Soma faciası (cinayeti), AKP ve Avrupa Birliği

14.05.2022 00:00

Dönemin ve bugünün Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu facia için 'işin fıtratında var' diyebildi sıkılmadan...

İnsan kendi yazısı için için böyle laf etmemeli ama tüm içtenliğimle söylüyorum, bugünkü yazım içerdiği bilgiler açısından çok önemli, ülkemizin çok çirkin bir yüzünü (çok iyi yüzleri de var mutlaka ama lütfen bunlar neler diye bana sormayın bugün) herkese gösteriyor.

Yazımda yapacağım yorumlar çok önemli değil, bunlar şahsi yorumlar doğal olarak ama önemli olan yazıda sunacağım bilgiler, tiksindirici bir Bakanlar Kurulu kararının altındaki imzalar ve imzaların çok çirkin gerekçesi ve son olarak da Danıştay’ın alkışlanacak bir kararı ama bugün Danıştay aynı kararı verebilir mi, bundan da hiç önemli değilim. 

13 Mayıs 2014 tarihinde Soma madenlerinde bir ocakta çok büyük bir facia yaşandı, bu yaşanana facia demek ne kadar doğru bilemiyorum, toplu cinayet demek muhtemelen daha gerçekçi, 301 madenci yaşamlarını yitirdiler.

Dönemin ve bugünün Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu facia için “işin fıtratında var” diyebildi sıkılmadan, vicdanı sızlamadan ve arkasından bir bomba daha patlattı, 19. Asırda İngiltere’de yaşanan maden facialarını örnek gösterdi; asrın lideri böyle olunuyor demek ki? 

Ve bu facianın failleri de belli, gerekli önlemleri almayan iki bakanlık: Enerji Bakanlığı (Taner Yıldız) ve Çalışma Bakanlığı (Faruk Çelik).

Yazımın sonunda söyleyeceğimi şimdi ifade edeceğim, bu cinayetin (2014) sorumluları 2005 senesinde başlayan AB müzakere sürecinde “Çalışma ve İş Güvenliği” dosyasını önünde siyasi engel olmamasına rağmen müzakereye açmayanlar ve dolayısıyla da işyerlerinde iş güvenliğine yönelik AB standartlarında önlemlerin alınmasını erteleyenlerdir.

Ellerinde 301 maden işçisinin kanı vardır. 

Çok net ifade ediyorum, bu dosya müzakereye açılsa ve gerekleri yerine getirilse idi bu facia yaşanmazdı.

Peki neden yaşandı bu facia?

Siyasi otorite bu madenlerden elde edilecek parayı işçilerin hayatından daha değerli gördü, bu kadar basit, aşağıda bunun vahim bir kanıtını da sunacağım.

13 Mayıs 2014 senesinde 301 maden işçisi hayatlarını yitirdiler.

Sonrasını herkes biliyor ama bazı konular daha az biliniyor.

ATEX isimli bir standart var AB ülkelerindeki patlama ihtimali olan iş yerlerinde ve aşağıda da tanımı var: “Genellikle endüstriyel ve kimyasal üretim bölgelerinde patlama ihtimalini minimize edip çoğu zaman da patlama oluşumu ihtimallerini ortadan kaldırmak adına tüm Avrupa ülkeleri tarafından kabul görmüş olan ATEX standartları; ismini Fransızca da “Patlayıcı Atmosfer” anlamına gelen “ATmosphere EXplosible” den almaktadır.”

Türkiye de madenlerde bu ATEX standartlarını benimsemek ve uygulamaya koymak zorunda idi çünkü bu konuda bir anlaşmanın altında imzası var, ancak bu uygulama zorunluluğu hep ertelendi ve artık bir mecburiyet haline gelince de uygulama 4.8.2015 tarihinde Resmî Gazetede yayınlanan çok acımasız bir Bakanlar Kurulu kararı ile 31 Aralık 2019’a yani 2020 senesinin başına beş yıllığına ertelendi.

