Bu nasıl bir milli güvenlik anlayışı?

İşçi cinayetleri, kadın cinayetleri, depremlerde canlarını yitirenler, bu enflasyonu bilerek, isteyerek yaratanlar milli güvenliğin neresindeler? Bir anlasak milli güvenliğin İHA’larla, SİHA’larla sınırlı olmadığını ne muhteşem olacak.

Milli güvenlik çok kullandığımız bir ifade, kullanıldığında da akan sular durur, ama içeriği konusunda rivayet muhtelif. İfadenin içinde milli kavramı var, güvenlik kavramı var, kullanıldığında akan sular durmasın da ne olsun yani.

Televizyon ekranlarında isimlerinin önünde “stratejist”, “milli güvenlik uzmanı” unvanı olan kişilerden geçilmiyor, milli güvenlik kavramı en çok kullandıkları kavram.

Uzmanlık alanım hiç değil, bu nedenden Wikipedia’ya başvurdum, karşıma şöyle bir tanım çıktı:

Millî güvenlik, ulus milletin, vatan topraklarının, deniz kıta sahanlığının, millî kurumlar, değerler ve çıkarların tüm askeri, siyasi, diplomatik ve ekonomik imkânlar kullanılarak iç ve dış tehditlerden korunumunu ifade eden genel bir topyekûn savunma ve tehdit önleme kavramıdır. Kararlı ve istikrarlı bir anayurt güvenliği sağlanabilmesi için birçok ülke tarafından uygulanan genel stratejiler bütünü.

Tanımdan da anlaşılacağı gibi milli güvenlik kavramı bir tehdit önleme kavramı, kararlı ve istikrarlı bir anayurt güvenliği sağlamaya yönelik bir kavram, genel anlamda bir itirazım yok ama bu tanıma dahil olmayan ve çok yaşamsal bulduğum, milli güvenlik kapsamında değerlendirilmesi gereken başka konular da, hadi diyelim başka tehditler de var ama nedense bizim stratejistler, milli güvenlik uzmanlarımız bu konulara hiç girmezler, girmezler ama kanımca o takdirde de milli güvenlik kavramı çok ama çok eksik kalmıyor mu?

“İşçi sağlığı ve iş güvenliği” isimli bir kurum var, çok önemli istatistikler yayınlıyor iş kazaları ya da iş cinayetleri hakkında, en son yayınladıkları rapora göre Ocak 2024’de 158 işçi, beşi kadın, iş kazalarında(!!!) pisi pisine yaşamlarını yitirmişler.

Bu istatistiğin bir sürekliliği de mevcut, son senelerde günde ortalama beş işçi iş kazalarında (!!!) yaşamlarını yitiriyorlar, anlaşılan son dönemlerde maalesef bu sayı beşin de üzerine çıkma eğiliminde.

Dünyada iş kazalarında (!!!) dünya şampiyonluğuna oynuyoruz ama nedense inşaat şampiyonları, Cumhurbaşkanı Erdoğan, sosyal güvenlik bakanları, Murat Kurum bu konuya zinhar girmiyorlar.

Günde beş işçi ölüyor en azından iş kazalarında (!!!) ama nedense bu konu milli güvenlik uzmanlarının (!) ilgi alanına hiç girmiyor ama peki bu işçiler bizim vatandaşımız, bizim insanlarımız değil mi, millilik kavramının içine girmiyor mu zerrece birilerinin, en başta da sosyal güvenlik bakanlarının aymazlığı yüzünden ölen bu insanların güvenliği de milli güvenliğin bir parçası değil mi?

Bazı aklı evveller Türkiye’nin AB tam üyeliğinin, Kıbrıs meselesinin çözümünün milli güvenliğimizi olumsuz etkilediğini söyler dururlar, bu iddia çok saçmadır ancak bu iddiadan vazgeçmez milli güvenlikçiler ama şayet Türkiye’nin AB tam üyeliği gerçekleşmiş olsa idi, hatta bırakın tam üyeliği AB tam üyelik müzakere sürecinde çalışma hayatı dosyası müzakereye açılmış olsa ve gerekleri yerine getirilse bu işçiler bugün aramızda olacaklardı, AB süreci milli güvenliğe tehdittir diyenlere hatırlatılır.

Gelelim kadın konusuna ve bir alıntı yapalım.

“Türkiye’de 27 Şubat Salı günü 24 saatte yedi kadın hayatlarındaki erkekler tarafından öldürüldü. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun öldürülen kadınların anısına kurduğu “Anıt Sayaçta” yer alan verilere göre son 10 yılda 3 bin 850 kadın öldürüldü.”

On yılda 3650 gün olduğuna göre son on senede günde bir kadından fazla kadın cinayeti yaşamış bu ülke ve utanmadan da İstanbul sözleşmesinden çıkılmış.

Bizim aklı evvel milli güvenlikçilerimize göre kadınların güvenliği de millilik ve güvenlik kapsamının dışında mı kalıyor yani?

İşçi cinayetlerini, kadın cinayetlerini dikkate almayan bir güvenlik anlayışı saçma sapan bir güvenlik anlayışıdır ve millilik kavramıyla da uzaktan yakından alakası yoktur.

İşçi cinayetlerini, kadın cinayetlerini milli güvenlik sorunu olarak görmeyen zihniyetin duyarsızlığı sadece işçiler ve kadınlarla da sınırlı değil.

İmar aflarını çıkaranlara, bu tiksindirici kanunlara parmak kaldıranlara bir sorun bakalım, çöken evlerin, inşaatların altında yaşamlarını yitirenleri milli güvenlik kapsamında değerlendiriyorlar mı?

Gizli kapaklı, rekabete kapalı ihalelerle yapılan ama beş, altı şiddetinde depremlerde çöken kamu binalarının altında ölenler, kötü yollarda trafikte yaşamlarını yitirenler milli güvenliğin neresindeler?

Sağlıklı doğum sonrası yaşamlarını bir yaşına kadar yitiren bebeler neresindeler milli güvenliğin?

Türkiye’nin her noktasında cirit atan uyuşturucu tüccarları neresindeler milli güvenliğin?

Aylık yüzde beş enflasyon milli güvenliğe tehdit değil midir?

Bu enflasyonu bilerek, isteyerek yaratanlar milli güvenliğimize en büyük tehdit değiller mi?

Bir anlasak milli güvenliğin İHA’larla, SİHA’larla sınırlı olmadığını ne muhteşem olacak.

İnsan yaşamını dışlayan milli güvenlik anlayışı milli güvenlik anlayışı değildir.


Eser Karakaş: Kadıköy Saint Joseph lisesi muzunu. 1978’de Boğaziçi Üniversitesi İİBF’den mezun oldu. Doktorasını 1985 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde yaptı. 1996’dan itibaren İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü’nde profesör olarak ders verdi. Bahçeşehir Üniversitesi İİBF’de Dekanlık yaptı. 2016 yılında 675 sayılı KHK ile ihraç edildi. 2008 yılından itibaren Strasbourg Üniversitesi Science Po’da misafir öğretim görevlisi olarak bulunuyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Eser Karakaş Arşivi