi. Anneler babalar, diploma törenleri için değil, daha çok disiplin kurulu tarafından, okullara davet edilirdi.

Bir televizyon programında Ankaralı Turgut’a ‘politik görüşünüz nedir’ diye soruyorlardı. ‘Politik görüşüm yok ama bizim mahallede, Çinçin’de, Dev-Genç’liler vardı. Çok delikanlı çocuklardı’ diyordu.

Kadın ya da erkek ‘delikanlı’ olmak maharetti çünkü.

Banka soyarlardı mesela ya da arkadaşları idam edilecek diye, ellerinden ne gelirse onu yaptılar, kendilerini hiç hesaba katmadan…

Vefa bir semt değildi ve kahveden arkadaş olmak, teoriden daha önemliydi.

Cezaevinde tek başına bile olsan, mafyalar filan, sana dokunamazdı. Dışarıda bunun hesabını soracak arkadaşların olduğunu düşünürlerdi. Kimse seni yalnız bırakmazdı.

‘Konusu İRA olan bir filmde vardı. İRA’cı kendisine işkence yapan gardiyanın kulağına, onun ev adresini fısıldıyordu. Gardiyan duruyordu.-

Sol hiçbir zaman, bu kadar pıtırcık, bu kadar orta sınıf değildi. Tabii ki bir sürü hatası vardı, çünkü kavanozda değil sokaktaydı.

Size kendimizi beğendiremedik mi ‘öğretmenim’ ama sokak dediğin budur. Sizin orta sıralardaki localarınızdan pek anlaşılamayabilir bu ve aman dikkat edin, üstünüze hayat sıçramasın…


Metin Yeğin: Yazar, belgeselci, sinemacı, gazeteci, avukat, seyyah... CNN-Türk, NTV, Kanal Türk, Al Jazeera, Telesur televizyonlarına 200'e yakın belgesel ve kurmaca filmler yaptı. Türkiye'de Cumhuriyet, Radikal, Birgün, Gündem; Gazeteduvar, dünyada, Il manifesto, Rebellion gazetelerine köşe yazıları yazdı. Dünyanın sokaklarını anlattığı 10'dan fazla kitaba sahip. Birçok ülkede kolektif çalışmalara katıldı, kooperatif örgütlenmelerine öncü oldu. Ekolojik direnişlere katıldı, isyanlara tanıklık etti.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Metin Yeğin Arşivi