Enver Topaloğlu

Enver Topaloğlu

Şiirlerde şehirler - 6

Şehirlerin şiirlere nasıl yansıdığına ve imgesel olarak temsil biçimine odaklanarak bir izlenim, kanaat oluşturmayı amaçladık. Çünkü şehirleri şiirin dilinden okumak farklı bakış açısı, duyarlılık imkânı sağlar. Amacımızın hasıl olduğunu sanıyoruz.

Şiirin kapsama alanı geniştir, genelde de hayatın tüm saha ve safhasını kuşatır. Örneğin ağaçtan söz eden şiir, aynı zamanda buluttan, kuştan, sudan, havadan, coğrafyadan, ekolojiden, insandan, uygarlıktan, tabiattan ve devletten de söz eder. Bazen açık, bazen dolaylı biçimde. O nedenle, şiir üzerine, değindikleri kadar değinmediklerini de dahil ederek düşünmek gerekir. Şiir dil işidir. İşçiliğidir. Dilin ulaştığı her yerde şiirin de var olması sürpriz değildir. Öte yandan şiir dildedir deyip kestirip atmamalı, ama şiirin büyük ölçüde dilde olduğu da göz ardı edilmemeli. Şair de şiirde, heykeltıraşın taşın fazlalığını alması gibi dilin fazlalığını alır.

Edebiyat türlerini temelde, birbirinden ayıran dilin işletilme, işlenme biçimidir. Şiirin de edebiyat yapıtlarından farkını oluşturan aynı şeydir. Yani dilin işletilmesi ve işlenme biçimi farkı belirler.

Şehirlerin şiirlere nasıl yansıdığına ve imgesel olarak temsil biçimine odaklanarak bir izlenim, kanaat oluşturmayı amaçladık. Amacımızın hasıl olduğunu sanıyoruz.

Seri yazımızı, bu bölümle sonlandıracağız. Çalışmamız, umarız bundan sonraki benzer çalışmalar için ilham kaynağı oluşturur.

‘GÖÇEBE’

Cemal Süreya şiirde folklorik motiflerin yer almasına pek sıcak bakmaz. Buna karşın bilhassa “Göçebe” kitabında yer alan aynı adlı şiirinde bir yandan folklorik motiflere yer verdiğini bir yandan da Anadolu ve şiir ilişkisine eğildiği görülür. Şair şiirde bazı şehirlerin folklorik özelliklerini birkaç dizelik betimlemelerle vurgulayarak Anadolu gerçeğine dikkat çeker. Şiir için folklorik malzemenin, Anadolu coğrafyasının, yaşantısının, kültürünün nasıl bir kaynak olabileceğine yönelik duygu ve düşüncelerini dile getirir. “Göçebe” başlıklı şiire yazımızın önceki bölümünde değinmiş ve örnek olarak dizeler de alıntılamıştık. “Göçebe”nin tamamının okunmasını önererek şiirden bir başka alıntıyla devam edeceğiz:

İşte eflatun kakalı çocuklar olduğunu Kütahya'da
Ankara’da dokunak Yozgat’ta becerik olduğunu
Van’da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları
İstanbul’da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse
dialektik
Acemi bir bulut bozuyor bütün görüntüyü eski bir şarkı
gibi

Şehirlerin adları verilerek birkaç dizeyle ama ayrı ayrı betimlenmesini şairin “Anadolu gerçeği”yle, oradaki sosyal hayatın fotoğrafına yönelik bir çerçeve oluşturma kaygısıyla alakalı olduğunu söyleyebiliriz.

Şiirdeki iki sözcükle ilgili bir sorumuz ve notumuz olacak: Cemal Süreya’nın “Ankara’da dokunak, Yozgat’ta becerik olduğunu” söylediği nedir? “Dokunak” ve “becerik” sözcüklerinin Türkçe sözcüklerde birebir karşılığı yok. Yerel ağızlardan alınmış bir sözcük mü, yoksa şairin kendi üretimi midir? Ne anlama gelmektedir ya da ne anlama geliyor olabilir? Konuyla ilgili olarak görüştüğümüz Veysel Çolak’ın görüşü, şairin dil sapmalarına örnek olarak değerlendirilebileceği yönünde. Mehmet İşten de hemen hemen aynı kanıda. Konuyla ilgilenenler olacaktır diye kaydediyoruz.