Bu Bakanlar Kurulu kararı hakkında dönemin Hürriyet gazetesinde aşağıdaki haber yayınlandı:  

“Madenlerde kullanılan ekipmanlarda Avrupa Birliği’ne (AB) uyumluluk şartı 2020’ye ötelendi. Madenler, AB’ye uyum belgesi olmayan ekipmanlarla artık çalışabilecek. AB’ye uygun ekipmanları bulunmadığı için kapatılan madenler de, hiçbir önlem almadan tekrar açılacak. İş sağlığı ve güvenliği Genel Müdürü Kasım Özer, düzenlemenin madenlerde iş güvenliğini tehdit etmeyeceğini savundu ve “Madenlere geçiş süreci verdik. Çünkü bu konu maden ocaklarında çok temel bir konu haline geldi” dedi.

İş sağlığı ve güvenliği Genel Müdürünün bu açıklaması da muhtemelen vicdansızlıklar tarihinde çok önemli bir yere sahip olacak.

Hürriyet bugün bu yazıyı yayınlayabilir mi sizce?

Dönemin Hükümeti böylece beş sene için daha maden çalışanlarını büyük ölüm tehditleri ile baş başa bıraktı.

Neden mi?

Madenler biraz daha karlı çalışabilsin diye, neden olacak. 

Bu cinayete davetiye niteliğindeki Bakanlar Kurulu kararının altında kimlerin imzası var, bir bakalım mı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Davutoğlu ve dönemin bakanları: Numan Kurtulmuş, Bülent Arınç, Mevlut Çavuşoğlu, Ömer Çelik , Taner Yıldız, Faruk Çelik, Yalçın Akdoğan, Nurettin Canikli, vs.

Bu muhafazakarlar, bu dindarlar (!) alnı secdeye değenler maden işçilerini güvenceye alacak önlemleri, mesela yanmaz elbise mecburiyetini, madenciler daha fazla para kazansınlar diye beş sene erteleyebildiler. 

Her geçen gün bu insanların, çoğunu da şahsen tanıyorum, nasıl bir inanç ve din anlayışına sahip olduklarını daha çok merak ediyorum.

Allah’tan devreye Danıştay giriyor ve bu çok çirkin Bakanlar Kurulu kararı Danıştay’ın 2015/14288 esas sayılı kararıyla iptal ediliyor.

Bugün Danıştay böyle bir karar üretebilir mi, bundan da hiç emin değilim.

Peki sonra ATEX AB standartları uygulandı mı madenlerde?

Hiç zannetmiyorum çünkü Danıştay ancak idari/hukuki denetim yapıyor ama işyerlerinde teknik denetim Enerji Bakanlığı ile Çalışma Bakanlığının işi ve bu bakanlar hep AKP’li bakanlar.

Çalışma Bakanımız Prof. Dr. Vedat Bilgin’e bir sorsun gazeteciler, AB ATEX standartları madenlerde ne ölçüde uygulanıyor bugün acaba?

Yukarıda imzacılarının bir bölümünün isimlerini verdiğim Bakanlar Kurulu kararı, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan da Davutoğlu, muhtemelen Türkiye siyasi tarihinin bir çirkinlik abidesi olarak tarihte yerini alacaktır.

Bu Bakanlar Kurulu kararı da 7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 arasına denk düşüyor.

Ne dönemmiş be.

AB meselesinin özü böyle bir şey, konu sadece ifade özgürlüğü değil, yaş sebze ve meyvelerin üzerindeki zehir sınırı, madenlerdeki işçi güvenliği esas olan.

Birileri 2005, 2006’da “AB’ye girelim ama onurumuzla girelim” diyorlardı.

2014’de bu başlığı açmadığımız için onurumuzla, egemence 301 işçiyi toprağa verdik. 

Yaşasın milli egemenlik, kahrolsun emperyalist AB.

İzmir-Bodrum yolunda Akhisar’a gelirken sağdan Soma’ya sapış gösterir, beş senedir geçmiyorum ama sapağa bu faciayı anacak bir küçük heykel bile dikemedik galiba. Kavun heykeli var, o yetiyor anlaşılan.

        


Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır, +Gerçek’in yayın politikasıyla her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.