Kürt Ulusu’nun Belçika Meydan Savaşı’nda yeni aşama

06.02.2020 00:03

Avrupa Adalet Divanı’ndan sonra Belçika Yargıtayı’nın aldığı son karar sadece Kürt ulusunun değil, tüm Türkiye insanlarının özgürlük ve mutluluğunu sağlama yolunda atılmış önemli bir adımdı.

Nerdeyse üç yıl oluyor… 21 Eylül 2017’de Artı Gerçek’e yazdığım yazının başlığı Kürt Ulusu’nun Belçika Meydan Savaşı” idi… Şöyle demiştim:

“Belçika Savcılığı yedi yıl önce Remzi Kartal ve Zübeyir Aydar başta olmak üzere 36 Kürt şahsiyetini terör örgütü üyesi oldukları iddiasıyla mahkemeye verdi. Duruşmalar sürerken Kartal da, Aydar da seyahat ettikleri diğer Avrupa ülkelerinde kırmızı bültenle arandıkları gerekçesiyle tutuklandılar, haftalarca hapiste tutuldular. Ve nihayet, kendilerini yargılayan Belçika mahkemesi Savcılığın iddiasını yersiz bularak PKK'nin silahlı faaliyetlerinin ‘terörle mücadele kanunu çerçevesinde’ yargılanamayacağına karar verdi. Savcılığın itirazda bulunduğu Belçika İstinaf Mahkemesi de 14 Eylül’de alt mahkemenin kararını onaylayarak 36 kişiyi beraat ettirdi.”

Ve eklemiştim:

“Bu, Kürt Ulusu’nun Belçika’daki meydan savaşının en son aşaması. Ama biliyorum ki bu uzun soluklu bir meydan savaşıdır… Önümüzdeki günler ne getirir bilinmez. Mücadele bu liste ve kırmızı bültenler tarihin çöplüğüne atılıncaya kadar sürecektir.”

Osmanlı’da oyun bitmez. Öyle de oldu.

Kasım 2018’de Lüksemburg’daki Avrupa Adalet Divanı PKK’nin terörist örgütler listesine alınması için sunulan argümanları yetersiz bularak listenin iptaline karar verdi. Ancak Tayyip diktasının Avrupa Birliği’ndeki en hararetli destekçilerinden İngiltere karara itiraz ettiğinden PKK otomatik olarak listeye yeniden alındı.

Bu arada Türk Devleti’nin Belçika’daki diplomatik misyonlarının, yandaş medyasının ve avukatlarının art arda yaptıkları itirazlar nedeniyle dava dosyası da Belçika adaletinin çeşitli mahkemeleri arasında gidip geldi…

8 Mart 2019’da İstinaf Mahkemesi PKK’nin terör örgütü olarak nitelendirilemeyeceği ve bu çerçevede yargılamanın söz konusu olamayacağına yeniden hükmetti, ancak Türk Devleti’nin avukatları ve savcı bu karara da 20 Mart 2019’da Yargıtay nezdinde itirazda bulundu.

Adli süreç iniş çıkışlarla devam ede dursun, Tayyip iktidarının sürgündeki siyasal muhaliflerini jurnalleme görevini üstlenen SETA da devreye girerek Temmuz 2019’da yayımladığı “Avrupa’da PKK yapılanması” adlı kitapta Kürt diasporasının tüm örgütlerini ve şahsiyetlerini “terörist”, onlarla dayanışma gösteren tüm kuruluşları ve kişileri de “terörizm destekçisi” diye karalayarak Belçika adaletini etkilemeye çalıştı.

Tüm bunlara rağmen 28 Ocak 2020’de davayı yeniden ele alan Belçika Yargıtayı, Kürt özgürlük mücadelesinin teröristlikle suçlanamayacağı, yaşananın bir savaş olduğu, PKK’nin de savaşın bir tarafı olduğu, yürüttüğü mücadelenin Anti-terör Kanunu çerçevesinde değil uluslararası savaş hukuku kapsamında ele alınması gerektiğine hükmeden alt mahkeme kararını onayladı.

Yargıtay’ın kararı bize ulaştığında aralarında Zübeyir Aydar ve Remzi Kartal’ın da bulunduğu Kürt dostlarım için ne denli sevindiysem, beraati kesinleştiği halde bunun sevincini yaşayamayacak bir kişiyi düşünerek o denli hüzünlendim.

Sanık listesinde bulunan Kürt ulusal direnişinin Avrupa’daki etkin sözcülerinden Fidan Doğan (Rojbin), dava açıldıktan 7 yıl sonra, 9 Ocak 2013’te iki kadın yoldaşıyla, Sakine Cansız ve Leyla Şaylemez’le birlikte Paris’teki bir Kürt lokalinde Türk Devleti’nin bir tetikçisi tarafından katledilmiş, üzerinden yedi yıl geçtiği halde Fransız adaleti bu alçakça cinayetin sorumlularını hâlâ gün ışığına çıkartıp hesap sormamıştı.

