Devlet Mazlum’a karşı.

Mazlum 14 yaşındaydı cezaevini girdiğinde. Şimdi 21 yaşında ve sırtında müebbet hapis cezası taşıyor. Yüzlerce Mazlum da aynı adaletsizliğin çarkında öğütülmeye çalışılıyor. İzliyoruz olup biteni. Her şey gözümüzün önünde oluyor.

Mazlum 14 yaşındaydı cezaevini girdiğinde. Şimdi 21 yaşında ve sırtında müebbet hapis cezası taşıyor artık. Çocukluğuna, gençliğine ve geleceğine pranga vuranların dahi inanmadığı ama iktidarın bir çocuk
üzerine kurduğu o özel harp taktiği oyununu kotarmak ve Erdoğan’ın sözünü yerde bırakmamak için kurban seçilmişlerin “adalet” hikayesi bu. Kurbanın adı MAZLUM.

16 yaşında katledilen Yasin Börü’nün adaletini bir Mazlum’dan çıkarmaya kalkma fikrinin babası kimdir bilinmez ama kötücül ve düşkün siyasetleri için onu bir araç haline dönüştürenlerin bu cinayetin şüphelisi olduğunu iddia etmek, sanırım hiç de lüzumsuz bir tespit olmaz. Şüphelinin devlet olduğu, inkâr etmeye bile tenezzül etmediği onlarca siyasi cinayetin, katliamın ve “emri ben verdim”, “tanırım iyi çocuktur”, “polisin, askerin elini soğutmayın” diyecek kadar şirazesi bozukluğun resmi kayıtları duruyor insan hak ve özgürlükler mücadelesinin amel defterinde.

IŞiD canilerinin Kobane’nin üstüne yönlendirildiği, kuşatmanın dört bir koldan organize edildiği ve Kürtlerin büyük bir katliamla yüz yüze olduğu anda Erdoğan’ın “Kobane düştü düşecek” diyere IŞiD’in kuşatmasını bir müjde olarak ilan edip, işaret fişeğini ateşlemesiyle başlamıştı oysa her şey. Yasin Börü’yü katleden de, Mazlum’u kurban seçip yargının önüne atan da o işaret fişeğinin sahibiydi işte. O sahibi gizlemenin yolu ise sesini soluğunu çıkaramayacak, mahkemeden mahkemeye belki hatırlanacak bir mazlum bulmakla mümkündü. O Mazlum, şimdi kendisine verilen müebbet cezası ile çocukluğundan çalınan sevinçlerini, ömrünün geri kalanını geçireceği dört duvar arasında bir hüzün olarak taşıyacak.

Suçsuz ve günahsız çocukların kimsesizliği kadar insanın için ezen bir şey yok. Bir çocuğu öldürüp, yanına boyu kadar silah konuluyor, bir başka çocuğun bedenine yaşı kadar mermi doldurulup çatışma süsü veriliyor ve onlarca insan “dur ihtarına uymadı” bahanesiyle katlediliyor ve sonra hiçbir şey olmamış gibi arsızı hırsızı, katili yobazı, resmi, gayri resmi lümpeni silah çekebiliyorsa hayatlarımıza, kaybettiğimiz tek şey özgürlüğümüz değil demektir. Yanımızdan, yöremizden insanlar bir anda götürülüyor, sürükleniyor, kayboluyorsa ve biz onların yokluklarına hızla alışıyor, sormuyor, hatırlamaktan bile çekiniyorsak, hatıralarımızı, anılarımızı silip hiç yokmuş gibi davranabiliyorsak, “dur ihtarına uymadı ateş ettim” yalanına sarılanların gönüllü şahitleri haline gelmişiz demektir.

İşte bu yüzden, vicdanlarımızı teslim almaya çalışmıyorlar sadece hayır. Onu kendimizin tutsağı haline getirmeye çalışıyorlar. Çünkü vicdan onu taşıyanın onurudur ve insan kendi vicdanını kendi tutsağı haline getirdiğinde, her şeyi yapabilecek bir mahluka dönüşecektir. Yasin Börü’yü sevmemizi, Mazlum’dan nefret etmemizi istiyorlar. Bir çocuğun katlini, bir başka çocuğun omuzlarına yıkmalarına alkış tutalım diye bekliyorlar ve bunu sadece ve sadece kendi iktidarlarının uyguladığı vahşeti onaylatmak için yapıyorlar. Bu ülkenin çocuklarını birbirinin katili haline getirenler, elbette o çocukları “bizimkiler” ve “onlarınkiler” diye ayırmaktan hiç vazgeçmeyecekler. Öteki saydıkları çocukları ekip
otolarının, zırhlı araçlarının içine çekip, kolunu kanadını, onurunu yüreğini kırıp, boş bir araziye, bir çöp bidonun kenarına, bir boş çukura atmaya devam edecekler. “Taş atan çocuklar” olarak onları mimletip, yaptıkları eziyetlere “ama onlar da koca koca kayalar atıyormuş” dedirten “milli” histeriler yükleyecekler güce tapanların dünyasında.

