Enver Topaloğlu

Enver Topaloğlu

Aydın Afacan’ın ‘Dünya Çok Uzak’ı

Aydın Afacan’ın son şiir kitabı “Dünya Çok Uzak” masal dilinde, masalda ısrar ediyor. İmkânsız olanda ısrar ettiğini bilerek ısrar ediyor ki bu aynı zamanda başka türlü, yaşanabilir bir dünya arayışı olarak da yorumlanabilir

Aydın Afacan’ın (1964) Haziran 2023’te Everest yayınlarından çıkan şiir kitabı “Dünya Çok Uzak” adını taşıyor. Kitabın adı “Dünya Çok Uzak”, ama içindeki şiirler hayata çok yakın. Denilebilir ki hayata yakın olmayan şiir mi olur? Yakınlık, uzaklık elbette bilhassa bu bağlamda görecelidir. Kime, neye göre hayata yakın, kime neye göre hayattan uzak. Ama yine de hayata yakın olmayan şiirlerden söz edilebilir. Çağını ıskalayan şairlerin ve yapıtlarının doğal olarak hayata da, hayattan da uzak oldukları söylenebilir. Çağını yakalamak ne kelime, şairden beklenen çağının önünde olmasıdır.

Dilin hayatla teması kadar hayatta bıraktığı iz de belirler şairin, şiirin hayata yakınlığını ve uzaklığını. Dolayısıyla şairin hayata mesafesini belirleyen yapıtın diliyle, duyarlılığıyla, farkındalığıyla, düşünce biçimiyle temasından kalan izdir. Bir şiirin iz bırakması için dokunması gerekir. Bu da üstüne düşünülebilecek bir başka sorun olarak değerlendirilebilir.

Aydın Afacan’ın ilk kitabı 1996’da okurla buluşan “Itır ve Güneş” olur. Daha sonra “Yan Yana İki Kırmızı” 2001’de, “Rengin ve Hayal” 2006’da, “Binbir Deniz” 2012’de ve “Âteşin Beyaz” 2015’te yayımlanır.

LİRİK ŞİİRİN SESİYLE

Aydın Afacan lirik şiirlerin şairi. Şiir yolculuğunu lirik şiirin sesiyle, diliyle kurulmuş, yapılmış, söylenmiş şiirlerle sürdürüyor. Beş bölüm ve otuz iki şiirden oluşan seksen sekiz sayfalık “Dünya Çok Uzak” da lirik şiirlerden oluşan bir toplam. Bunu özellikle vurgulamamız nedensiz değil. Doksanlardan sonra lirik şiirde önemli bir değişim oldu. Bilhassa ikibinli yıllardan itibaren lirik şiir, şiirin odağı olmaktan çıktı. Buraya döneceğiz. Ama daha önce kitaptan bir şiir okuyalım.

“Dünya Çok Uzak”ın “Gri” başlıklı ilk bölümü Behçet Necatigil, Furûğ Ferruhzâd ve Melih Cevdet Anday’dan alıntılarla başlıyor. Bu bölümün ilk şiirinin adı “Beton Mukaddimesi”. Alıntımız o şiirden:

evlerin göz çukurları karanlık

simsiyah kan kokusu

rüzgâr perişan

karşıya dikilmiş bu duvar

ziftten zifirden beter, bu

bataklık… bu ‘dünya devi’ cüceler

bırakıp gitti bizi kuytu dereler

masala dönmenin imkânı yok

dünya inledikçe, ürüyor devran

tuşlar, harf çamuru, bu sağır insan

bu kördüğüm, bu hançer

batmıyor mu böyle size kalbiniz

“Gri”, “katı olan her şeyin buharlaştığı” bir dünyayı adlandırıyor. Şairin de dikkat çektiği gibi “dünya devi cüceler” olarak şehirlerin üstüne çöken gökdelenler ve benzeri yapılaşma sonucu, yanı başlarındaki semtlerin “iki nohut bir bakla evleri” karanlığa boğuldu. O evlerin önce ışığı, güneşi kesildi. Yalnızca o evlerin ışığını, güneşini çalmadılar. Şehirleri de başka bir ucubeye dönüştürdüler. İnsanı, yaşamı ikinci plana atan, hatta önemsemeyen ranta dayalı kentleşme ya da “geç kapitalizmin” saldırgan girişimi büyük bir çevre, ekoloji felaketini gün geçtikçe yaklaştırıyor.

