Enver Topaloğlu

Enver Topaloğlu

Gülten Akın’a selam

Gülten Akın kaynağı halk şiiri olan bir ikinciyenicidir. Kaynağın imkânlarını motif ya da bezeme amaçlı kullanmaz. Halktan, halkın içinden biri olarak tavır alır. Yereldeki “evrensele” yoğunlaşır.

Şiiri tanımlamak mümkün. Ancak her durumda ve koşulda geçerli olacak biçimde mutlak bir tanım getirmek olası değil. Şiir söz konusu olduğunda her tanım eksik kalır, kalacaktır. Şiir biraz da bu nedenle şiirdir. Kısaca söyleyelim; şiiri tanımlamaya çalışmak, beyhude demeyelim, ama müşkül iştir. Bazen kolaylık olsun diye yine de tanımlamak gerekebiliyor. Örneğin şiir, “durup ince şeyleri anlamaya” eğilimli olanların dilidir diyebiliriz.

“İnce şeyleri” anlamak için çaba göstermenin, merak duymanın, zaman ayırmanın önemine dikkat çeken şair denildi mi Gülten Akın, akla gelen ilk isimdir. Çünkü Gülten Akın “ince şeyler”in önemine dikkat çeken, değerinin bilinmesini, modern Türkçe şiirde vurgulayan isim olarak ilktir. Akın’ın “İlkyaz” başlıklı şiirinin girişindeki Ah, kimselerin vakti yok / Durup ince şeyleri anlamaya” dizeleri, “somut koşulların somut tahlilini” yansıttığı kadar gelecekte yaşamın nasıl bir yöne doğru evrileceğine yönelik şair sezgisini de ifade eder.

Gülten Akın, yalnızca şiirleriyle yaşayan bir şair olduğundan bu yana (4 Kasım 2015) sekiz yıl oldu. Öte yandan onun, modern Türkçe şiirdeki yeri ve varlığıyla çok uzun süre yaşayacak bir şair olduğunu söylemek için yapıtlarına bakmak yeterlidir.

Şairin yaşamını yitirmesinin ikinci yılında yazdığımız ve Gazete Duvar’da yayımlanan “Kara Saçlarını Kesen Gülten Akın” başlıklı yazımızda “Kimi şairler var olana, verili olana kendi şiirsel anlayışlarıyla birlikte eklemlenir. Kimi şairler tüm düzeni yerle bir eder, yeni ve kendisine ait bir şiir kurar” ifadelerini kullanmıştık. Yazı, “Gülten Akın, İkinci Yeni dalgasının yükseldiği, eski şiirin ve düzeninin yıkılıp yerine yeni bir şiirin kurulduğu dönemde başlar şiire. 1953’te yazılmış ‘Bir Mevsim Bir Dal İki Serçe’de, yeni şiire dair her şey vardır” tespitiyle devam ediyor. Bir ara not düşelim. Okuyacağınız metnin bundan sonraki bölümü için, bahse konu yazımızı, özünü değiştirmemekle birlikte gözden geçirerek ve kısaltarak kaynak metin olarak kullandık. Bir şiirle devam edelim. “Bir Mevsim Bir Dal İki Serçe” başlıklı şiirin ikinci dörtlüğünü paylaşalım:

Biz dalda iki garip serçe

İki kişi birbirini anlıyordu

- Çiçeklere dokunmak yasak -

Bekçi yalan söylüyor biliyorduk

KARA SAÇLARINI KESER VE ŞİİR YENİ BİR SES KAZANIR

Gülten Akın’ın şiire başladığı dönemde İkinciyeni dalgası da yükselmektedir. Dalganın kimi, nereye sürükleyeceği biraz da şairine bağlıdır. O, genç bir şair olarak nerdeyse hiç sürüklenmeden, kendi şiirinin adasına çıkmayı başarır. Belki de daha başlangıçta İkinciyeni dalgasıyla olsun, daha önceki şiir birikimiyle olsun, başa çıktığı takdirde var olacağını sezmiştir. Bunun anlamı kendi şiirini yaratması demektir. Genç şairin bir başka özelliği de şiire giden değişik ve yeni yollar arayışında olmasıdır. Amacını şiir olarak belirleyen ve bu hedefe doğru yürümekte ısrar eden her genç şair, menziline ulaşır. Gülten Akın’ın “tez zamanda” kendi şiirini kurduğunu görüyoruz. Öyle ki ikinci kitabı “Kestim Kara Saçlarımı” (1960) yayımlandığında, hedeflediği şiirin eşiğini çoktan aşmıştır.