HİÇ SORMAYALIM İSTİYORLAR

Deliller, görüntüler, tanık ifadeleri, Mazlum’un masum olduğunu kanıtlıyor ama onun suçsuz olduğunu konuşmak istemiyor ilişik çoğunluk. “Ama” demek istiyor, “ama o da” demek istiyor. Çünkü onlar eline taş alan çocukları değil, onları kovalayan zırhlı araçları seviyorlar. “Kobane düştü düşecek” müjdesi kime, neden veriliyordu? IŞiD’in Kobane’ye girip büyük bir katliam yapacak olmasından neden bu kadar
büyük bir haz üretiliyordu ve Kobane düşmeyince neden faturası 14 yaşındaki Mazlum’a kesildi hiç sormayalım istiyorlar. Çünkü soruların cevapları, iktidarın cezaevlerine doldurduğu yüzlerce insanın ve rehin olarak tuttuğu Demirtaş’ların masumiyetini, iktidarın ise onlarca insanın katledilmesindeki rolünü tartıştıracak. İşte bu yüzden Mazlum’un omuzlarına müebbet yüklediler. Hepimizin gözünün içine baka baka yaptılar bunu ve Mazlum bir sonraki mahkemeye kadar haber bile olmayacak. Gündem olduğu o an’a dair verilen sözler, pozları verenin yanına kar kalacak ve Mazlum, sessizliğin kaderine takılı kalacak.

Çok uzun zamandır böyle değil mi muhalifliğimiz? Ara sıcak, ara soğuk modunda yani. Günü kurtaran sözlerden, tepkilerden, cümlelerden ibaret değil miyiz çok uzun zamandır? Yok öyle değilse, siyasetler, taktikler, iri cümleler, ifadeler arasından eli kelepçeli götürülenler, kefene sarılanlar, kimsesiz gömülenler, akıbetine ilgisiz kalınanlar neden bu kadar çok? Neden onların derdi tasası, yaşadıkları önde değil de biz, bizler hep öndeyiz ve hep bir görünen telaşındayız? Birbirimizin hüsnü kuruntularını “tık” haline getiren o sistemin çarkı maalesef öğütüyor hakiki olan her şeyimizi.

Mazlum içeride ve yüzlerce Mazlum da aynı adaletsizliğin çarkında öğütülmeye çalışılıyor. İzliyoruz olup biteni. Her şey gözümüzün önünde oluyor. Ve elbette insan kendisini temsil eden siyaset kurumunun, temsilcilerinin gücünü hissetmek ve adaletsizliğe, hukuksuzluğa karşı milyonlardan aldıkları o gücün yaratıcılığını ve ağırlığını sahada görmek istiyor.

Çünkü az değiliz. Bunca zulme, şiddete rağmen milyonlarca insan iradesini kendini meşru hissettiği zeminde ortaya koymaya devam ediyor. Mazlum da onlardan biri. Kobane davasında yargılanan değil, yargılayan olmak da öyle.


Akın Olgun: Siyasi nedenlerle 7 yıl tutuklu kaldı. 2002’de İngiltere’ye yerleşti. 2009-2015 yıllarında BirGün gazetesinde haftalık yazılar kaleme aldı. Gazete ve haber portalları aracılığıyla düzenli olarak okurlarıyla buluştu. Adları Saklıdır, Ecel Öyküleri, Karanfil Mevsimi, Kül Sesleri ve El Alem adlı kitapları kaleme aldı. Olgun’un “Sokaksızlar” (White) ve “İnat” “Farewell” (Veda) adlı öyküleri kısa metraj olarak beyaz perdeye aktarıldı ve senaryosunu yazdığı Fısıltılar (Whispers) adlı kısa metraj filmi Feel The Reel Uluslararası Film Festivali’nden üç dalda ödüle layık görüldü.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Akın Olgun Arşivi