Belçika Yargıtayı’nın adil kararına karşı Türk Hükümeti başta olmak üzere Türk Devleti’nin Belçika’daki diplomatik misyonları ve yandaş medyası yine gözleri dönmüşçesine saldırıya geçmekte gecikmediler.

Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada “Belçika yargısının bu kararı AB terör örgütleri listesinde yer alan PKK’ya açık bir destek mahiyetindedir” diyordu.

Hemen ardından Yargıtay başkanlığı adına yapılan bir açıklamada da “PKK pek çok AB ülkesinin yanı sıra ABD, Kanada ve Avustralya gibi birçok ülkenin terör örgütleri listesinde yer almış, NATO da çeşitli belge ve açıklamalarında PKK'ya terör örgütü olarak atıfta bulunmuştur” deniyordu.

Daha da ilginci, bir yıla yakındır sürüp giden hükümet krizinde geçici hükümetin dışişleri ve savunma bakanlıklarına getirilen liberal MR partisinden Philippe Goffin de Belçika Yargıtayı’nın kararına Tayyip diktasını teselli edici bir yorum getirmekte gecikmedi.

Selefi Didier Reynders gibi Ankara rejimiyle ilişkileri sıcak tutmaya özenli Goffin, “Belçika hükümetinin tavrı açık. PKK bir terör örgütüdür” diyor, PKK’nin terör örgütü listesinde kalmasına Belçika’nın destek vermeyi sürdüreceğini vurguluyor, dahası “Bu karar, PKK ve destekçilerinin Belçika’da yargılanamayacağı anlamına gelmez” diyerek Kürt diasporasına aba altından sopa gösteriyordu.

Oysa, Belçika adaletinin bu kesin kararı, ABD ve AB ile ona üye devletlerin yıllardır Türk Devleti’nin şantajlarına boyun eğerek PKK’yi de dahil ettikleri “terörist örgütler” listesine de ciddi bir darbe olmuştu.

PKK gibi, İran’daki Halkın Mücahitleri Örgütü (HMÖ) de yıllarca ABD’nin ve AB’nin terör örgütleri listesinde yer almışken, 2009 yılında AB ve 2012 yılında da ABD tarafından bu listeden çıkartılmıştı.

14 Mart 2018’de Artı Gerçek’te yayımlanan Kürt halkının mücahitlerine nankörlük neden?” başlıklı yazımda sormuştum: “Ortadoğu coğrafyasındaki bir başka direniş örgütü, İran’daki Halkın Mücahitleri Örgütü (HMÖ) 1965 yılında dönemin İran şahı Rıza Pehlevi’ye, kapitalizme ve ABD emperyalizmine karşı silahlı mücadele yürütmek amacıyla kurulmuş bir örgüttür. 1979’da Şah rejiminin çökmesinden sonra laik bir örgüt olarak silahlı mücadeleyi İslamcı rejime karşı sürdürmeye devam etmiştir. HMÖ Tahran ile Washington arasındaki gerginliğin büyümesinden sonra da terörist örgütleri listesinden çıkartıldı… İyi de, PKK, üstelik de Belçika adaletinin olumlu kararlarına rağmen, neden hâlâ kara listede tutuluyor?”

Belçika Yargıtayı’nın kararından sonra Brüksel’deki Press Club’de yaptıkları ortak bir basın toplantısında Kongra Gel Eşbaşkanı Remzi Kartal ve KNK Yürütme Konseyi üyesi Zübeyir Aydar ile Avrupa Parlamentosu’ndaki siyasal grupların temsilcileri ve davanın savunma avukatları bu soruyu haklı olarak bir daha dile getirdiler.

Remzi Kartal, Kürt halkı üzerinde Türk Devleti’nin uyguladığı terörün NATO ve AB tarafından da desteklendiğini anımsatarak “Artık Avrupa siyasetçileri ve kurumları da PKK’nin terörist örgüt olmadığı kararına uygun hareket etmelidir. Eğer karar uygulanmazsa ve siyaset başka işlerse, adalet asla yerini bulmaz” dedi.