Gülten Akın da Cemal Süreya, Ece Ayhan, Ülkü Tamer gibi İkinciyeni dalgasının içinden çıkan şairlerdendir. Öte yandan bir parantez açarak şunu da belirtelim: İkinciyenici olarak bilinen Edip Cansever, Turgut Uyar, İlhan Berk gibi şairler İkinciyeni dalgasına sonradan dahil olmuşlardır.

İKİNCİYENİ İÇİNDE FARKLI BİR SES

İkinciyenicilerin bir özelliği de hepsinin birbirinden farklı olmasıdır. Gülten Akın da farklı bir ses olarak içindedir İkinciyeninin. Onun, ilk şiirlerinden itibaren İkinciyeni içerisinde farklılık, önceki kuşakların birikimi ve deneyimi karşısında da özgünlük sağlayan önemli bir özelliği vardır. Bu özellik şiirinin kaynaklarından ileri gelmektedir. Şiirinin kaynakları bir şairi nasıl özgün yapar sorusunun yanıtı merak edilebilir. Gülten Akın’ın şiirleri, bu sorunun aslında hiç de çetrefilli olmayan yanıtını tüm açıklığıyla verir.

Akın’ın ikinci şiir kitabı olan “Kestim Kara Saçlarımı” 1960’ta Yeditepe Yayınları tarafından yayımlanır. Şair ikinci kitabında kara saçlarını keser ve modern Türkçe şiir bir daha kaybetmeyeceği yeni bir ses kazanır.

KAYNAK HALK ŞİİRİ BİRİKİMİ

Başlangıcında olduğu gibi sonraki dönemlerde de modern Türkçe şiirin Fransızca, İngilizce, Almanca gibi dillerin, bu dillerde yazan şairlerinin etkisinde kaldığı ve o etkiyle geliştiği görülür. Akın, İkinciyeni dalgası içerisindeyken ve sonrasındaki süreçte de şiiriyle ilgili kaynaklarının çoğunu Türkçenin kapsama alanında bulmuş bir şair olmuştur. Örneğin başlangıçta o, kaynağı halk şiiri olan bir İkinciyenicidir. Bunu onun poetik tutumu açısından önemli ve ayırt edici bir özellik olarak kaydetmek gerekir.

Gülten Akın’ın Türkçenin, Türkçe şiirin kaynaklarıyla bağlantısı ve daha da önemlisi keşfi önemlidir. Keşfi evet; çünkü Gülten Akın aynı zamanda Türkçenin halk şiiri birikimini de keşfe çıkar. Ancak tavrı, kendisinden önce bu girişimi başlatmış olan folklorik kaynakları, geleneksel imkânları kullanan isimlerden farklıdır. Onun halk şiiriyle kurduğu ilişki örneğin ne Cahit Külebi’ye, ne Bedri Rahmi Eyüboğlu’na benzer. Her şeyden önce kaynağı karşısında elitist, hegemonik, hiyerarşik, “merkezci” bir yaklaşım içinde değildir. Kaynağının imkânlarını motif ya da bezeme amaçlı kullanmaz. Halktan, halkın içinden biri olarak tavır alır. Belki şöyle de ifade edilebilir. Yereldeki “evrensele” yoğunlaşır. Kendisinde içkin olan dili ve birikimi çağın şiir anlayışı doğrultusunda geliştirir, dönüştürür, günceller ve şiire aktarır.

