Bilmez Hocadan Tarih Tersleri

Bilmez Hocadan Tarih Tersleri

Türkiye'de demokrasinin dinamikleri

Türkiye'de bir rejim olarak demokrasi, tarihsel olarak modernleşmenin bir parçası ve küresel konjonktürdeki değişimlere paralel şekilde ortaya çıkmış ve gelişmiştir.

Küresel krizin bir parçası olarak Türkiye’de yaşanan demokrasi krizinin kökenlerini ararken işimize yarayacak bir genel tablo ortaya koymaya çalıştığım bu köşede, bu tablodan yararlanarak Osmanlı imparatorluğu ve Türkiye’deki demokrasi tarihiyle ilgili bazı genel gözlemler ve tespitler sunacağım. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bir rejim olarak demokrasi, tarihsel olarak modernleşmenin bir parçası ve küresel konjonktürdeki değişimlere paralel şekilde ortaya çıkmış ve gelişmiştir.

Bu yazıda tüketici bir liste çıkarmayı veya detaylı bir analiz sunmayı amaçlamadığımı söylemeliyim.

Daha sonra belli dönemler üzerine ve herhangi bir dönemde belli vakalar veya olgular hakkında yazarken umarım bunu yapmak mümkün olacak.

DÖNEMLER-ÜSTÜ İLK GÖZLEMLER VE TESPİTLER

Darbeler ve Geçici Darbe Rejimleri

Bu tablodan yola çıkarak sergilenebilecek genel gözlem ve genel tespitlerden ilkine daha önce yer vermiştim: 1876 yılından itibaren görülen darbelerin, rejimin rayına sokularak yeniden sivillere teslim edilmesi iddiasıyla gerçekleştirildiği görülüyor. Yani bu darbelerin hiçbirinde kalıcı darbe rejimi/askeri rejim niyeti ve uygulaması söz konusu olmamış. Modernleşme sürecinin ilk ‘ürünleri’ ve zamanla en radikal temsilcileri olarak ve zamanla modern ‘kazanımlar’ın bekçisi olarak asker/ordu, bir yandan modern rejimin, diğer yandan modernleşmenin bir parçası olarak küresel konjonktürdeki değişimlere paralel olarak zamanla ortaya çıkan ‘demokrasi’ inşasının vasiliğini üstlenmiş gibi görünmektedir!

Sivil Diktatörlükler

Askeri darbe karşıtlığının iktidar ve toplumun tüm kesimleri nezdinde pek bir moda olduğu, ama sivil diktatörlük inşa etme sürecini başarıyla yürüten bir iktidar altında yaşadığımız bir zamanda, tarihsel süreç tablosunun kuş bakışı bir analizinin göstereceği önemli bir nokta modern dönemde parti diktatörlüklerinin, çoğu zaman askeri rejimleri aratmadıkları gerçeği oluyor. Görece daha geniş kitle tabanı ve popülist söylemiyle faşizan rejimleri andıran parti diktatörlükleri, üç farklı şekilde karşımıza çıkabiliyor.

Çok Partili Sistemde Çoğunluk Partisi Diktatörlüğü olarak adlandırabileceğimiz bunlardan birincisinin ilk örneği güya padişah (II. Abdülhamit) despotluğuna karşı örgütlenmiş İttihat ve Terakki Cemiyeti/Fırkası’nın 1913-1918 arasındaki diktatörlük rejimi oldu. İkinci Dünya Savaşı sonrası yeni dünya düzenine uyum anlayışıyla gerçekleşen küresel demokrasicilik politikasının parçası olarak Cumhuriyet Türkiye’sinde çok partili rejime geçiş sürecinde (1945-1950) CHP’nin tutumu tek parti döneminden kalma diktatörlüğün revizyonundan ibarettir. Bu durum çok partili sistemde ‘çoğunluk partisi diktatörlüğü’nün ikinci örneğini oluşturur. Büyük demokratikleşme heyecanıyla başlayan Demokrat Parti rejimi de (üç-dört yıllık bir demokrasi rüzgarından sonra) en azından 1953-60 yılları arasında “çok partili sistemde çoğunluk partisi diktatörlüğü” inşasında üçüncü örnek olarak karşımıza çıkıyor. En son dördüncü örnek olarak, 2013/15 ile 2020’ler arasında AKP-MHP iktidarı deneyimini sayabiliriz.

