Ne Mutsuz Yunanım Diyene!

Nikos Dimu’nun ‘Ne Mutsuz Yunanım Diyen’ kitabını çeviren Herkül Millas, “Dikkatli okuyucudan benim beklediğim, Yunanların kusurlarına bir aynaya bakar gibi bakmalarıdır” diyor. Baktık ve gördük.

Nikos Dimu, Ne Mutsuz Yunanım Diyen!, Çev: Herkül Millas, İstos, 2017 (ilk Yunanistan basımı: 1975)

1935 doğumlu Nikos Dimu, bu son derece ilginç kitabını, Yunan cuntasının devrilmesinden bir yıl sonra, 1975 yılında, 40 yaşında yayınlamış. “1975 Baskısına Not”unda, “Burada okuduğunuz görüşler diktatörlük döneminin son yıllarında dağınık düşünceler olarak kaleme alındı” (s. 13) diyor. Yunan ve Türk kültürleri arasındaki köprünün temsilcisi diyebileceğim, ta 1971 yılından arkadaşım Herkül Millas bu küçük (78 sayfa) ama derin ve kapsamlı kitabı 1994 yılında Türkçeye çevirmiş, kitabın İstos Yayın tarafından basılması ancak 2017 yılında mümkün olmuş. Kitap, Yunanistan’da 100.000’i aşan baskıya ulaştığı gibi, birçok dilde de basılmış.

Kitabın en dikkat çekici özelliği, Yunanlıların belli başlı zaaflarını, son derece ironik bir dille ve açık sözlülükle, aforizmalar biçiminde ele almasıdır. Bu açık sözlülük elbette Yunan halkı için büyük bir kazanımdır. Uluslar, böbürlenerek değil, kendilerini açık bir şekilde eleştirerek yükselirler. Bizim için söylenecek olanı ise, Türkçe çeviriye yazdığı kısa “Çevirmenin Notu”nda Herkül Millas şöyle ifade etmiş: “Dikkatli okuyucudan benim beklediğim, Yunanların kusurlarına bir aynaya bakar gibi bakmalarıdır.” (s.7)

Bakalım, ne göreceğiz?

İSTEK VE GERÇEK ARASINDAKİ UÇURUM

Nikos Dimu, “İnsan Olmanın Mutsuzluğu” bölümünde, “… mutsuzluğu, istek ile gerçeklik arasındaki uçurum olarak tanımlayabiliriz” (s. 19) “Yunan, isteği ile gerçekliği arasındaki uçurumu genişletmek için elinden geleni yapar” (s. 25) diyor.

Bu izlek üzerinden yürüyelim…

“Yunan her daim duygusal bir salınımın içinde yaşar – coşkunluk ile yılgınlık arasında. Bunun bir sonucu: kendini tanıma ve eleştirmekten kesinkes yoksun oluşu.” (s. 25)

Nikos Dimu, “Kendi yüzlerini aynada görebilmiş … kaç Yunan var?” (s.27) diye soruyor ve ekliyor: “Yunan, portresini çizmiş olan ‘Yunan düşmanlarını’ hiçbir zaman affetmemiştir.” (Dipnotta verilen bilgiye göre, örneğin Yunanistan dağlarındaki eşkıyaları anlatan Fransız Edmond About’un Dağların Kralı -1857- romanı, Yunanlılar tarafından yeni kurulan “ulus devlete” bir hakaret olarak algılanmış).

MUTSUZLUĞUNDAN MUTLU OLMAK

“Yunan her alanda hakikatten bihaber kalmaya çalışır. Sonra da hakikatten bihaber olduğu için mutsuz olur (ve sonra mutsuzluğundan mutlu olur.)” (s. 27) diyor Dimu ve şöyle devam ediyor: “Aslında Yunan gerçekliğe aldırmaz. Ekonomik imkânlarının iki katı üstünde yaşar. Yapabileceklerinin üç katını vaat eder. Gerçekten bildiklerinin dört katını biliyormuş, gerçekten hissettiklerinin beş katını hissediyormuş gibi davranır.” (s. 28)

