Günlük sıradan faşizm ve voleybolda pozisyon hatası

Faşizm sadece yukarılarda kalmayıp, bacaklarımızın arasında dolaşıyorsa, günlük, sıradan, laubali, boktan yasakları ile filan, hiçbir şeyi bunun dışına çıkaramazsınız. Bu yüzden tabii ki bir voleybol maçı politiktir.

Günlük sıradan faşizmin yaşandığı bir yerde, politika dışında tezahür eden hiçbir şey yoktur. Her şey politiktir ki bunu, genel ve kapsayıcı bir tanımla, yani sol jargonda ‘son tahlilde’ de söylemiyorum. Faşizmin sıvı hali, her yeri sarmış, yapış yapış, başkan başkansa, onun bulaşmadığı hiçbir şey yoktur.

Mesela alkolü içkilerin, ülkemizdeki Darvinist evrim sürecine bakalım; önce reklamlarda boy gösteren, hatta insan sağlığına yararları bile sayılan, rakı, bira, ekmek, şarap, sen ve ben, beraber bakkaldan, rahat rahat çıkarken, ardından, boynundan kıvrılarak dostça saran bir gazeteye sarılmış, sonra koyuca bir naylon torbaya tıkılmıştı. Daha sonra bu torba, mutlaka siyaha dönüştü. Bütün tekel bayileri kapkara torbalar ile çalışmaya başladılar. Muhtemel şarabın gazabından korkulduğu için fena kırmızısı engellenmeye çalışılıyordu. Yoksa bunda su katılmamış rakının pek günahı yoktu sanırım, renksiz ve anason kokulu.

Şimdilerde ise bu evrim, duyduğuma göre, daha da gelişmiş ve siyah torba içinde taşınan bir şeyin, alkollü içki olduğu anlaşıldığı için, bu siyah torba da beyaz bir başka torbaya konmaya başlamış. Böylece eğer şişeleri birbirlerine çarptırmadan yürümeyi başarabilirseniz kimse sizin günaha girdiğinizi anlamayabilecektir!

Günlük sıradan faşizmin, sıradan halidir bu. Buna ilişkin bir kanun çıkmamıştır ve mesela tekel bayiler toplantısında, erkek erkeğe eğlenen bayiler, hepimiz siyah torbalar kullanalım diye ant içmemişlerdir ama bu bulaşıcı faşizm paçalardan yukarı doğru sihirli bir biçimde bulaşıp, hepimizi hizaya sokmuştur.

Siyah poşet ve onun şimdilerde içine girdiği, koyu beyaz poşet politiktir. Bu Foucolt’un ‘Cinselliğin Tarihi’nde sözünü ettiği, ‘ayıp’ diye kullanılmaktan vaz geçildiği bir kelimenin yerine, kullanılan bir kelimenin de ‘ayıp’ olmasıyla ve her onun yerine kullanılan kelimeyle, ‘Ayıp’ olanın büyümesi ve her yeri kaplaması gibidir. Ve bu yüzden günlük ve sıradan likit halini alır ayıp ya da faşizm…

Ayrıca, niye bizi, ısrarla kendi cennetlerine götürmek istemelerini de anlamıyorum, hele cennet onlar gibiler ile doluysa…-

Bu yüzden tabii ki bir voleybol maçı politiktir. Burada oynayan her oyuncunun, kısa şortu, saçları, sevinç hareketleri, her şeyi. Bunu benimseyin ya da benimsemeyin bu böyledir, bu bir olgudur. Eğer faşizm sadece yukarılarda kalmayıp, bacaklarımızın arasında dolaşıyorsa, günlük, sıradan, laubali, boktan yasakları ile filan, hiçbir şeyi bunun dışına çıkaramazsınız.

Bu yüzden ona karşı kazanılmış her şey keyifli. Sanki Almanya kaybedince biz de kazanıyoruz gibi hissediyor insan.

Fakat bu ‘zafer’den, koca bir milliyetçilik çıkarmaya çalışmak, yine sıradan faşizmin, sıradan hali.

Yani voleybolda bir pozisyon hatası…


Metin Yeğin: Yazar, belgeselci, sinemacı, gazeteci, avukat, seyyah... CNN-Türk, NTV, Kanal Türk, Al Jazeera, Telesur televizyonlarına 200'e yakın belgesel ve kurmaca filmler yaptı. Türkiye'de Cumhuriyet, Radikal, Birgün, Gündem; Gazeteduvar, dünyada, Il manifesto, Rebellion gazetelerine köşe yazıları yazdı. Dünyanın sokaklarını anlattığı 10'dan fazla kitaba sahip. Birçok ülkede kolektif çalışmalara katıldı, kooperatif örgütlenmelerine öncü oldu. Ekolojik direnişlere katıldı, isyanlara tanıklık etti.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Metin Yeğin Arşivi