Dolar, Euro: Ne yapmalı?

11.08.2020 00:01

Bir ülkenin iç kaynağı (tasarrufu) yetersiz ve eğitim sistemi dökülüyorsa işi çok zor, hatta adeta imkânsızdır.

Geçen hafta çok genel hatları ile kurlardaki yükselişin nedenlerini tartışmış idik.

Bugün ise kurlardaki bu artış karşısında ne yapılması gerektiğine değinmek isteyeceğim.

Yazı belki de ikinci bir yazıya sarkabilir, daha başlarken kestiremiyorum.

Geçen hafta sonuna doğru Merkez Bankasının gerçekçi olmayan çünkü maddi temeli yok maalesef, açıklamalarından sonra bir lahza duraklar gibi olan kur artışları bu sabah (Pazartesi) tekrar hareketlendi.

Hiç ama hiç kuşku yok, bu konuda aklı başında insanlarda bir tereddüt de yok, şayet çok büyük doğal kaynak zengini değilseniz (Rusya gibi mesela), evrensel (batı) standartlarda bir hukuk devleti ile bezenmediğiniz sürece iktisadi istikrar (mesela kurlarda istikrar, sürdürülebilir büyüme) imkânsızdır.

Çok klasik bir iktisadi değerlendirmedir, büyük doğal kaynaklarınız yoksa, otoriter, totaliter yönetimlerin sürdürülebilmesi barış içinde mümkün değildir.

Putin’in Gazprom şirketi var, bizim yöneticilerimiz bu gerçeğin acaba ne kadar farkındalar da Putin’i hâlâ bir yönetim gurusu olarak görmeye devam edebiliyorlar?

İlk bakışta birbirlerinden farklı konular gibi gözüken kurlardaki istikrarsızlık (daha doğrusu tek yönlü artış) ile büyüme tıkanıklığının en temel ortak yönü arz sıkıntısı: Döviz arzı ve kaynak (iç ya da dış tasarruf) arzı sıkıntısı.

Başka bir ifade ile de arz-talep dengesinde arz aleyhine sıkıntılar.

Bir ülkenin iç kaynağı (tasarrufu) yetersiz ve eğitim sistemi dökülüyorsa (lütfen bu “dökülme” sözüne kızanlar üniversite giriş sınavlarında sorulara verilen net doğrular oranlarına bir baksınlar) işi çok zor, hatta adeta imkânsızdır.

Eğitim meselesi kendi yolunda bir canavar gibi ilerliyor, bu alanda atılan her adım durumu daha da vahimleştiriyor, bu ortalama eğitim seviyesi ile dış kaynak bulsak bile bu kaynağı bu eğitim düzeyi ile etkin olarak kullanmak imkânsız olacağı için dış kaynak girişinin önüne bir de bu duvar çıkacak.

Büyüme, üretim ve bunlara bağlı olarak da döviz arz-talep dengesi ülkeye dış kaynak girişine bağlıdır.

Hukuk devletinin yerlerde süründüğü, ortalama eğitim düzeyinin belki de hukuk devletinden evrensel mukayeselerde daha da kötü olduğu bir ülkeye çok da kısa vadeli olmayan dış kaynak girişi sağlamak nasıl olacak, bu soruya yanıt verebilecek bir otorite yok.

Bu işleri Katar üzerinden çözmeye kalkmak muhtemelen hiç bu işe soyunmamaktan da kötü çünkü Katar gibi monarşilerle bu kadar sıkı fıkı ilişki üretim üzerinden tasarruf fazlası üreten ve bize dış yatırım yapmak isteyecek ülkeler için daha da kötü bir sinyal.

Kendinize bir sorun, en iyi dostu Katar monarşisi olan bir ülkeye siz yatırım yapar mısınız?

ABD ve Almanya gibi ülkeler Ortadoğu’daki, doğu Akdeniz’deki gelişmeler nedeniyle muhtemelen Türkiye’ye silah satmak için sistemin tamamen kitlenmesini şimdilik geciktiriyorlar, erteliyorlar ama yakında bu ülkeler de kendi iç piyasalarının sağlıklılığı için artık silah satışından çok bizim gibi ülkelere başka ürünlerin, mesela yüksek teknoloji ürünlerinin satışını tercih edecekler, o zaman sistem iyice duvara sıkışacak.

3 Kasım 2020 ABD Başkanlık seçimleri bu nedenden hem dünya hem de Türkiye için çok önemli bir tarih.

Türkiye’nin sürdürülebilir yegâne çözümü batı standartlarında bir hukuk devleti ile bezenerek üretim temelli dış kaynak çekmek (artı eğitim) ama bu “yegâne” çözüm de artık çok zor çünkü bir yönetici kliği işlediği suçlar nedeniyle batı standartlarında bir hukuk devletine dönüşü düşünmek bile istemiyor, yargılanmaktan çekiniyorlar.

Bu kliğin karar verici düzeyine siyasetten ve ekonomiden ellerini tamamen çekmek şartıyla bir “dokunulmazlık” tanımak belki kısa vadede bu kâbustan kurtulmak için en iyi çözüm olabilir.

Demek kaderde senelerce Anayasadan çıkarılması için mücadele ettiğimiz geçici 15. Madde benzeri bir maddeyi de önermek olabiliyormuş.

İlkesel olarak böyle bir öneride bulunmamayı tercih etmenin maliyeti milyonlarca insan için çok da yüksek olabilir.

Kurlardaki artış muhtemelen ekonominin durduğu ve artık enerji talebinin bile çok azaldığı bir döviz talep noktasına kadar sürecektir çünkü bu hukuk devleti koşullarında döviz ve dış kaynak girişi her geçen gün tıkanmaktadır.

Bugün döviz krizinin (büyüme ile de doğrudan bağlantılı) hukuk devleti ile ilişkisi üzerine düşüncelerimi kısmen aktarmaya çalıştım.

Yarın konuya devam edeceğim.