Dimu’ya göre, “Abartı… Yunanlılar için bir yaşam biçimidir.” (s.28) “… mutsuzken mutlu gibidir. Her şey yolundayken ise rahatsız ve uyumsuz hisseder. Mutsuzluk nedeni yoksa, arayıp bulacaktır.” (s. 30) “… mutsuz ya da tehdit altında olduğu anlar en iyi zamanlarıdır. Kriz ve çatışma onu güçlendirir.” (s. 31)

YABANCI DÜŞMANI VE YABANCI UŞAĞI

Eğitim sistemi, “antik ataları öylesine skolastik bir huşuyla ele almaktadır ki, onları yüce ve yaklaşılmaz kılmaktadır” (s. 35) diye yazan Dimu, “üstünlüğümüzü vurgularken”, “Öteki halkları … kıskanıyoruz” der: “Yalnızca (Turistik anlamda) konuksever değil, aynı zamanda yabancı hayranı, yabancı düşmanı ve yabancı uşaklarıyız.” (s. 37)

“Kayıp Yüz” bölümünde Dimu, bir türlü “kendisi olamayan” bir ulusun kompleksleri üzerinde durur. “Farklıyız. Ama yine de can havliyle bir yerlere dahil olmak için çaba gösteriyoruz… Her zaman kendimiz olmak yerine bir yerlere ait olmaya çalıştık.” (s. 39) “… Komşularımıza kin duyduk… Onlara benzemediğimiz için.” (s. 40) “Yüzü olmayan, kimliksiz bir halk gibiyiz. Gerçekten olmadığı için değil, aynaya bakmaya cesaret edemediğimiz için yüzümüz yok.” (s. 41)

ULUSAL AŞAĞILIK KOMPLEKSİ ve ABARTI

Aşağılık kompleksinin öbür yüzü kendini abartmaktır: “Derinlerde bir yerde (bizde yarattıkları) bu milli kompleks, Yunan abartısı’yla buluşur. Özgüvenden yoksun olan kişi abartıya meyleder. Hissettiği eksikliğin etkisi. Abartı bunu aşmanın çabasıdır. Eksik olanı fazla olanla tamamlama.” (s. 43)

Abartı mitlerle beslenir: “Mitlerden kurtulma ve yeniden adlandırmalar lazım bize. Ve özellikle soyumuzun boyalar altında görünmez kalmış hakiki yüzünü ortaya çıkaracak, gerçeğe dayalı, yeni bir eğitime gerek var.” (s. 45) “Kendimize dair mitler yaratırız. Sonra da mutsuz oluruz, çünkü (kendi yarattığımız) bu mitlerle kıyaslandığımızda oldukça bayağıyızdır.” (s. 47) “… tiranlar iktidarı kaybedince ya da yabancılar çekip gidince ayağa kalkıp … ‘biz kovduk!’ diye bağırıyoruz.” (s. 47)

“YABANCI MÜDAHALE” MİTİ

Mitlerin sonu gelmiyor ve en dikkat çekici mitlerden biri Dimu’ya göre şu: “Bir mit daha: ‘yabancı müdahale.’ Çağdaş Yunanlar kendi paylarına düşen sorumluluğu üstlenmeyi hiç istememişlerdir. Kabahat hep başka birilerindedir: ‘İngiliz parmağı,’ Intelligent Service, NATO, CIA…” (s. 48)

Ya entelektüel hayat: “Yunanistan, yazarın kitabını yayımlamak için kendi cebinden para ödediği ve sonra ‘yazarlık gelirleri’ için vergilendirildiği tek ülkedir.” (s. 64) Kitabın yazıldığı 1975 yılında tek olabilir ama bugün benim bildiğim en azından bir ülke daha var!

Ve şık bir bitiriş: Yunan, “Nadiren güler… Oysa gülmek, insan özgürlüğünün belki de tek kanıtıdır.” (s. 50)

Baktık ve gördük!


Gün Zileli: 24 Ekim 1946, Ankara doğumlu. 1968 gençlik hareketinde yer aldı. 1990 yılında İngiltere’de sığınmacı oldu. 1992 yılında anarşizmi benimsedi. 2000’li yıllarda altı kitaptan oluşan otobiyografisini yazdı. Romanları, özellikle Sovyetler Birliği’ndeki Gulag kampları hakkında biyografik çevirileri var.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Gün Zileli Arşivi