MASALA DÖNMEK

Betonlaşan, grileşen dünyada artık masal da, masalların dünyası da uzakta kalır. Şair gerçekle düşseli, somutla soyutu, şimdiki zamanla geçmiş zamanı bir kavşakta buluşturuyor. “Dünya Çok Uzak”ta o buluşmaya, o kavşaktaki karşılaşmaya, karşılaştırmanın oluşturduğu umumi manzaraya bakılıyor. O kavşaktaki karşılaşmamada, karşılaştırmada gelecek zaman da var elbette. Şiirlerde sorunsallaştırılan dünyanın ve hayatın umumi manzarasına, gelecek zaman, şairin perspektifi olarak yansıyor.

Aydın Afacan’ın, şiirlerinde zaman döngüsüne yaklaşımı da dikkat çekiyor. Zamanları art arda sıralamıyor şair, iç içe geçiriyor. Büyüsü kaybolmuş bir dünyanın büyüsü, masala dönmenin imkânsız olduğu bilinerek aranıyor. Bir masal zamanı yaratılarak aranıyor diye de ekleyelim. “Dünyadan çıkış yok” belki, ama şiir dünyadan çıkabilir. Şair deniyor bunu. “Bütün çağları geziyor, eflatun bir rüya içinde”. Kendisinin gezdiği çağlara şiirin diliyle okuru da davet ediyor.

Nâzım Hikmet ve Sergey Yesenin’in dizeleriyle başlayan ikinci bölümün adı “Renginya”. Bu bölümün ilk şiiri “Lila”nın bir betiğini aktarıyoruz:

bakışı üstüme sinmiş leylak açtı bütün gün

bildiğim dilleri unuttum, rüyaları da

şehir, nasıl aydınlık öyle

kaçamak bir gökyüzü

her nasılsa bulutlar edilmiş kendine

dünyayı temize çeken bir güneş

defterde ateş yenisi sözcükler,

üstüm başım bahar

bütün çağları gezdim eflatun bir rüya içinde

MODERN TÜRKÇE ŞİİRİN YÖRÜNGESİ

Yazımızın başında döneceğimizi belirttiğimiz meseleye kısaca değinelim. Modern Türkçe şiir başlangıcından itibaren lirik şiirin yörüngesinde oluşmuş ve gelişmiştir. Arayışlar ve denemeler; sınırlara, uçlara doğru hamleler lirik şiirin ekseninde gerçekleşmiştir. Nâzım Hikmet’in de, Garip ve İkinciyeni dalgalarının da hamleleri lirik şiirin içinde, ekseninde olmuştur. Antilirik şiir girişimiyse ikibinli yıllarda belirgin bir eğilim olarak gündeme gelmiştir. Dalga tamamen geri çekilmese bile artık gücünü kaybetmiş gibi görünüyor. Bu süreçte, doksanlı yıllarda şiirde yeni kuşak şairler olarak yer alan isimler, ikibinli yılların antilirik şiir dalgasından değişik biçimlerde, doğal olarak etkilenmişlerdir. Antilirik şiir yöneliminin şiire açılım kazandırdığını da söylemek gerekir.

Aydın Afacan, başlangıçtan itibaren benimsediği lirik şiir anlayışına olan bağlılığını ikibinli yıllarda da korumuş ve halen sürdürüyor. Yeni kitabındaki şiirlerin işaret ettiği noktalardan birinin de bu olduğunu kaydedelim.

ŞİİRİN İLKELERİ

Şiir epik, lirik, mizahi fark etmez, hangi tarzda olursa olsun yazıldığı dönemin özelliklerini etkilerini de içerir. Bugün lirik şiir dediğimiz şiir, modern şiirin ilk dönemlerindeki lirik şiir değil. Olması da beklenemez. Öte yandan şiirde bir türün ya da tarzın sürekliliğini ilke ya da ilkeler sağlar. Hangi başlık altında olursa olsun, farklı türlerdeki, tarzlardaki şiirlerin zaman içinde oluşmuş, şiiri kuşatan kendine has ilkeleri vardır.