Bir süredir AKP önderliğinde mevcut rejimin parti-devlet inşasına yöneldiğini iddia edebiliriz, ama bunun ilk (ve umarız son) ‘başarılı’, yani inşası tamamlanmış örneğini 1923-45 yılları arasındaki CHP dönemi oluşturur. Bu dönemin aynı zamanda ülke tarihindeki yegâne tek parti diktatörlüğü dönemi olduğunu unutmamak gerekiyor.

Birer ‘Açılım Paketi’ Olarak Tanzimat (1839) ve Islahat (1856) Fermanları

Tanzimat Fermanı (1839) ve Islahat Fermanı’nı (1856) 2000’lerde Türkiye’de örneklerini gördüğümüz ‘açılım’ ilanları ile benzer nitelikte birer genel program, niyet mektubu veya kararlılık deklarasyonu olarak görebiliriz. Bu iki metin, özellikle temelde yatan can ve mal özgürlüğü ile devlet ve yurttaşın karşılıklı görev ve yetkileri gibi modern devlet-yurttaş ilişkileri ve halkın devlet önünde eşitliği bağlamında dolaylı da olsa Osmanlı demokrasi tarihinin ‘başlangıç’ noktaları olarak alınabilir. Bu metinler herhangi bir yasal düzenleme anlamına gelmediği gibi, vaad ettiği yasal düzenlemeler de tamamen hayata geçirilmemiştir. Hayat geçirilenler de genelde inişli çıkışlı bir süreç sonunda, ancak uzun bir süre sonunda rayına oturmuştur. Bu anlamda, Osmanlı-Türkiye demokrasi tarihi, adeta bir ‘açılım programı mezarlığı’nı andırır.

Özellikle modernleşme süreci için Tanzimat ve Islahat Fermanları birer geçerli başlangıç noktası olarak alınabilir, ancak demokrasi tarihinin asıl başlangıcı için 1860’ların ikinci yarısını beklemek gerekir. Nitekim, demokrasi tarihinin dönemlendirmesinde belirleyici olan devlet/merkez değil, sivil/periferi olandır. Bu dönem, coğrafi olarak periferinin gücünün eritildiği, merkeziyetçiliğin en başarılı olduğu, yani (geleneksel) ademi merkeziyetçi katılımcılık olasılığının geri dönüşü olmayacak şekilde ortadan kaldırıldığı bir zamandı. Bu dönemin demokrasi tarihi başlangıcı açısından önemi (erk ilişkileri bağlamında mecaz anlamda ‘periferi’ diye adlandırabileceğimiz) modern eğitimli aydın zümrelerinin, halk veya kamuoyunun (henüz potansiyel) gücüne dayanan, daha doğrusu dayandığını iddia eden yeni güç odağı adayı olarak, birinci muhalefet kuşağının (‘Genç Osmanlılar’) ortaya çıkmasıdır. Demokrasi tarihinin dönemlendirmesinde, cumhuriyet ve demokrasinin temelini oluşturan meşrutiyetçilik (anayasacılık ve parlamentarizm) fikrinin ortaya çıkışı ve bu noktada sivil muhalefetin ve mücadelenin belirleyici olması, Cumhuriyet döneminde yaşanan üç ‘bahar dönemi’ni anlamamıza da yardımcı olacaktır.

Demokrasi Baharları

Sadece Cumhuriyet tarihi için kullandığım ‘demokrasi baharı’ dönemlerinden ilk ikisi (1961-1971 ve 1973-1980) öncelikle sivil demokrasi mücadeleleri ve kazanımlarıyla ilgilidir. Yani demokrasi baharı kavramı her şeyden önce muhalefetin güçlenmesi, siyaset yapabilmesi ve bu sayede halkın karar sürecine katılım isteğinin artması bağlamında kullanılmaktadır.

