Enver Topaloğlu

Enver Topaloğlu

Şiir kurmak, şiir yapmak…

Şiir kurmak eylem ve anlam olarak daha çok şiir yazmakla alakalı bir deneyim. Şiir yapmak hem şiir yazma, hem şiir söyleme pratiklerinde içkindir.

Enver TOPALOĞLU


Başlıktaki ifadeye şiir söylemek, şiir yazmak, şiir üretmek, şiir yaratmak ve benzer fiiller eklenebilir. Ama sözün merkezindeki temel eylem ve ifade şiir söylemek ya da şiir yazmaktır. Şiir kurmak eylem ve anlam olarak daha çok şiir yazmakla alakalı bir deneyim. Şiir yapmak hem şiir yazma, hem şiir söyleme pratiklerinde içkindir.

Uzunca bir süredir şiir, daha çok, söyleme eylemi ve edimi olarak değil, yazı deneyimi olarak sürdürülüyor. Yaşantı kent merkezlerinde yoğunlaşmaya başladıktan sonra şiirde de söylemekten yazmaya doğru eğilim hızlandı. Ama şiir söylemekten şiir yazmaya bir kopuşla ve tam anlamıyla geçildiğini söylemek de zor. Çünkü şiirin sözlü ifade kanalları da hâlâ açık. Şiir bir metin olarak, yazıyla kurulmuş bir yapı olarak okunuyor, yorumlanıyor, inceleniyor, değerlendiriliyor, üzerinde düşünülüyor. Yazmanın, söylemekten farklı olduğunu dile getirmek gereksiz olabilir. Ancak bazen gerekmese de ifade, fazla olsun eksik olmasın duygusunun baskısı altında kalabiliyor. Netice olarak konuşmayla, söylemeyle yazma arasındaki dilin ve ifade araçlarının aynı olmadığını belirtip devam edelim.

Şiir yapma ve şiirin yapılan bir şey olup olmadığı meselesinin meşgul ettiği şairler arasında Edip Cansever, en çok dikkati çeken isim olmuştur diyebiliriz. Öyle ki sorunu şiirine bile taşır. Şiirin içinde tartışır. Şairin “Kaybola” başlıklı şiirindeki şu betikte olduğu gibi.

En saklı yerlerinden en güzelliğin çıkıyor
Ansızın doğan hayvanlar gibi güzel
Bakınca bir şiir canlıyorum dünyaya
Yapılan bir şeydir şiir, yuvarlak, kırmızı, geniş
En genişi en kırmızısı o ezilmişler katında
Şimdi bir gizliyi kovuşturuyor
Gözlerinden içeriye üç polis
Deli ediyor onları mısralarımda
Bir karanfil az
Bir karanfil çoğala çoğala.

Şiirin yapılan bir şey olduğuna ilişkin Cansever’in şiire yansıyan düşüncesi bu kadarla kalmaz. Şairin “Bir Şiir Yazılırken” başlıklı şiiri için de şiir yazma kılavuzu gibi denilebilir. Şu betikler adı geçen şiirden:

Küpe çiçeği güneş ister

Yol ağustosun

(Birinci dizeyi bir bahçıvan söyledi

ikinci dizeyi ben)

Haziran bir bardaktır susayana

(İçkiliyken yazmış biri

Yukardaki notların altına)

Elindeki beyaz güllerle

Merdivenlerden çıkan kadın

Çerçevedir bir anlamda

Bir bildiridir

(John Cheever’in bir öyküsünden aldım

Bir cümleyi dört dize yaptım hemen)

O yaz hiçbir söz söylenmedi

Ve bitti her söylenmeyen

(Birinci dize Bachmann’ın Otuz Yaş öyküsünden

Altını rujla çizmiş arkadaşım

Olaysız bir olaydı ikinci dize

Gördüm bir zamanlar seviştiğim kadını

Otururken cam kenarında

Başında bir otelin akşam vakti

Kâğıt peçeteye yazmışım bunları da)