DİLİN HAMURUNDAKİ ŞİİR

Türkçenin en önemli kaynakları olarak Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Karacaoğlan gibi halk şairlerinin şiirleri ve halk edebiyatının diğer ürünleri gösterilir. Kısaca Türkçe dili halk şiiri ve edebiyatı denilen kaynağın ürünüdür desek yeridir. Bu bilgi şiirin Türkçe için ne derecede önemli olduğunu işaret etmesi bakımından da önemlidir. Gülten Akın dilin hamurundaki şiiri keşfetmiş, kendisini orayla sıkı sıkıya ilişkilendirmiştir… “Göl” başlıklı şiirindeki şu iki dizenin de bize söylediği gibi:

dilini denedim

gömü diplerdeydi, yüzeyi açıkladı

Eğer Gülten Akın’la, onun şiiri ve yapıtlarıyla ilgili konuşuyorsak öncelikle kaynaklarını, dilinin kökensel bağını hatırlamamız gerekir. Çünkü o modern Türkçe şiirde, ilk döneminden son anına kadar kaynaklarıyla teması sürekli ve sıcak tutarak sürdüren bir şair olmuştur… Bunu şairin “Ters Çingene” başlıklı şiirinin sonundaki şu iki dizesiyle de örneklemek mümkün:

Hallac kendim, Nesimiyim, öyle inandım ki

Tenimin dışına çıktım

ŞAİR VE BAŞKALDIRI

Gülten Akın şiire bir başkaldırıyla girmiş bir daha da ne başkaldırıdan vazgeçmiş ne de şiirden ayrılmıştır. İsyanının nedenini, niçinini, nasılını ise daha ilk kitabında yer alan şiirlerinde bulabiliriz. “Evdeki Kadının Şiiri” de onlardan biri. Şiirden bir betik aktaralım:

saklayıp başını bağasına

ölü gibi dursun istendi

öteki kadınlar bir yerlerden

şakıyıp gelirlerdi

bakışlar, bir erkek bir kadın

yoğun elektrik, havai sözler

o dışa düşendi

İsyan burcundan seslenen şair aynı zamanda kayıt tutar. İşte “Gece Şiirleri”nden bir dörtlük:

Geceyi ilkin kim gördü

Sirvatla agopla mariyle biz

bi tuhaf günlerdi, sınıf

hepimiz ilkokuldaydık

ŞAİRİN DİLİNİN TARİHİ VE COĞRAFYASI

Aktardığımız dörtlüğü cumhuriyetin yüzyılına ilişkin bir yakın tarih anlatısı olarak da okuyabiliriz. Şunu da okuyabiliriz: Acı da, yas da, keder de bireysel olduğu kadar toplumsaldır. “Kent Bitti” başlıklı şiirinde de dile getirildiği gibi. Şiirden bir bölüm sunalım:

erkekler

kanına alkolden kıymıklar batıran

erkekler doğuyor çılgınlıklarından

kadınlarsa

kapatıp kendilerini rahimlerine

sırlarıyla oynuyorlar

ÖNCÜ KADIN ŞAİR

Herkesin, her şeyin, dilin, şiirin, geçmişin, geleneğin, kültürün, iktidarın, muhalefetin, hatta kadının bile erkek olduğu bir dönemde ve ortamda Gülten Akın’ın şiir yazması, yayımlatması her şeyden önce bir cesaret örneği ve elbette bir isyandır. Hem cesareti hem de kadın olarak söz alıp şiirde “ben de varım” demesi, üstelik bunu kadın sesinden, duygularından, duyarlılığından, farkındalığından ödün vermeksizin gerçekleştirmesi çığır açıcı bir girişimdir. Zorluklarına, engellerine karşın Gülten Akın, modern Türkçe şiirde üstelik öncü kadın şair olarak gerekeni yapmıştır. Eğer onun şiiri üzerine düşünüyor, yorum yapıyorsak bu gerçeğin altının da mutlaka çizilmesi gerekir. Şairin ilk kitabının adı da olan “Rüzgâr Saati” (1956) başlıklı şiir, kadın duyarlılığını ve tavrını yansıttığı tipik bir örnek oluşturur. “Rüzgâr Saati”nden bir bölüm paylaşalım:

Adam senin böyle ilk gündüzden

Sulayıp biçtiğin çayır çimen

Üç güne kalmaz tazelenir

Adam senin böyle kuşluk vakti

Ürküttüğün serçeler -iş olsun-

Akşama kalmaz unutur

Benim bir nokta kırılmışlığım

Gözlerimin ardında büyür durur

GÜLTEN AKIN’IN ŞİİRİNDE NELER VAR…

Gülten Akın’ın şiirinde sahneler vardır. Kederden boğulurken de, umudu savunurken de duygu ve düşünceler yaşam pratiğinin gerçekleştiği bir sahneye dönüştürülür. Aktaracağımız dizeler “Mise En Scene” başlıklı şiirinden:

Güz kalsın esneyen kediler kalsın

Balkon çünkü ikisi içindir.

