Karikatür berraklığını yitirdi…

14.02.2020 00:02

‘Kadın çizer de neymiş öyle? Elimizle çiziyoruz, cinsel organımızla değil!’ diyen Claire Bretécher, Fransa’da çizgi roman dünyasına feminist bakış açısını taşıyan ilk kadın çizerdi.

Gençlik yıllarınızdan beri izlediğiniz, kişiliğinizin oluşmasına katkıda bulunmuş bir sanatçı bu dünyadan göçüp gittiğinde, kendinizi sanki yakın bir akrabanızı yitirmiş gibi hissetmez misiniz?

Salı günü Paris’te aramızdan ayrılan Fransız kadın çizer Claire Bretécher, benim gözümde “beni ben yapan” o akrabalardan biriydi.

1940 Nantes doğumlu sanatçı, Fransa’da tümüyle erkeklerin egemenliğindeki karikatür ve çizgi roman dünyasında kendine yer açan ve bu alana feminist bir bakış açısını taşıyan ilk öncü kadın çizerdi.

Bretécher bu anlamda bizde 1980’lerde Piyale Madra ve Ramize Erer gibi kadın çizerlerin gördükleri işlevin bir benzerini 1960’lardan itibaren Fransa’da gören kişiydi.

Öte yandan Bretécher, “kadın çizer” tanımlamasını kesinlikle reddediyordu: “Kadın çizer de neymiş öyle? Elimizle çiziyoruz, cinsel organımızla değil!” Zaten söyleşilerinde feminizm konusunda (aslında her konuda!) çelişkili görünen hınzır mesajlar vermekten geri durmazdı. Örneğin: “Her normal kadın elbette feministtir, feminist olmak zorundadır; ben de zaten hiper-feministim” dedikten sonra, “bıktım yahu feminizmden, ben zaten militan falan değilim, militanlığı sevmiyorum” da diyebiliyordu.

İşin aslı, Fransa’da cinsel özgürlük, aile kurumunun ve anneliğin eleştirisi, doğum kontrolü, kürtaj, klonlama, yapay döllenme, ev içi kadın emeği, cinsiyetler arası ücret eşitsizliği, eşcinsellik ve maçoluğa isyan gibi konular çizimlerde onun sayesinde yer almaya başladı.

Ayrıca Claire Bretécher, Fransız toplumunda ciddi bir sorun olan ırkçılığa ve yabancı düşmanlığına karşı da daima net bir tavır aldı.

Güzel Sanatlardaki eğitimini yarım bıraktıktan sonra ilk olarak Katolik basınında çocuklar için resimler yaparak mesleğe adım atan Bretécher, 1960’ların başında Asteriks’in “babası” René Goscinny ile kısa bir süre çalıştıktan sonra dönemin ünlü dergileri Tintin, Pilote ve Spirou’da yer alan ilk ve uzun süre tek kadın oldu. Burada feminist bir orta çağ prensesi olan “Cellulite” (Selülit) tiplemesiyle tanınmaya başladı. Çizer dostlarıyla beraber l'Echo des savanes dergisinin kuruluş sürecinde yer aldı.

Buna karşılık, ünlü Charlie Hebdo dergisinde çalışmayı ise daima reddetti ve bunu şöyle açıkladı: “Kızların poposunu çimdiklemekten başka bir şey düşünmeyen ve fallusa tapan çizerlerden oluşan bir dergide asla çalışmam! Gerçi artık benim popumu çimdiklemiyorlar, sekreterlerinkini çimdikliyorlar ama olsun, yine de sinirime dokunuyor…”

Claire Bretécher’in üne kavuşmasını sağlayan asıl çalışması, sosyalist partiye yakınlığıyla bilinen ve dönemin en çok okunan haftalık dergisi Nouvel Observateur’de 1973 yılından itibaren çizmeye başladığı tam sayfalık çizgi roman dizisi Les Frustrés (Tatminsizler) oldu. 400.000 okura ulaşan bu dergi, o zamanlar hâlâ suç sayılan kürtajın serbest bırakılması mücadelesini zirveye taşıyan basın organları arasında yer alıyordu.

Kısa sürede derginin en sevilen köşesi haline gelen ve benim de Bretécher ile tanışmamı sağlayan Les Frustrés, 1975’te çizgi film olarak televizyona taşındı, ardından da sanatçının dostları Dominique Lavanant ve Josiane Balasko tarafından tiyatroya uyarlandı.

Mayıs 1968’den sonra hızla burjuvalaşmakta olan sol aydınların ve orta sınıfın zihin dünyasını, yaşam tarzlarını, değerlerini, ahlakını, ikiyüzlülüklerini acımasızca hicvettiği bu çizgi roman sayesinde Bretécher, bu sanat dalında toplumsal eleştirinin öncülüğünü yaparak çığır açtı.

