Zihniyetin esaretinde yozlaşan dil

06.08.2022 00:02

İnsan, zihin süreçlerine, zihniyete dayalı olarak dili kullanarak kelime ve kavramlar üretmekte. Bu nedenle Abdülgaffar el Hayati’nin dediği gibi 'Sınır önce zihinde başlar.'

İnsanın doğduğu coğrafya, bölge, aile kaderi gibidir. Karakteri de buna ekleyebiliriz. Doğduğumuz ülkenin kültürü zihnimizi şekillendirir. Zihinsel süreçler zihniyeti doğururken dil bu zihniyetin kalıpları içinde kelimeler yoluyla kavramlar üretir.

Martin Heidegger’in deyişiyle “dil düşüncenin evidir” ancak bunun yanı sıra düşüncelerimizin ve düşünce biçimlerimizi şekillendiren zihniyetlerimizin de evidir. Bir toplumun ya da geniş anlamda medeniyetin zihniyetinin somut yansımaları kelimelerdir.

Sadece dilin zihniyete dayalı ürettiği kelimelere bakarak bile o toplumun hayat anlayışı, yaşam tarzı, etik ve estetik algılayışı, sahip olduğu değerleri hususunda çıkarımda bulunulabilir.

Erich Rothacker, dilden toplumsal değerlerin tespit edilebileceğini aynı zamanda toplumun karakteri hakkında onun ürettiği ve kullandığı kelimeler vasıtasıyla çıkarımda bulunabileceğini belirtmekte.

Rothacker’e göre; fikir ve felsefeye ait ‘Kosmos, Logos, Eros” gibi kavramları ancak Antik Yunanlılar yaratabilirlerdi. Buna karşılık sert ve disiplinli bir toplumun ruhunu yansıtan ‘Pietas, Auctoritas, Potestas, Dignitas, Gravitas, Virtus, Imperium’ gibi kelimeler de Romalılar’ın yarattığı kavramlardı.

Kültür antropolojisi alanından baktığımızda, kültürlerin ancak sanat, edebiyat ve bilgelik sayesinde yükseldiklerini ve kültür kavramına bir anlam kattıklarını görmekteyiz. .

Toplumsal, siyasal ve ekonomik alandaki zihniyet ve geleneklerimize , bilim, sanat, edebiyat, felsefeye olan ilgi ve yaklaşımımıza bakarak içinde yaşadığımız kültürün “yüksek kültür” olduğunu söyleyebilir miyiz ? Bu alanlar hepimize tutulan bir ayna işlevini görmekte.

Ülkemizde olduğu gibi toplumsal ve siyasal zihniyetin ürettiği kültür “linç etme” dil ve pratiğine dayanıyorsa bu ortamda doğan çocuğun süreç içinde masumiyetini kaybederek linç kültürünü benimseyeceği ve bu kültüre uygun bir dil kullanacağı ve eylemlerde bulunacağı kuvvetle muhtemel.

Yine ülkemizde yabancı düşmanlığı üzerine gelişmiş bir zihniyetin ürettiği “başkasının mallarına çökme” kültürünün dili ve pratiği her alanın mafyalaşmasına neden olmakta.

İnsan, zihin süreçlerine, zihniyete dayalı olarak dili kullanarak kelime ve kavramlar üretmekte. Bu nedenle Abdülgaffar el Hayati’nin dediği gibi “Sınır önce zihinde başlar.” Tarımla başlayan süreç önce dili , ilerleyen süreçte hükmedenin yazıyı bulması sonucunu doğurdu.

Dilbilimci Edgar Howard Sturtevant, dil yalan ve aldatmak için yaratılmış olmalı demekte.