Sahne balkon. Kadın adam

Hasret ikisi arasında

Esmer, görünmeyen bir fotoğraf

Duvarda havada sarmaşıklarda

Kırda yoksul ve yoksun kalmış bir umutla yoksulluktan kurtulmak için göçtüğü kentte yoksul, ama sadece yoksul değil, aynı zamanda yoksun da olan halkın yaşantısında ne varsa Gülten Akın’ın şiirinde de o vardır. Acı vardır, yas vardır, göç vardır, hasret vardır, ayrılık vardır, keder vardır. “Korkak Kadınlar”, kederli anneler vardır. Şu betik “Korkak Kadınlar Şiiri”nden:

Onlar için pazarlar, erkekler

sevda ile sıkıntı arasında

bir gider bir gelirler

Sözü uzatmaya gerek yok. Gülten Akın’ın şiirinde yaşamında, dahası yaşamda ne varsa o vardır. Gülten vardır, Gülten’in Gülten’e akını, o akındaki bakışı vardır. Şu iki dizede dile getirildiği gibi:

Bende bir Gülten kaldı

Hangi bağa diksem yabancı

ZAMANA KARŞI GENÇLEŞEN ŞAİRLERDEN

Modern Türkçe şiirde yaşı seksenleri aşıp doksanlara kadar ulaşan şair azdır. O azlarınsa son dönem şiirlerinde gittikçe gençleştiklerini, gençlerden daha genç şiirler yazdıkları görülür… Gülten Akın da yaşlandıkça İlhan Berk gibi, gençlik yaşını hep içindeki çocukla konuşarak koruyan Fazıl Hüsnü Dağlarca gibi zamana karşı gençleşen şiirlerin şairi oldu. 1995’te yayımlanan ve kitaba adını veren şiirde şöyle diyordu:

Bir roman kadar uzun bir tümce

-sonra işte yaşlandım

Seksen iki yıllık yaşantısını şiir ekseninde sürdüren Gülten Akın, yazma amacını ve serüvenini “Leke” başlıklı şiirinin ilk betiğindeki şu dizelerle özetlemiş gibidir:

Çağın en karmaşık yerinde durduk

biri bizi yazsın, kendimiz değilse

kim yazacak

sustukça köreldi

kaba günü yonttuğumuz ince bıçak

GERÇEKLİKLE KURULAN TRAJİK İLİŞKİ

Ölüm onu şiirin belleğinden, ne kadar zaman geçerse geçsin silip atamayacaksa, nedenlerden biri de gerçeklikle kurduğu ilişki biçimidir. Dahası gerçekliğin içerdiği trajediyi şiirleştirmiş olmasıdır diyebiliriz. Bir başka neden de koşullar ne olursa olsun, umudu savunması ve bunu bıkmaz, usanmaz bir tutkuyla şiirine taşımasıdır. O ezilen halkın, halkların tarafında şair olmayı seçerek, şiirini de bu taraftarlığa yaslayarak genişletmiş, derinleştirmiştir. Modern Türkçe şiirin kurucu şairlerinden Gülten Akın’ı saygıyla selamlıyoruz.


Enver Topaloğlu: Türk dili ve edebiyatı öğrenimi gördü. Birçok sanat edebiyat dergisinde şiirleri yayımlandı. Altı şiir kitabı bulunuyor. Cumhuriyet gazetesinde 1993 – 2015 yılları arasında düzeltmen olarak çalıştı. Emekli oldu. Gazete Duvar’da yazarlığa başladı. Beş yıl süreyle cumartesi günleri modern Türkçe şiiri odak alan yazılar yazdı. 10 Eylül 2022 tarihinde Artı Gerçek’te başladığı köşe yazarlığını sürdürüyor. Topaloğlu 2017’den bu yana İzmir’de yaşıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Enver Topaloğlu Arşivi