Edip Cansever de “Mendilimde Kan Sesleri” başlıklı şiirinde birtakım şehir adlarına yer verir. Şiirde “Konyanın beyaz Antebin kırmızı düzlüğüne benzer” dizesi de var, ama asıl şu bölüm:

Biz eskiden seninle

İstasyonları dolaşırdık bir bir

O zamanlar Malatya kokardı istasyonlar

Nazilli kokardı

Ve yağmurdan ıslandıkça Edirne postası

Kıl gibi ince İstanbul yağmurunun altında

Esmer bir kadın sevmiş gibi olurdun sen

ÇOCUKLUK ŞEHRİ

İstanbul, Ankara, Diyarbakır, İzmir gibi şehirlerin modern Türkçe şiirin belleğine, deyim yerindeyse mıh gibi çakılmış olduğunu söyleyebiliriz. Yaşantılarının belli bir dönemini ya da çocukluk ve ilk gençlik yıllarını geçirdikleri şehirleri şiirlerine taşıyan şairlerin de katkısını göz ardı etmemek gerekir. Onlar aracılığıyla “uzak”taki şehirlerin modern Türkçe şiirin yakınına geldiğini, dağarcığına girdiğini, farklı şehirlerin şiir halini okuma imkânı bulduğumuzu kaydedelim. Kırklı yılların toplumcu gerçekçi şairlerinden biri olarak adı ön plana çıkan Niyazi Akıncıoğlu, o şairlerden biri. Akıncıoğlu’nun adını şehirlerden alan iki şiiri var. Birinin adı “Edirne”, diğerinin “Bursa”. “Edirne başlıklı şiirin giriş bölümünü okuyalım:

Bir yerde görürsen ki;

Ağır ve edalı akar

dal dal söğütleri öperek

samur üç belik gibi

üç koldan sular;

müjdeler olsun efendim:

Edirne'desin.

Şairlerin çocukluklarını geçirdikleri şehirlere bağlılıkları, şiirlere biraz da çocukluklarına bağlılık olarak yansıyor. Ülkü Tamer’in çocukluk şehri Antep, tam da böyle alır şairin dilinden şiirdeki yerini. Şair için Antep’ten söz etmek çocukluğundan ve hatıralarından söz etmek anlamındadır. Okuyacağımız betikler Tamer’in “Antep Bir Adın Yolculuktu” başlıklı şiirinden:

Yolculuğun nereden başlamıştı senin Antepli

Bir yolculuğun Davut’un demirci dükkânından

Bir yolculuğun Şükrü’nün götürdüğü bayram yerinden

Bir yolculuğun Mehmet Efendi’nin Camlı Kahve’sinden

Bir yolculuğun Nakıp Ali’nin sinemasından

Birçok yolculuğun Nakıp Ali’nin sinemasından

Bir yolculuğun Arasa’daki isimsiz kebapçıdan

Bir yolculuğun Uzunçarşı’daki buzlanmış tuluklardan

Bir yolculuğun Kalealtı’ndaki boya kokularından

Bir yolculuğun Dunlop Garajı’ndaki

dokuma tezgâhlarından

Bir başka yolculuğun

Narlı’daki sivrisinek uykularından başlamıştı senin

(…)

Kavaklık neresiydi, İthaka neresi

Kimdi Odysseus

Antep’ten gidenlerin delisi miydi.

YAKIN DÖNEM ŞİİRİNDEN BAŞKA ÖRNEKLER

Şehirlerin modern Türkçe şiirlerdeki izini sürerken günümüze yaklaştıkça şairin duyarlılığında ve farkındalığında önemli bir değişim görülmüyor.

Yunus Emre’nin de memleketi olarak bilinen Eskişehir’e Enis Batur ve Haydar Ergülen, bir zamanlar yaşadıkları şehir olarak şiirlerinde yer verir. Öğreniriz ki Eskişehir, iki şairin de hayatında önemli bir yer tutuyor. Ancak Eskişehir’in Enis Batur ve Haydar Ergülen’in şiirlerine şehir olmaktan çok “istasyon” olarak yansıdığını da kaydedelim. Başka bir örnek. Yaşamında önemli bir yere ve role sahip olduğu bilinmesine karşın Ankara, Akif Kurtuluş’un şiirlerinin ancak altında yer alır. Öte yandan Ankara’ya şiirinin üstünde yer vermiş şair de yok diyebiliriz.

