‘Kalbim neredeyse çıplak’

Şenlikli günlerden biriydi. ‘Sarı Yelekliler’ yürüyecekti öğleden sonra. Bazı büyük dükkanlar, pahalı, çok pahalı dükkanlar, bankalar filan dış cephelerini, büyük tahta panolarla kapatıyorlardı

Bir Fransız şarkısıydı bu. Hemen arkamdaki cafe de çalıyordu. Güzel bir cafeydi ama benim oturduğum yer, daha iyi güneş alıyordu ve ayaklarımın dibinden nehir akıyordu ve termostaki kahve henüz sıcak ve tazeydi ve şarkı da güzel duyuluyordu yani ve o kadar param yok sayılırdı, en azından bütün gün hep cafeye gitmek için…

Güzel pankart sözü yazan, bir arkadaşımın evinde kalıyordum. Paris merkezindeki neredeyse bütün evler gibiydi, çok küçük. Belki ev yerine, biraz büyükçe oda demek daha doğruydu. Girince hemen mutfak başlıyordu. Mutfak dediğime bakmayın, üç karışa dört karış bir tezgahcıktı hepsi ve bir tarafında lavabo vardı. Üstünde üç tabak, bir tencere, az derin, bir tava yanık dibi, muhtemel bolca yumurta kırılmış içinde ve neredeyse eğilerek karşılıyordu sizi, saygıdan çok darlıktan…

Tuvalet kapısı açıldığında, lavaboya çarpıyordu ve temizlenmesi kolay bir yer sayılırdı tuvalet ve banyo, çünkü toplam bir adım kadardı, neredeyse…

Kısa ve çarpıcı sözler bulması gerekiyordu arkadaşımın, çünkü yazarken odaya sığmıyordu pankart. Daha yaratıcı oluyordu insan. ‘Tanrı bana deha verdi ve geliştirmem için yoksulluk ekledi’ diyordu Trevanian. Fakat caddeye bakan güzel bir penceresi vardı ve neredeyse hemen karşısında bir sinema salonu. Yanıp sönen neon ışıkları, hep odaya vuruyordu. Romantik oluyordu oda, bazen yeşil, bazen kırmızı. Harfler dolaşıyordu odada, oynayan filmlerin isimlerinden, sağa sola dans eden…

Bence bu ev, güzel sözleri bulduruyordu ona. Pankart için kenara çekilmiş masanın üstünde, her zaman birkaç bardak duruyordu. ‘Her zaman masamızın üstünde, bir fazla bardağımız olur, dostlar için’ diyordu John Fowles. İşte bu benim bardaktı. Pankarta ne yazılacağını merak eder gibi kenarda duruyordu, benim gibi, neredeyse başka yer yoktu zaten, kenardan başka bize….

Şenlikli günlerden biriydi. ‘Sarı Yelekliler’ yürüyecekti öğleden sonra. Bazı büyük dükkanlar, pahalı, çok pahalı dükkanlar, bankalar filan dış cephelerini, büyük tahta panolarla kapatıyorlardı. Başında duran, galiba müdür filan biri, yürüyüşe yetiştirmek için acele ettiriyordu. İşçiler de acele ediyordu, yürüyüşe katılacaklardı.

Gösteriler sırasında, daha yoksullar, yüzlerini kapatıp, dükkan yağmalıyordu, bazen ama. Orta sınıf çok kızıyordu buna, büyük şirketlerin dükkanlarını bile kendilerinin olduğunu düşünüyorlardı, neredeyse.

İyi bir eğitim sistemi vardı galiba Fransa’da, herkesi makul yapabiliyordu okullar, neredeyse…

Şarkı kahveden çok önce bitti ve aslında doğru söylemiyordu pek şarkı, hayatımız çıplaktı neredeyse, kalbimizden başka…


Metin Yeğin: Yazar, belgeselci, sinemacı, gazeteci, avukat, seyyah... CNN-Türk, NTV, Kanal Türk, Al Jazeera, Telesur televizyonlarına 200'e yakın belgesel ve kurmaca filmler yaptı. Türkiye'de Cumhuriyet, Radikal, Birgün, Gündem; Gazeteduvar, dünyada, Il manifesto, Rebellion gazetelerine köşe yazıları yazdı. Dünyanın sokaklarını anlattığı 10'dan fazla kitaba sahip. Birçok ülkede kolektif çalışmalara katıldı, kooperatif örgütlenmelerine öncü oldu. Ekolojik direnişlere katıldı, isyanlara tanıklık etti.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Metin Yeğin Arşivi