Şiirden ancak birkaç bölüm aktarabildik. Önerimiz şiirin tamamının okunması…

ŞİİR EMEK İSTER

Aslında, şiirin yapılan, kurulan bir şey olduğu savıyla kastedilen açıktır. Yani sözün özü, denilmektedir ki şiir emek işidir; emek ister. Ya da şiir emek işi olmalıdır. Şiirde rastlantısallık olabilir, ama belirleyici bir rol üstlenmemelidir. Bu elbette demek değil ki şiir marangozhanede bir masa gibi ölçülerek, biçilerek hazırlamalı, yapılmalı. Şiir tabii ki de marangozhanede yapılmaz ya da kurulmaz, ama şiir şairin çalışma masasında, çalışma odasında yapıldığında şiir olma ihtimali daha yüksektir. Başka türlüsü için sonuç, şiir gibi görünen söz yığını ya da müsvedde olmaktır.

Şairin masası ya da çalışma odasının nerde olduğu olabileceği ise şairden şaire değişir. Ama her şairin bir çalışma masası, bir çalışma odası vardır dersek gerçeklikten sapmış olmayız. Yine Edip Cansever’den bir örnek verelim. Aktaracağımız betik şairin “Dostlar” başlıklı şiirinden:

Yeni bir yüz müydü ne
Kuru bir bozkırı çıkarıp göğsünden
Yeni yazdığı bir şiiri düzeltiyordur Ahmet Oktay
Alnını dayayaraktan cama
Kalemsiz kâğıtsız yazar çünkü Ahmet Oktay
İçinden geldiği gibi
Ve mısra çeker durmadan, hafifçe eğri sırtını doğrultarak
Nemlenir kimi zaman da gözleri
Şiir yürür, şiir sever, şiir içer mi
Şiir mi
Yürür de, sever de, içer de elbet.

YEDİ YIL SONRA İKİNCİ KİTABI

Şiir kurmak, şiir yapmak sorunsalı vesilesiyle Edip Cansever’e de bir selam göndermiş olduk.

Sözü Edip Cansever’le açtık, ama akışı çevirip, konuyu biraz değiştirip yeni yayımlanan bir kitapla devam edeceğiz.

İsmail Cem Doğru (1975), uzun süredir şiir sathında, şiir safında bir isim olarak tanınıyor, biliniyor. Doğru’nun ilk şiir kitabı “Ara” 2016’da Mühür kitaplığından çıktı. Yedi yıl sonra ikinci şiir kitabı “Çiçek Kokusu İllegal” adıyla yine aynı yayınevinin etiketiyle buluştu okurla.

“Çiçek Kokusu İllegal”de, 2013 ila 2020 yıllarını kapsayan yedi yıllık dönemin otuz şiiri, beş bölüm başlığı altında toplanmış.

“Çiçek Kokusu İllegal” de okurun okuma edinimini, şiir kitaplarının çoğunda olduğu gibi adından başlatıyor. Kitabın adı bize şairin legal olmayan, yasak, yasadışı, dolayısıyla tekinsiz bir alandan konuşacağını ima ediyor. Yani kitabın adı aynı zamanda bir uyarı: Çiçek kokusu yasadışı. Demek ki diyoruz şair, çiçeklerin yasadışı koktuğuna, doğalın ancak yasadışı biçimde var olabildiğine dikkat çekmek istiyor. Oysa çiçeklerin kokmak, kuşların uçmak, suların akmak doğası gereğidir. Şairane söyleyelim; koku çiçeklerin ruhudur. Şairin ima ettiğinden çıkan anlamsa: Yasalar buna, çiçeklerin kokmasına izin vermiyor. Doğallık engelleniyor, doğal olana müdahale söz konusu… Okur olarak bu çıkarımlarla şöyle bir kanıya varabiliriz: Şair, normalin anormalleştiğine yönelik bir tespit yapıyor. Anlaşılan şiirini de bu temel üzerine kurmuş.

Gerçekten de kitabın daha ilk şiiri, konuşkan bir şiirle karşı karşıya olduğumuz izlenimi veriyor. Ancak kitabın meselesini idrak etmek, şiirlerin diline, dünyasına girmek için göz ve kulak temasından çok daha fazlasının gerektiğini anlamak uzun sürmüyor. Diyebiliriz ki şiirler okurdan gayret ve emeğin yanı sıra sabır ve sebat da talep ediyor.