İzmirli şair Yücelay Sal’ın şiirinde İzmir bir şehir olarak hayli farklı bir bakışla ve yaklaşımla sunulur. “Hayatta Ben En Çok İzmir’i Sevdim” şiirin ilk betiğini okuyalım:

Sarmaşıklardan şelâle

sevdalardan sülâle kurabilen ince belli muhteşem hatunlar

turunç memelerinden birini kurban vererek kavga tanrısı Ares’e

şehirlere şenlik bir kent yeri almışlar karşılığında

öyle bir kent kurmuşlar ki denizin sıfır noktasında

öyle bir kent kurmuşlar ki kadifeden kalesi

Kendisini “Sonradan İzmirli” olarak adlandıran Tozan Alkan da İzmir’e ilişkin duygu ve düşüncelerini, Yücelay Sal’a benzer bir yaklaşımla şiirin optiğinden geçirerek aktarmıştır. Alkan’ın şiirinden bir bölüm aktarıyoruz:

Herkesin İzmir’inin bir adı olmalı, benim İzmir’imin adı sensin
Benim İzmir’imin adı Karantina, Varyant, Güzelbahçe
Dört kez daha fazla mutlu olasın diye
Pagos tepesinin eteklerinde kurdum şehrimi
Ruhu Kadifekale’dir, aklı Damlacık
önü arkası sağı solu sekizbinbeşyüz yıllık yalnızlık
sekizbinbeşyüz yıllık sevgili

Şehir teması kapsamında, odağı İstanbul olan yakın dönem şiirlerinden bir örnek daha sunalım. Turgay Kantürk’ün İlhan Berk’e ithaf ettiği “Son’bul” başlıklı sonesinin son betiği şöyle:

Ko bir anı gibi kırılsın Cadde, ko boynu bükül'
sün Asmalımescit'te şişelerin, ağla sen ve gül!
Yine gül! Dökülsün kurşun kubbeleri Istanbul'un.

Bu satırların yazarının da İstanbul, İzmir’e dair ve çocukluğunun, ilk gençliğinin geçtiği şehirle ilgili şiirleri bulunuyor. “Kalan” başlıklı şiir de onlardan biri. Daha önce yayımlanmamış şiirin tamamını aktarıyoruz:

şu ordu'nun nesi var
ermeni konakları virane
rum evleri baykuş tüneği

gelip geçtiğimiz sokaklarda
gençliğimizin yarım kalan hevesi
kaybolan hayallerimiz var

bahçesinden erik aldığımız
dünkü komşuların hiçbiri
bugün yok
ordunun kanlı çizmesi var

bir zamanlar bebeklerin
paslı usturalarla bile kesilmeyip
zorla koparılmış
göbek bağı

şu ordunun nesi var
asduaz orti'de
baba ocağında misafir
yason burnunda
dalgaların kıyıya attığı
yolcunun efsanesi var

Sunduğumuz örneklerin çoğunu imkânlarımız doğrultusunda erişilebilir, ulaşılabilir yapıtları, kaynakları tarayarak seçtik. Keşke başlıca kaynağımız şehir ya da şehirler temalı antolojiler, seçkiler olsaydı. Örnekleri daha çok seçenek arasından alabilseydik. Olmadı. Çünkü sahası modern Türkçe şiir olan ve değindiğimiz konuyla alakalı kaynak ya da kaynaklar bulunmuyor. Kuşkusuz şehirleri şiirin dilinden okumak, şairlerin optiğinden bakmak farklı bakış açısı, duyarlılık ve farkındalık imkânı sağlar.

İster ana metni oluştursun isterse alt ya da ara metin olsun şiirin şehirlerle ilişkisi daha da artmalı. Şairin konuştuğu bir kürsüsü ya da köşesi ya da meydanı ya da masası; her neyse varsa eğer, o kürsü epeyi zamandır şehirlerdir… Şehirler ayrıca şairin yalnızca kürsüsü değil, dili ve aynası olarak da önemli. Ayrıca, şair hiç değilse arada bir konuştuğu kürsüyü, baktığı aynayı da kullandığı dili de sorunsallaştırmalı… Dünya değişiyor, hayat değişiyor, şehirler de değişiyor. Şiir değişimi yakından takip eder. Yeni şehir şiirleri okuyacağımızı umduğumuzu vurgulayarak bitirelim…

BİTTİ.


Enver Topaloğlu: Türk dili ve edebiyatı öğrenimi gördü. Birçok sanat edebiyat dergisinde şiirleri yayımlandı. Altı şiir kitabı bulunuyor. Cumhuriyet gazetesinde 1993 – 2015 yılları arasında düzeltmen olarak çalıştı. Emekli oldu. Gazete Duvar’de yazarlığa başladı. Beş yıl süreyle cumartesi günleri modern Türkçe şiiri odak alan yazılar yazdı. 10 Eyül 2022 tarihinde Artı Gerçek’te başladığı köşe yazarlığını sürdürüyor. Topaloğlu 2017’den bu yana İzmir’de yaşıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Enver Topaloğlu Arşivi