2002-2013 yılları arasındaki ‘üçüncü bahar’, Kürt hareketi başta olmak üzere 1990’larda verilen sivil toplum mücadelesinin sonucudur. Yani, devlet-dışı ve erk-dışı aktörlerin (kadın, azınlıklar, gençlik işçiler, vb.) sahneye çıkmaları ile verdikleri mücadele ve elde ettikleri kazanımlar ve bunun yarattığı umutla ilgilidir ‘demokrasi baharı’.

Ayrıca büyük bir ekonomik kriz nedeniyle yaşanan kırılmanın ardından iktidara gelen AKP’nin liberal reformlar konusundaki kararlılığı ve Avrupa Birliği üyelik ihtimalinin sağladığı motivasyon da bunda belirleyici rol oynamıştır elbette.

Her biri ayrıca ele alınacak bu dönemlere demokrasi baharı adı verilmesinin çok önemli bir nedeni de (kıştan yaza geçiş dönemi olarak) her seferinde baharların tamamlanamamış süreçler olarak yaşanmış olmasıdır.

Kısaca, geçici baharlara mahkum bir demokrasi tarihinin söz konusu olduğunu söyleyebiliriz.

Anayasa ve Parlamento Tarihi

Önce anayasacılık ve parlamentarizm (meşrutiyetçilik) tarihine baktığımızda, genel tabloda özellikle belirtmediğim, 1876, 1921, 1924, 1961 ve 1980 anayasalarının her birinin demokratikleşme sürecinde radikal kopuşlara yol açan dönüm noktaları olarak ayrı ayrı (söz konusu dönem bağlamında) ele alınması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Aynı şekilde 1877-78 arası I. Meşrutiyet Osmanlı Umumi Meclisi, (farklı alt dönemleriyle) 1908-1920 II. Meşrutiyet meclisi, 1920-23 arası Ankara Büyük Milet Meclisi ve darbe kesintilerine rağmen 1923’ten günümüze kadar varlığını sürdüren Türkiye Cumhuriyeti Büyük Milet Meclisi, demokrasi tarihinde parlamentarizm ve parlamento tarihi üzerinden anlamlı bir dönemlendirme yapılabileceğini göstermektedir.

Ayrıca, parlamento tarihinde ve demokratikleşme sürecinin ayrılmaz parçası olan yerel yönetimler tarihinde karşımıza çıkan dönüm noktası niteliğinde seçimler üzerinden bir analiz ve dönemlendirme de en az o kadar yararlı olabilir.


Bülent Bilmez: Lisans eğitimini ODTÜ Ekonomi bölümünde, doktorasını Berlin Humboldt Üniversitesi’nde tamamlayan Prof. Dr. Bülent Bilmez, 2005 yılından beri İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. 30 yıla yakın hocalık sürecinde, daha önce Almanya’da (Berlin Freie Universitaet), Arnavutluk’ta (Elbasan Alexander Xhuvani Üniversitesi), Kosova’da (Prishtina Üniversitesi Yaz Okulları) ve Türkiye’de değişik üniversitelerde dersler verdi. Bir dönem Tarih Vakfı Başkanı olarak görev yapan Bilmez’in araştırma ve ders konuları şunlar: Modernleşme/(az)gelişme, emperyalizm ve küreselleşme teorileri; son dönem Osmanlı modernleşme süreci ve bu bağlamda modern kolektif kimlik inşa süreçleri ve modern Balkan (özellikle Arnavut/luk) tarihi ile Türkiye Cumhuriyeti tarihi; Türkiye’de azınlıklar ve bu bağlamda sözlü tarih, kolektif bellek ve geçmişle yüzleşme. (İletişim için: [email protected])

Önceki ve Sonraki Yazılar
Bilmez Hocadan Tarih Tersleri Arşivi