Günümüzde yazılmakta olan lirik şiirde de lirik şiirin kendine has özellikleri, ilkeleri büyük ölçüde korunuyor. Dikkat çekmek istediğimiz nokta burası. “Dünya Çok Uzak”ın üçüncü bölümünün başlığı “Hatırat…”. Bu bölümde epigraf olan dizelerse Salvatore Quasimodo ve Ahmet Oktay’a ait. Kitapta her bölümün başında değişik şair ve yazarlardan alıntılanmış epigraflara yer verildiğini de kaydedelim.

Üçüncü bölümde yer alan şiirlerin şairin çocukluğu ve sevdikleriyle yaşadığı zamanlara dair anılar ekseninde olduğunu söyleyebiliriz. Bölüm başlığı da buna işaret ediyor. Şair “Hatırat…” bölümündeki ilk şiiri babasına ithaf etmiş. “Çakıl Sesine Yolculuk” başlıklı şiirin ikinci ve son betiğini sunalım:

her şeyi haykırmaz, bazen fısıldar günler

bildiğiniz şarkılar

sis, yağmur, kar, ne varsa içinde akladığımız

düştüm, buz fena kesmiş, bacağımda sızı

küçük şemsiyemi yedim

güneş dolu çikolata

kağıdına neler sakladığımı bilse

geldi babam!

bir de bir beyaz önlüklü daha

elinde kutular, kaşlarında hastane kokusu…

(…)


içlenir, sözcüklerin kıvrımında ışıldar gece

türküler şenelince babamın sesi akar uzaktan

dalgın bir nehirdi toprak üstünü örtmeden önce

Şair bu bölümde, bir sonraki şiiri de annesine ithaf etmiş beklendiği üzere. Afacan’ın annesi için yazdığı “Gülgün Hatırat”ın tamamını okumayı okurlara bırakarak şiirin iki dizesini paylaşalım:

evdir gölgesinde dünya

işte, annem benim gülgillerden bir ağaç

YENİ KUŞAK ŞAİRLERİN İŞLERİ DAHA MI ZOR

Okur olarak bulunduğumuz zaman diliminin koşulları vesilesiyle eski, yeni farklı anlayıştan şairlerin yapıtlarına, değişik şiir türlerinin örneklerine, rahatlıkla ulaşabileceğimiz imkâna sahibiz. Okur olarak bizim sahip olduğumuz imkânlar yeni kuşak şairler, şiire heveslileri, şiire niyet edenler için de geçerli. Öte yandan bu imkânların, şiire yeni başlayan gençler için varsıllık olabileceği gibi baskı ve engel de oluşturması da söz konusu. Çünkü modern Türkçe şiirin, örneğin kırklı yıllarda, genç kuşak şairin hesaplaşmaya gireceği yüzyıllık bir geleneği ya da birikimi söz konusu değildi.

Kısaca günümüzün şiirle iştigal edecek yeni isimleri kendilerinden önceki kuşaktan şairlere göre çok daha fazla mesai harcamak zorunda. Çünkü gelenekle ve birikimi yok saymak mümkün değil. Kurtulmak için de dahil olmak parçası haline gelmek için de gelenekle birikimle hesaplaşmak kaçınılmaz. Geleneğin baskısından çıkmak için de birikimi elverişli bir kaynağa dönüştürmek için de emek gerekiyor.

TEMİZYÜREK: ATEŞE DÖNÜŞMÜŞ EDA

Mahmut Temizyürek, K24’teki yazısında Aydın Afacan’ın şiirlerini şöyle değerlendiriyor: “Dünyanın her yerinde sanatçıların, biliminsanlarının, düşünürlerin birbirinden ilham alarak geliştirdikleri fikirlerin, biçimlerin, yeniliklerin yeşerdiği bir çağ. Afacan, bu bilincin Türkçedeki temsilcilerindendir. Kitabın bütününde bu bakışın şiire dönüşmüş örnekleri vardır. Afacan’da bir de şu eda görülüyor: Romantik çağın isyancı şairlerinin edası; hem dışarlak hem de içerlek bir sesle söylüyor modern ağıtını.