Doğru’nun şiirleri kuzey meyveleri gibi hayli kalın kabuklu. Kuzey meyveleri kalın kabukludur, ama bir hayli de lezzetli olurlar. Kuzey meyvelerinin kabuğu ile “yasadışına dair” olanın dili arasında bir analoji kurmak mümkün diye düşünüyoruz.

Kitabın ilk bölümünden, “Ağır Metal Güncesi” başlıklı şiirin ikinci betiğini aktaralım:

nasıl bir kalabalıksın uzuyor aralık sesine dek

birinin içinde uzanıyor canımın iç sayfalarına,

gözümden çekil, sana uygun değil onca

sonuç odaklı askerlik anısı kadar karamsarım,

gününü gün etme kaygısı için karamsar, güne

gözyaşıyla başlamanın faydası bizi anlatmak

için iki sınav arası açıyor çiçek kokusu illegal

UNUTMAMAK, UNUTTURMAMAK

Genel olarak şiir, modern Türkçe şiirin büyük bir bölümü için de geçerli, bir tür hafıza dolabıdır ya da odasıdır. Şiirin hafıza dolabı olma özelliği rengârenk iplikler bağlanan dilek ağacına da benzetilebilir. Dilek ağaçları da aslında bir tür hafıza kaydı tutar. İsmail Cem Doğru bunu önemsiyor, deyim yerindeyse şiirin hafıza kaydı tutma özelliğinden destek alıyor.

Hükümetin on yıl önce 2013’te, İstanbul Taksim’de Gezi Parkı’nda ağaçların kesilerek alışveriş merkezi yapma planına ve bu yöndeki açıklamalara toplumun büyük çoğunluğu tepki gösterdi ve karşı çıktı. Günler süren protestolar, eylemler gerçekleşti. Bunu niye hatırladık. Geçmiş her zaman yok olup gitmiyor. Ya da geçmiş hiç de kolay geçmiyor. Hele bastırarak hatıradan kurtulmak mümkün değil. Üstelik bastırılanın geri dönüşü genelde patlama biçiminde oluyor.

Toplumsal hafızada “Gezi Direnişi” olarak yer alan süreçle ilgili olgu da öyle. Bilhassa iktidar hatırlanmasını istemiyor. Ancak bazen bir şiir ya da şiirler, geçmişin en dibinde kalmış anı, çıkartıp şimdiki zamanın minesine yerleştirebiliyor. “Çiçek Kokusu İllegal” de tam bunu hedeflemiş. Arka planına kurucu motif olarak “Gezi Direnişi”ni ve sonraki süreci almış.

“Gezi Direnişi” sırasında sokakta olan Ali İsmail Korkmaz, polislerin de katıldığı bir grup tarafından linç edildi. Berkin Elvan ekmek almaya giderken başına isabet eden gaz fişeği sonucu katledildi. Ethem Sarısülük yakın mesafeden ateş açan polis tarafından vuruldu. Abdullah Cömert öyle. Ahmet Atakan, Mehmet Ayvalıtaş öyle…

Troya kuşatıldığında, yıkılırken ve yağmalanırken şair ordaydı. Yaşanan savaşı, kıyım, yıkım onun aracılığı ve anlatımıyla toplumsal hafızaya kaydedildi. (Bu arada Troya’yı anlatan birden çok şair olduğu Homeros’un anonim bir kimlik olduğu da iddia edilmekte.) Sözün özü, tarihsel olayların, kazananların gözünden ve dilinden resmi yazıcılarından başka anlatıcıları da vardır. Çoğu zaman hakikatin kaynağı onların anlatımları olur.

İsmail Cem Doğru, şair olarak sorumluluk üstlenmiş ve on yıl önce yaşanan direnişi kendi dili, biçimi ve biçemiyle şiire aktarmış.