Bu noktada Ömer Faruk, Claude Levi Strauss ve John Zerzan’a referansla değerlendirme yapar. “Yazı’nın önceli olan dil de dünyayı kategorileştirir. Dil öğrenmek dilin doğasında var olan ayrıcalık, iktidar, baskı, dışlama vb. kod’ların kabul edilmesi demektir. Deleuze ve Guattari, dilin ilk işlevinin bilgi aktarmak ya da iletişime geçmek değil, düzeni ve yasayı uygulayan (= egemenlik kuran) buyruk ve emirler anlamında kullanılan mots d’ordr’u tesis etmek olduğunu belirtirler.”(”Faruk- “Başkası Adına Konuşmanın Haysiyetsizliği”)

Zerzan, her gün dili kullanarak yaptığımız konuşmaların açığa çıkardığından çok daha fazlasını gizlediğini, ad’landırarak insanı sınırladığını ve diğer canlı türlerinin ve nesnelerin efendisi yaptığını, insanın iktidarını pekiştirdiğini belirtmekte. ( Zerzan-“Gelecekteki İlkel- Faruk- a.g.e )

Nietzsche de dili hükmetme aracı olarak görür. “Efendilerin isim verme hakkı o noktaya varır ki, dilin kökeninin kendisi, hükmedenlerin iktidarının bir dışavurumu olarak görülebilir:” bu şu ve şudur” derler, her şeye ve olaya bir sözle damgalarını vurur ve bu yolla onlara sahip olurlar.” ( Ahlakın Soykütüğü- Bir Polemik- Faruk- a.g.e )

Adlandırma kötülüğün kökeni olarak ta görülmekte.( Alain Badiou- Sonsuz Düşünce- Faruk- a.g.e)

Faruk, her dilin bir ifade kapasitesi olduğunu, her düşünce iddiasının bu kapasite kadar olabileceğini, her dinin de doğduğu, büyüdüğü, kendini ifade ettiği, içinde yaşadığı dil kadar olduğunu belirtiyor.

Ancak dilin bir araç olduğunu, dili, sözcükleri, kavramları belirleyenin de zihinsel süreçlerin oluşturduğu zihniyet kodlamaları olduğunu unutmamak gerek. Zihinsel kapasiteniz ne kadarsa diliniz o kadardır. Dilinizin kapasitesi ne kadarsa sanatınız, edebiyatınız, felsefeniz, biliminiz, siyasetiniz de o kadardır.

Zihnimizi dogmalardan, kodlardan, adlandırmalardan temizleyerek hayal gücümüzle dile, kelimelere ve kavramlara dışarıdan bakabiliriz.

Belki de buna etnik kimliklere dayalı ülke isimlerinden başlayabiliriz.

Mesela “Ak Zambaklar ülkesi” olarak ta bilinen Finlandiya “Buzul Gölleri ülkesi”, gülleriyle meşhur İngiltere “ Güller ülkesi”, coğrafyasında Alp dağlarının çokça yer aldığı Fransa “Alpler ülkesi” ya da “Aşıklar ülkesi”, sahilleri, dansları ve müziğiyle ünlü İspanya “ Kostalar( sahiller) ülkesi” olarak adlandırılabilir.

Orta Amerika ülkesi olan Kosta Rika’nın ( İspanyolca- zengin sahil ) ismi etnik kimliğe vurgu yapmıyor. Ülkenin ordusu bulunmadığı için askeri harcamaları yok. Mutluluk Partisi ülkeyi yönetiyor.

Zihniyet değiştikçe isimler de, kelimeler de, kavramlar da değişecek. Sınırlar, bayraklar, marşlar, savaşlar anlamsız hale gelecek.

Türkiye için ne düşünüyorsun diyeceksiniz. İstanbul üç büyük imparatorluğa başkentlik etmiş. Anadolu bir çok medeniyetlere ev sahipliği yapmış. Pekala “Uygarlıklar ülkesi” olabilir. Evrensel ve kucaklayıcı. Kuşkusuz zihniyet değişikliğiyle birlikte her alanda yüksek kültür yaratmak koşuluyla… Çok mu zor ?