Zübeyir Aydar da AB terör listesinin Türk devletinin tutuklama, işkence ve cinayetlerine meşruiyet tanıdığını vurguladıktan sonra şu çağrıda bulundu: “Artık kimse Tayyip Erdoğan’ın ortağı olmamalı. Bu liste Avrupa’da on binlerce insanımızın kriminalize edilmesine neden oldu. Bu büyük bir haksızlıktı. Belçika bu mahkeme kararına uygun hareket etmeli ve terör listesinden imzasını çekmelidir. AB ve Belçika hükümeti bu meseleyi artık terör olarak adlandırmaktan vazgeçmeli, barış için çaba göstermelidir.”

Basın toplantısında Avrupa Parlamentosu Sosyal Demokratlar Grubu’ndan Andreas Schieder, Sol Birlik (GUE) Grubu’ndan Nikolaj Violliumsen ve Yeşiller Grubu’ndan François Alfonsi de Kürt ulusal hareketine ve diasporasına yapılan haksızlıkları dile getirerek Yargıtay kararının artık barışçıl bir çözüme yol açması gerektiğini söylediler.

Nikolaj Violliumsen, AKP rejiminin başta HDP olmak üzere tüm muhalefeti “terörizm” suçlamasıyla baskı altında tuttuğunu ve Türk Ordusu’nun aynı gerekçeyle Suriye topraklarına girdiğini vurgulayarak Türk Hükümeti’ni siyasal çözüm için PKK ile masaya oturmaya çağırdı. Ayrıca AB’nin PKK’yi terörist ilan etmekle hata yaptığını, bu tutumun barışçıl çözüme engel oluşturduğunu vurguladı.

Belçika Dışişleri Bakanı Philippe Goffin’in mahkeme kararı üzerine söylediklerini de “Siyasal çözüm önünde engel oluşturan talihsiz bir açıklama” olarak niteleyen Violliumsen, Yargıtay kararını Avrupa Parlamentosu’nda gündeme getireceklerini, o parlamentoda tüm siyasi grupların da Kürt sorununa çözüm konusunda hemfikir olduğunu belirtti.

Andreas Schieder, kültürel, siyasal ve ekonomik haklar için savaşmanın meşru olduğunu belirterek, “Bir terörizm sorunu yok, bir ulusun hakları söz konusudur” dedi.

François Alfonsi, Yargıtay kararının “Kürt hareketini kriminalize etme girişimlerinde önemli bir gedik açtığını” vurgulayarak, “Bundan sonraki tüm çalışmalarımız bu kararın tüm üye devletlere ve Avrupa Birliği’ne yayılması yönünde olacaktır” diye söz verdi.

Basın toplantısında daha sonra Kürt tarafının dört avukatı 14 yıl süren davanın tarihçesini verdikten sonra, kararın içeriği ve ne anlama geldiği üzerine ayrıntılı açıklamada bulundular.

Aynı zamanda halen Belçika’da sürgün bulunan Katalan lideri Carles Puigdemont’un da savunmasını üstlenmiş bulunan Avukat Paul Bekaert, terörizm suçlamasıyla yapılan baskının sadece PKK’yi değil, tüm Kürtleri hedef aldığına dikkat çekerek Belçika Dışişleri Bakanı’nı şu soruyu yöneltti: “Yüksek Mahkeme’nin kararına saygı gösteriyor musunuz, göstermiyor musunuz?”

 

Avukat Joke Callewaert, davanın sanıkları arasında Remzi Kartal ve Zübeyir Aydar’ın bulunduğunu hatırlatarak “Bunların terörist olarak yargılanamayacağı kararı son derece önemlidir” dedi.

 

Avukat Luc Walleyn, Türk devletinin yıllardır Kürt medyasının ve siyasetçilerinin PKK propagandası yaptığı yönünde suçlamalarda bulunduğunu hatırlatarak, mahkemenin başından beri Kürdistan’da yürütülen mücadelenin terörizm olmadığını ifade ettiğini söyledi.

 

ABD büyükelçiliğinin Kürtlere ve kurumlarına baskı yapılması sağlama yönündeki faaliyetleriyle ilgili Wikileaks belgelerini açıklayan Avukat Jan Fermon, Avrupa Adalet Divanı’nın 2014-2017 yılları arasında PKK’nin terörist örgütler listesinden çıkartılması gerektiğine hükmettiğini de hatırlatarak Belçika yüksek mahkemesinin kararından sonra PKK’nin terörist örgütler listesinden çıkarılması gerektiğini vurguladı, Belçika Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasını da “yargıya müdahale” olarak değerlendirdi.

 

Belçika’da en yüksek mahkemenin tartışma götürmez kararından, Avrupa Parlamentosu’ndaki üç siyasal grubun temsilcilerinin ve Belçikalı dört seçkin hukukçunun açıklamalarından sonra Belçika Hükümeti’nin ve de Parlamentosu’nun “terör örgütleri” listesi konusunda demokratça bir karar alması gerekiyor.

