Son kale!

AKP, İmamoğlu’nun “kumandanlığı”ndaki “son kaleyi” de ele geçirirse artık totaliter rejime doğru ilerlemek için önünde hiçbir engel kalmayacaktır. “Son kale”nin düşmemesi için seferberlik zamanıdır. Bu noktada kesinlikle bölünmemek gerektiğini düşünüyorum

Günlük siyasete ilişkin ilgimi son seçimden itibaren neredeyse tümüyle kaybettim. Televizyondaki ilgili programları görür görmez kanal değiştiriyorum. Hatta diyebilirim ki bu, “ilgiyi yitirmekten” çok, iyice balçıklaşan, bataklığa dönüşen siyasal alana tepki.

KÜÇÜK SİYASET MİDE BULANDIRIR!

Belediye başkan adaylarını, partilerin bu adaylar çerçevesinde oynadıkları küçük oyunları gördükçe midem bulanıyor. 1960’lı yılların başlarından beri bir solcu olarak siyasi alanla her zaman ilgilenmişimdir. 60 yıldır böylesine ilgisizlik içine girdiğimi, neredeyse siyasetten tiksinir hale geldiğimi hatırlamıyorum.

İktidarıyla muhalefetiyle (bu “muhalefet” lafı da onlara pek yakışmıyor ya!) bütün partilerin birbirine neredeyse ikiz kardeş kadar benzediklerini, siyasi arenada top çevirmekten başka bir şey yapmadıklarını, siyasetin ve iktidarın iğrenç kurallarına uygun olarak her türlü oyunu oynamaya hazır olduklarını gördükçe insan bıkkınlıkla “bunlar bu kadarmış, özgürlük adına hiçbir umut görünmüyor” deyip içine kapanmaktan kendini alamıyor.

DİPLOMASİ OYUNU MUYMUŞ?..

Çok mu karamsarım? Olabilir! Ama karamsarlığa yol açanın ne olduğu üzerinde de biraz düşünün lütfen. Bu ülkenin %50’sinin son bir umutla koşa koşa sandığa gidip oyunu kendisine attığı Kılıçdaroğlu’nun, Azerbaycan’da, karşısında başka bir ciddi aday olmayan Aliyev’in tamamen maniple edilmiş seçimi %92 gibi ezici bir oranla kazanması hokkabazlığını görmezden gelerek onu tebrik etmesi mesela. Denecektir ki, efendim bunlar diplomasinin gereğidir. Öyle ya, şu anlı şanlı Enver Hoca da 12 Eylül cuntasının başı Kenan Evren’i “diplomasinin gereği” olarak tebrik etmemiş, hatta Arnavutluk’a davet etmemiş miydi? Kısacası, bu diplomasi denen şey aslında politikanın çirkin yüzünü en net gösteren bir aynadan başka nedir ki?

MAHPUSU ÜZMEYİN!

Mevzu açılmışken bırakın içimi dökeyim biraz. Şimdi adaylıktan çekildi ama Başak Demirtaş’ın 20 gün kadar süren İstanbul Belediye Başkanı adaylığı ihtimali üzerine gazetelerde, sitelerde dolaşan yorumlar tek kelimeyle iğrençti. Ne o, Başak Demirtaş’ın adaylığı Selahattin Demirtaş’ın AKP tarafından serbest bırakılması pazarlığının ürünüymüş. Özet olarak, Başak Demirtaş İstanbul seçimlerinde muhalefeti bölecekmiş, böylece AKP, eski tarihi filmlerde gördüğümüz gibi, “hainlerin” kalenin içinden kapıları açmalarına benzer bir şekilde bu “son kaleyi” ele geçirecekmiş.

Bu pek hinoğlu hince gözüken “plan”ın bu tür kötücül oyunlara yatkın ruhlar tarafından imal edilip ileri sürüldüğüne kuşku yok. Gerekirse ömür boyu hapis yatmayı göze almış insanları, haksız yere hapiste yatmanın değil, bu tür saçmalıkların üzeceği kuşkusuzdur. Bırakın da, o dar alanda hiç değilse gönül rahatlığıyla yatsın insanlar. Mahpusları üzmeyin, günah!

SON KALEYİ SAVUNMAK

Bir ay, yirmi gün sonra yerel seçimler var. Seçimlere hiçbir ilgi duymadığımı belirtmeliyim. Sadece bir sonuç ilgilendiriyor beni: İstanbul Büyük Şehir Belediyesi seçimleri. İştahı yüzüne vurmuş, ağzının sularının nasıl aktığını bile gizleyemeyen AKP bu son kaleyi ele geçirmek üzere bütün güçlerini seferber etmiş, tüm adalelerini sonuna kadar germiş bulunmaktadır.

İmamoğlu’nun “kumandanlığı”ndaki “son kaleyi” de ele geçirirse artık totaliter rejime doğru ilerlemek için önünde hiçbir engel kalmayacaktır. “Komutan”a bayıldığımdan değil, bu kaleyi AKP canavarına karşı savunmak için son bir kez seferber olmanın gerekli olduğunu, bu noktada kesinlikle bölünmemek gerektiğini düşünüyorum. Bunun dışında, diğer illerde, ilçelerde ne olmuş, kim bağımsız girmiş, umurumda değil.

“Son kale”nin düşmemesi için seferberlik zamanıdır. Öyle bir “savunma savaşı” verelim ki, AKP’yi buradan püskürtüp yeniden “Tatar Çölü”ne[1] doğru kovalayalım. Aksi takdirde ülke “çöl”e dönecek.

Belki bu başarı, özgürlükçü halk güçlerinin yeniden toparlanması için bir moral etki de sağlar.

[1] Dino Buzzati, Tatar Çölü, çev: Hülya Tufan, İletişim, 2021


Gün Zileli: 24 Ekim 1946, Ankara doğumlu. 1968 gençlik hareketinde yer aldı. 1990 yılında İngiltere’de sığınmacı oldu. 1992 yılında anarşizmi benimsedi. 2000’li yıllarda altı kitaptan oluşan otobiyografisini yazdı. Romanları, özellikle Sovyetler Birliği’ndeki Gulag kampları hakkında biyografik çevirileri var.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Gün Zileli Arşivi