“Bir Ankara Filmi” başlıklı şiirin konusu, Gezi Direnişi sırasında Ankara’da polisin yakın mesafeden ateş ederek katlettiği Ethem Sarısülük. Şu betikler o şiirden:

öyle duruyor yangın anında ankara’nın borçları

sen de söylersin kış her evi sevmiyor ama ethem

bildiğin gibi bazı şeyler ve yeni burçlarla

anlaşamıyor insan sonra ve aslında tarihle

sıkıntısı var sanıyorsan belli ki bir insanın

bir yıldızla iş birliği eylemi bitmek bilmiyor

(…)

dilde durduğu gibi durmuyor, oysa ethem şimdi

bir şiirde öyle dur kımıldama kars’ın doğuda

bir yerlerde öyle durmaya devam etmesi kadar

KÜÇÜK İPUÇLARI

İsmail Cem Doğru, şiirin sağladığı eleştirel mesafede konuşlanarak son yirmi beş yılın hayatı abluka altına alan ve “çiçek kokusu yasadışı” ifadesiyle tanımladığı toplumsal, siyasal, kültürel ortamla ilgili gelişmeleri de alt metin olarak irdeliyor. Doğru’nun iki ana temayı “Gezi Direnişi”ni ve bu süreci kapsayan yirmi beş yılın gelişmelerini iç içe geçmiş iki metin biçimine işlemiş olduğunu da kaydedelim.

“Çiçek Kokusu İllegal”, daha önce belirttiğimiz gibi okur açısından sabır gerektiren bir kitap. Şiirlerin dilsel yapısı, anlatım tekniği okuru adeta düz duvara tırmanmaya zorluyor. “Okuyacaksanız buyurun” deniliyor sanki, “buyurun, bu duvarlara tırmanın, bu engelleri aşın”. Şair niye metinle okur arasına girecek biçimde bariyerler kurar. Şiirleri okunsun istemiyor mudur? Elbette her şiir okunsun diye yazılır. Doğru’nun şiirlerinin okunmasını amaçlamamış olması düşünülemez. Öyleyse sözünü duvar gibi örmesi, adeta piramitler halinde inşa etmiş olmasını nasıl açıklamak gerekir? Şairin bir dizede, birden çok dizeyi üst üste getirmesinden amacı nedir, ne olabilir? İç içe geçen dizeler birbirinin hem gölgesi hem ışığı oluyor. Hayli riskli bir tutum. Çünkü sözün aktarımı, yansıtma, çağrıştırma gibi şiirin öğelerinin işletilmesini sekteye uğratacak bir teknik deneyim. Sorun var elbette. Ama sorunsuz şiir var mı ki? Ya da sorunsuz şiir, şiir midir? İsmail Cem Doğru’nun dizeleri, kitabı oluşturan metin, aldığı riskle şiir olmuş mu? Yanıt: Şiir nedir?

Kitabın son şiiri “Sarkaç” başlığını taşıyor. “Sarkaç”tan bir betik sunalım:

asıl münafık, sulardaki kireç oranı

salça desen masumiyetin simgesi

olacak kişi değil, kabul ama bir biber böle gaz yapsın

sonra bir “mutlu” böyle caz yapsın, kabul sonra

biriniz öpsün gözümden biriniz nişan alsın…

Netice itibarıyla Doğru’nun kitabına dair bizim tanıtma yazısı bağlamında söylediklerimiz okur için en fazla ipucu olabilir. Esas adres elbette “Çiçek Kokusu İllegal”dir.


Enver Topaloğlu: Türk dili ve edebiyatı öğrenimi gördü. Birçok sanat edebiyat dergisinde şiirleri yayımlandı. Altı şiir kitabı bulunuyor. Cumhuriyet gazetesinde 1993 – 2015 yılları arasında düzeltmen olarak çalıştı. Emekli oldu. Gazete Duvar’de yazarlığa başladı. Beş yıl süreyle cumartesi günleri modern Türkçe şiiri odak alan yazılar yazdı. 10 Eyül 2022 tarihinde Artı Gerçek’te başladığı köşe yazarlığını sürdürüyor. Topaloğlu 2017’den bu yana İzmir’de yaşıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Enver Topaloğlu Arşivi