 

Ne var ki, Belçika’da son yasama seçimlerinden sonra geleneksel siyasal partilerin düşüş yaşaması, buna karşılık Fransızca konuşan kesimde sol partilerin büyük sıçrama yapması, Flamanca konuşan kesimde ise aşırı sağ ve milliyetçi partilerin çoğunluk sağlaması nedeniyle yeni koalisyon hükümetinin kurulamaması birçok konuda olduğu gibi “terör örgütleri” listesi konusunda derhal bir karar alınmasını zorlaştırıyor.

 

Bununla beraber, sırf milliyetçi Türk seçmenlerin oylarını elde edebilmek için yıllardır Türk lobisinin hizmetindeki örgütlere ve politikacılara her türlü tavizi vermiş olan Sosyalist Parti’nin dahi, Saint-Josse Belediye Başkanı Emir Kır’ı, Türkiye’deki MHP’li belediye başkanlarıyla ilişki sürdürerek aşırı sağa karşı “sağlık kordonu”nu çiğnediği gerekçesiyle ihraç etmeyi göze alması umut verici bir gelişme olarak görülüyor.

 

Emir Kır sadece Türkiye’deki MHP’li belediye başkanlarıyla ilişki sürdürmekle kalmayıp Ermeni Soykırımı’nı inkâr etmek ve Belçika’daki Kürt örgütlerini terörizmin propagandacısı diye nitelemekten dolayı böyle bir dışlanmayı çoktan hak etmişti.

 

Örneğin Kır’ın yönettiği Saint-Josse Belediyesi’ndeki Brüksel Kürt Enstitüsü’nün lokali 17 Kasım 2016’da da Türk bayraklarıyla donatılmış, onlarca arabayla faşist sloganlar atarak gelen Erdoğan taraftarlarının bombalı saldırısına uğramıştı. Bu olaylar üzerine RTBF’ye verdiği demeçte Kır, Belçika yöneticilerini Kürt örgütlerinin gösterilerine izin verdikleri için eleştirmiş, daha da ileri giderek bunun Madrit’de DAEŞ’in sokak gösterilerine göz yumulmasından farklı olmadığını söylemiş, bu sözleri Sosyalist Parti lideri Elio Di Rupo’nun dahi tepkisine yol açmıştı.

 

Son olarak, 5 Şubat 2020 Çarşamba günü Avrupa Parlamentosu’nda başlayan, Perşembe günü de sürecek olan “Avrupa Birliği, Türkiye, Ortadoğu ve Kürtler” Konferansı da Kürt sorununa barışçıl bir çözümü dayatma açısından özel önem taşıyor.

 

Avrupa Birliği-Türkiye Yurttaş Komisyonu’nun (EUTCC) organize ettiği konferansa Avrupa Parlamentosu’ndaki Sol ve Yeşiller Kuzey Solu (GUE/NGL), Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı (Greens/EFA) ve Sosyalist ve Demokratlar (S&D) grupları destek veriyor.

 

Konferansın açılışını yapan EUTCC Başkanı Norveçli Prof. Dr. Kariane Westrheim, Türk devletinin Rojava’ya yönelik saldırılarından önce bölgenin bir barış havzası olduğunu, belirttikten sonra “Türk işgali uluslararası hukuku ihlal etmiştir. Türk Cumhurbaşkanı, etnik temizlik niyetini gizlemedi. Türk işgali, 300 bini aşkın yerel nüfusun evlerini terk etmesine neden oldu. Bu gerçek bir etnik temizliktir” dedi.

 

Konferansta konuşan Avrupa parlamenterleri Nikolaj Villumsen, Andreas Schieder, François Alfonsi ve Dimitrios Papadimoulis PKK’nin terörist örgütler listesinden çıkartılması gerektiğini vurguladılar.

 

Şurası bir gerçek ki, Avrupa Adalet Divanı’ndan sonra Belçika Yargıtayı’nın da verdiği karara göre AB’nin de, AB üyesi tüm ülkelerin de Kürt ulusal hareketine ilişkin hasmane tutumlarını gözden geçirmeleri gerekecektir.

 

Bunun bir an önce sağlanması için sadece Kürt diasporasına değil, Avrupa’daki tüm demokratik örgütlere ve siyasal sürgünlere de büyük sorumluluk düşüyor.

 

Sadece Kürt sorununun çözümünün değil, Türkiye’deki islamo-faşist düzenin yıkılmasının da önemli ölçüde “Terör örgütleri listesi”nin revizyondan geçirilmesine bağlı olduğunu bilerek…

 

Başta da söylediğim gibi, mücadele bu liste ve kırmızı bültenler tarihin çöplüğüne atılıncaya kadar sürecektir.