O kadar ki ünlü göstergebilimci Roland Barthes, 1976 yılında verdiği bir demeçte Bretécher’nin “yılın en iyi sosyoloğu olduğunu” bile öne sürdü.

Yirmi yıl sonra bu kez de ünlü sosyolog Pierre Bourdieu, sanatçının ergenliği anlatan yeni çizgi romanının “Parisli burjuva aydınlarını eksiksiz bir şekilde, hatta neredeyse etnografik bir bakışla ele alan” bir eser olduğunu vurguladı.

Bretécher toplamda otuza yakın çizgi roman albümü yayımladı. Bunlardan ilki olan Les Frustrés’yi 1975’te yayınevlerine başvurmadan kendisi yayımlayarak bu konuda da çığır açtı.

Ardından 1980’de yine kendi yayımladığı La Vie passionnée de Thérèse d’Avila (Azize Avilalı Teresa’nın Tutkulu yaşamı) albümünde bu sefer Hristiyanlığı tiye aldı.

Bretécher’nin dinle arası zaten pek iyi değildi: “Ben kadınların ağırlıkta olduğu, erkeklerin de hıyar oldukları bir ailede yetiştim. Babam zaten hıyarın tekiydi. Klasik, burjuva ve katolik bir eğitim aldım. Yani gülünç bir eğitim. Dini eğitim sürekli saçmalıkla maluldür, çünkü orada anlatılanlarla gerçek hayatta gözlemledikleriniz o kadar çelişkilidir ki…”

Bretécher sonraki albümlerinin arasında yer alan ve annelik kurumunu ele alan Les Mères (Anneler), “kutsal” addedilen bir kurumu ve hamileliği keskin mizahının odağına yerleştirmekten çekinmediği için özellikle dikkat çekti.

Zaten toplum gelenekleriyle sürekli didişen muzip çizer, meslek hayatının son dönemine damgasını vuran ve acımasız ergen genç kız Agrippine’in kahramanı olduğu maceraları neden çizdiğini şöyle açıklıyor: “Kız arkadaşlarımın hepsi kendi ergen çocuklarına hayrandılar, bu veletler hıyarlık yaptıklarında bile. Bense onlara baktıkça dehşete kapılıyordum… Korkunç yaratıklar bu çocuklar!”

1988’den itibaren toplam 8 albüme yayılan Agrippine’in maceralarından 21 de çizgi film üretildi.

Bretécher çizgi roman dışında afişler, dergi kapakları ve reklam panoları da çizmiştir. Ayrıca akrilik boyayla portreler ve oto portreler resmetmiştir. Bu portrelerin yer aldığı albümlerden birinin önsözünü sanatçının hayranları arasında yer alan Umberto Eco, metinlerini ise ünlü sanat tarihçisi Daniel Arasse kaleme almıştır. (Portraits, Denoël Yayınevi, 1983)

Ünlü Angoulême karikatür festivalinde defalarca ödül alan sanatçının tüm eserlerini içeren bir retrospektif sergi de 2015 yılında Centre Pompidou’da düzenlendi.

Sonuç olarak Bretécher, sadece ünlü aydınların ya da meslektaşlarının takdir ettiği bir sanatçı değil, feminizmin geniş kitlelere mal olmasına katkıda bulunan ve özellikle kentli kadınların kendilerini özdeşleştirdikleri bir tür toplumsal kahramandı.

Hatta dönemin tanınan müzik topluluklarından Coockie Dingler’in 1984’te bir milyonluk satış rakamına ulaşan albümüne adını veren Une Femme libérée (Özgürleşmiş Kadın) şarkısında bu “özgürleşmiş kadınlar” şu sözlerle tanımlanıyordu: “Onlar Nouvel observateur’de sadece Bretécher okurlar…”

Gerçi Bretécher bu kadar ünlü olmaktan pek hoşnut değildi. Televizyona çıktığında izleyicileri şaşırtmayı seviyordu. Örneğin çok iyi bir gözlemci olduğunu söyleyerek ona iltifat etmeye çalışan bir gazeteciyi “yok yahu, ben miyobumdur!” diye tersleyebiliyor, Roland Barthes’in övgü dolu sözlerini hatırlatan bir diğerini “aman canım, saçmalaşmış besbelli, zaten bu lafları etmesi ona hiç yaramadı, ertesi yıl ölüverdi!” diye sarakaya alabiliyordu.

Gerçek bir mizah ustasıydı o: İşini önemseyen ama kendini gereğinden fazla ciddiye almayan, önce kendiyle dalga geçmeyi asla unutmayan has bir sanatçı…

Claire Bretécher’nin kaybıyla karikatür sanatı, gençlik yıllarıma anlam ve neşe katan o berraklığını* yitirdi.

* Fransızcada “Claire” berrak, açık anlamına gelir.