Meleklerin cinsiyeti

21.09.2020 00:03

Pandemi artan bir güçle yayılmaya devam ederken hâlâ meleklerin cinsiyetini tartışan iflah olmaz mankafaların naftalin kokulu gündemlerini ciddiye almaya devam etmeli miyiz?

Benden söylemesi: Bu Covid pek gidici gibi değil!

Gerçi ben ne anlarım? Mikrobiyoloji, epidemiyoloji ya da benzeri bir alanın uzmanı değilim. Ahkam kesmeye kalksam, konuyu gerçekten bilenlere ayıp olur. Zaten onlar bile henüz yeterince bilgi sahibi olamadıklarını itiraf etmiyorlar mı? 

Benimki sadece bir his, ola ki bir gözlem, herkesin yapabileceği cinsten. 

Şaka gibi ama hiç şakası yok.

Yaklaşık altı ay oldu bu malum virüs hayatlarımıza ve bedenlerimize gireli, biraz daha öncesinden de tüm dünyaya yayılalı. Dünyayı ve yaşamı ne derece değiştirdiğini henüz yeterince idrak edemediğimiz bir altı ay…

O malum virüs mucize eseri bugün geldiği gibi gitmiş olsaydı bile, dünyayı, doğayı, toplumu ve yaşamlarımızı algılayışımızda ciddi bir fark yaratmış olacak, belleklerimizde kalıcı izler bırakacaktı.

Gel gör ki hiç gidici gibi durmuyor!

Bugün kimileri hâlâ görmezden gelmeye çalışsa bile, çoğunluk mecburen alışmaya başladı malum virüsün görünmez varlığına.

Zaten virüs bu süre zarfında tüm dünyada toplam otuz bir milyon bedeni ziyaret etti, bir milyona yakın insan da onun varlığına alışamadan göçtü gitti…

İlk iki üç ay eve kapanmak zorunda kalmanın yarattığı şokunun ardından sahte bir normalleşmeye geçildi birçok ülkede. Sanki havalar düzeldiğinde alışılageldik bir grip salgını gibi bu da geçecek sanıldı… 

En azından öyle olmasını umdu herkes… Virüs yokmuş gibi yaşandı. 

Böyle olunca da bildik “olağan” gündemler yeniden ağırlık kazandı: Savaşlar, yolsuzluklar, ekonomik krizler, çevre yağmaları, liderlerin ağız dalaşları, böbürlenmeleri, savurdukları tehditler, adı yarın unutulacak şu ya da bu bakanın fiyakalı demeçleri ve ona buna çatmaları, tarikat şeyhlerinin cübbe altı marifetleri, virüsün öldürdüğü onca hekim yetmezmiş gibi bu kez de iflah olmaz katillerin onları zifir dillerine dolamaları, başka bir gezegende yaşayan iflah olmaz mankafaların naftalin kokulu gardırop dalaşları ve diğer bildik ve pespaye saçmalıklar. (Kadın cinayetlerini ayrı yere koyuyorum, o da virüs kadar ölümcül ve kalıcı bir gündem!)

Oysa Dünya Sağlık Örgütünün ve ülkemizde Türk Tabipler Birliğinin ısrarla hatırlatmaya çalıştıkları gibi aslında tek gerçek gündem var o da COVID-19 pandemisi!

Belli ki en az bir altı/yedi ay daha, yani en az önümüzdeki yaza kadar, olasılıkla daha da ötesinde bütün gezegende maskeli gezip temassız yaşamaya, tecritte aksırıp ateşlenmeye ve yoğun bakımda can çekişip ölmeye devam edeceğiz…

Hastalanıp ölmekle kalınsa, bir dereceye kadar idare edebilirdi: “Giden gider, kalan sağlar bizimdir” denebilirdi. Bu çağ zaten kinizm çağı.

Gelgelelim, kim demiş “kalanlar sağ kalabilecek” diye?

Pandeminin kalıcılaşmasının tüm dünyada toplumsal yaşam normlarını, ardından da tüm sosyal ve ekonomik yaşamı alt üst etmeyeceğini mi sanıyorsunuz? Bunun toplum psikolojisini kökünden etkilemeyeceğini mi düşünüyorsunuz? Bunun sonucunda hem bireysel davranışlarda hem de toplum yaşamında hiç beklenmeyen, hatta akla dahi gelmeyen toplu tepkilerin, toplumsal olayların ortaya çıkacağını görmüyor musunuz? 

İnsanlığın (en zengin ve ayrıcalıklılar dahil olmak üzere istisnasız tüm insanların) kalıcılaşan bir pandemiden nasıl etkilenecekleri konusunda yeterli ve güvenilir öngörü var mı? Temel kaynakların ve temel ihtiyaç tedarikinin bu süreçlerden nasıl etkileneceğine dair ciddi kestirimler? İş işten geçmeden alınabilecek önlemler belirlendi mi?

Beynimizi asıl meşgul etmesi gereken meseleler bunlar değil mi?

Pandemi artan bir güçle yayılmaya devam ederken hâlâ meleklerin cinsiyetini tartışan beyni kireçlenmişleri ve onların hiç değişmeyen kof gündemlerini, çağdışı söylemlerini bir kenara bırakmakta ve en azından basit birkaç soruyla bu konuya odaklanmakta yarar yok mu?

Örneğin bir altı ay daha, ola ki bir hatta iki yıl ve sonrasında sokaklarda maskesiz dolaşamamaya ve temassız yaşamaya hazır mıyız? 

Dönem dönem evlere kapanmaya, yeniden tecrit edilmeye…  

Sevdiklerimizle kucaklaşamamaya, eş dostla ve hatta en yakın akrabalarımızla ancak ekran aracılığıyla görüşmeye… 

Belli bir yaşın üzerindeki tüm tanıdıklarımızın, dost ve yakınlarımızın, akrabalarımızın birer birer ölmelerine ve cenazelerine bile katılamamaya…

Bize bir buçuk metreden daha yakına yaklaşan her insanı hayati tehdit olarak algılamaya… 

Evden çalışmaya ya da çalıştığımız sektör buharlaştığı için çalışamamaya… 

Çocuklarımızın sanal eğitim görmesine, akranlarıyla temas kuramadan büyümesine… 

Tiyatroya, sinemaya, konsere, toplu eğlencelere gidememeye… 

Seyahat edememeye… 

Gelecek planlarımızı askıya almaya, hatta onlardan vazgeçmeye…?

Bütün bunlara hazırsak, mesele yok. 

Değilsek, bu konuları gündeme daha ısrarcı bir tavırla taşımaya başlasak mı?

Çünkü benden size söylemesi: Bu virüs gidici değil. Hiç değil!