Kitabın tümünü okuyunca şöyle bir sahne canlanıyor gözümde: Açık bir alanda, kar üstünde bir ateş yakılmış ve şair (şiirinde ‘kar’ tekrarlı bir imgedir, çocukluğunun Bingöl’ünden kalma), ateşin başından sesleniyor gibidir. Herkesi o ateş başına çağırarak; herkese ‘felaket’i sorarak, sordurmak isteyerek, acısı güçlü bir tutkuyla sesleniyor. Yas içinde çılgın bir şenlik ateşi; Nietzsche’nin Zerdüşt’ü gibi. Sözcüklerin her biri birbirine bakabilmek, birbiriyle konuşabilmek için seçilmiş ama dizelerin her birinden sıçrayan kıvılcımlar (imge uçları), bu demek çağrışımlar uzaklara doğru uçuyor. Varılacak, mutlaka varılması gereken umuda, belirsiz ütopik bir dünyaya doğru kanatlanıyor, sıcak bir arzunun uzak mı uzak nesnesine doğru. Dünyanın verili gerçeği şairde yabancılığın acısı olarak dilleniyor. Bu kitabın toplamında şair, şiir yazmaya çalışmamış, şiir onda kıvılcımlı bir ateşe dönüşmüş adeta.”

Kitabın dördüncü bölümü “Uzak Adalar İçinde” başlığını taşıyor. Aktaracağımız dizeler bu bölümün ilk şiiri “Üç Yeşil Deniz”den:

Yalan da ‘üçmüş’ güya

Biri ayna, biri kendi, biri de gölgesiymiş

Şen bir masaldayız sanki, uzaklar fısıldayan!

Dördüncü bölümün başındaki alıntı Bob Dylan’dandı. “Karanlık Zaman Başlıklı” beşinci bölümde sırasıyla Tahar Ben Jelloun, J. M. Cortzee Franz Kafka ve Pablo Neruda’dan alıntı yapılmış.

Şair “Gri”yle başlamıştı, “Karanlık Zaman”la bitiriyor kitabı. Okur olarak şiirlerde griden karanlık zamana doğru bir yolculuk yaptığımızı söyleyebiliriz.

Ama söz konusu olan umutsuz bir yolculuk değil. Umutsuz değil, ama şiirlerde acı da var, ağıt da. Örneğin “Bir Anıtın Önünde” başlıklı şiirdeki şu dizeler:

pis bir karanlık bulaşıyor her şeyden

bisiklet düşlerken ölen çocuğu

hatırla, yeşildi gözleri

bir de Ege’den

yüzükoyun kanatlanan küçük meleği

baharı unutmamak gerek evet,

yazı da… ‘umut’ yine…

belki arınır renkler bir gökkuşağında

uzak bulutlara savrulmuş düş parçaları

Şair masal dilinde, masalda ısrar ediyor. İmkânsız olanda ısrar ettiğini bilerek ısrar ediyor ki bu aynı zamanda başka türlü, yaşanabilir bir dünya arayışında ısrar olarak da yorumlanabilir. Dünyayı değiştirmenin elbette yollarından biri de şiirdir. Çünkü şiir hiçbir şey yapmasa bile düzenin dilinin çarkına çomak sokarak bozar. Bilinir ki dili değiştirme uğraşısı, dünyayı değiştirme yönünde atılan önemli bir adımdır. “Dünya Çok Uzak”ı lirik şiirin sesini, sözünü güncelleyen bir kitap olarak da değerlendirebiliriz..


Enver Topaloğlu: Türk dili ve edebiyatı öğrenimi gördü. Birçok sanat edebiyat dergisinde şiirleri yayımlandı. Altı şiir kitabı bulunuyor. Cumhuriyet gazetesinde 1993 – 2015 yılları arasında düzeltmen olarak çalıştı. Emekli oldu. Gazete Duvar’da yazarlığa başladı. Beş yıl süreyle cumartesi günleri modern Türkçe şiiri odak alan yazılar yazdı. 10 Eylül 2022 tarihinde Artı Gerçek’te başladığı köşe yazarlığını sürdürüyor. Topaloğlu 2017’den bu yana İzmir’de yaşıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Enver Topaloğlu Arşivi