Ne dindar ne kindar; bunlar dijital, dijital!

30.06.2020 00:01

Toplumun geniş kesimine savaş açan Saray iktidarı belli ki önce kendi iktidarı döneminde büyümüş, doğmuş ‘dijital çocuklar’dan oluşan ‘Z kuşağı’nı bile ikna edememiş, karşısına almış.

Röportaj yapmak için Hasankeyf’e gitmiştim. 1980’li yılların sonuydu.

Bütün görkemiyle yaşıyordu o yıllarda Hasankeyf. İnsanların ev olarak kullandıkları mağaraların çoğunda yaşam sürüyordu.

İlçeye yaptırılan sosyal konutlara taşınmıştı bazıları. Ama geceleri gelip eski mağara-evlerinde uyuyanlar vardı. Çünkü yapılan sosyal konutlar Hasankeyflilere mağara-evleri kadar konfor sunmuyordu.

Rastgele bir mağara-eve girdim. İçeri buyur ettiler. 

Salon olarak kullanılan genişçe bir yerde çoğu kadın ve çocuk sekiz –dokuz kişi oturmuş televizyon izliyordu.

Tek kanallı TRT yılları… Zamanın en çok ilgi gören dizilerinden biri vardı ekranda; Dallas.

Teksaslı Ewing ailesinin Southfork Çiftliği’nde dönen entrikalarını izliyorlardı; J.R. Ewing, kardeşi Bobby, eşleri Sue Ellen ve Pamela ile başka bir dünya vardı beyaz camda.

Bulunduğumuz mağara-ev ile üzerinde özel helikopterlerin uçtuğu dev gökdelenler, son model Amerikan arabalarıyla dolu caddeler anlatılmaz bir çelişki oluşturuyordu.

Sanki kapitalizmin kabesi bir kentin hemen dibindeki mağara kovuğunda oturuyorduk o anda. Dayanamadım sordum:

“Mağarada oturuyorsunuz ama böyle gökdeleni, son model aracı bol bir kent görüntülerini izliyorsunuz. Bulunduğunuz yerle izlediğiniz yer arasındaki fark sizde nasıl bir duygu uyandırıyor?”

Daha sonra Dicle’nin kıyısında balıkçılık yaptığını öğrendiğim “evin reisi” yanıtladı sorumuzu:

“Yalandır, gerçek değildir, diye avutuyoruz kendimizi.”

Şu anda ne yazık ki insanlarına yanı başındaki sosyal konutlardan daha fazla konfor sunan Hasankeyf’in mağara-evlerinin büyük bölümü de sular altında kaldı; artık yok.

Türkiye’nin “Z kuşağı” gündeme gelince hatırladım Hasankeyf’te yaşadığım bu sahneyi.

Onlar da oturdukları mağara-evden “modern dünya”nın gökdelenlerini, son model arabalarını, uçuşan helikopterlerini izleyen Hasankeyflilere benziyorlardı. 

Var olan kısıtlı aydınlığı giderek kararan, şiddetin her geçen gün arttığı, düşünce ve ifade özgürlüğünün kırıntılarının bile ortadan kaldırılmak istendiği, yokluğun ve yoksulluğun insanların üzerine daha da çöktüğü, çoğunun ailesinin bugününü yitirdiği, kendilerinin de geleceğe taşıyacak umutları olmayan bir ülkeden iyisiyle kötüsüyle, az gelişmişiyle çok gelişmişiyle koskoca bir dünyayı izliyorlardı internet üzerinden.

Aynen bir kuyunun dibinden yıldızların ışıl ışıl olduğu bir gökyüzüne bakmak gibi bir şey. 

Ama yaşadıkları bu büyük çelişkiye, o yıllarda karşılaştığım Hasankeyfliler gibi “yalandır, gerçek değildir” diyerek kendilerini avuttukları bir refleks göstermiyorlar; aksine tepkilerini hemen ortaya koyuyorlar.

Türkiye’nin “Z kuşağı” yani 1990’ların sonlarıyla 2000’li yıllarda doğanlar, daha başka bir deyişle AKP iktidarında dünyaya gelenler ya da yaşamlarının çok büyük bölümünü Erdoğan iktidarıyla geçirenler Saray rejimine gösterdikleri tepkiyle gündeme oturdular.

YKS öncesinde sınava girecek gençlerle buluşmak üzere YouTube üzerinden bir yayın planlamıştı muhtemelen Saray’ın İletişim Başkanlığı.

Çünkü üniversite sınavına girecek gençler kızgındı. Sınavları önce salgın nedeniyle Temmuz’a ertelenmiş, sonra bir ay önceye alınmıştı.

Bir iddiaya göre de Saray; iç turizmi canlandırmak için sınavı bir an önce yapıp tatil yerlerine koşmalarını, otelleri, lokantaları doldurmalarını hedeflemişti.

İşte bu kızgınlığı, kırgınlığı en aza indirmek için planlanmıştı canlı yayın.

Erdoğan’a soru sormak üzere yedi genç seçilmişti. Biraz da öğretilmiş sorularla, sufle edilen methiyelerle geçiyordu program.

Bu sırada gençler yayının altına yorumlarını yazmaya başladılar. Ama o da ne! Gelen yorumların büyük kısmı Erdoğan ve AKP aleyhineydi. “Oy moy yok” diyorlardı, “Sandıkta görüşürüz” diyorlardı Erdoğan’a.

Saray ekibi başladıktan çok kısa bir süre sonra canlı yayını yorumlara kapattı. 

Ama elektronik ortamda bu “Z kuşağı”nı, “dijital çocuklar”ı durdurmak çok kolay değil.

Bir yandan Twitter ortamına taşıdılar “Oy moy yok” sloganını ve Türkiye çapında TT olmasını, yani birinci sıraya oturmasını sağladılar. 

Aynı anda yoruma kapalı YouTube yayınının “bunu beğenmedim” butonuna yüklenmeye başladılar. Neden sonra Saray yandaşları toparlanıp onlar da “bunu beğendim”i tıklamaya başladılar.

“Bunu beğenmedim” diyenler 350 bini aşmıştı. “Bunu beğendim” diyenlerin sayısı tüm çabalara rağmen 100 bine bile ulaşamamıştı.

Oysa o canlı yayında Erdoğan 16 milyondan fazla takipçisi olmakla övünmüştü. Demek ki takipçilerinin içinde seveni az, sevmeyeni daha çokmuş!

“Z kuşağı”nın, “milenyum çocukları”nın bu eylemi sadece Erdoğan’la sınırlı kalmadı. Üniversite sınavlarının erkene alınmasını “iç turizmin canlanması”na bağladıkları için Erdoğan’ın Turizm Bakanı’ndan da intikam aldılar. Sosyal medya üzerinden başlattıkları kampanyayla Turizm Bakanı’na ait otellerin beğenisini 4,1’lerden 1’lere kadar düşürdüler.

Elbette Türkiye’nin “Z kuşağı” homojen bir yapı değil. Farklı sınıfsal kökenlerden, farklı sosyal çevrelerden, farklı mezheplerden, farklı etnik yapılardan geliyorlar.

Gelen bu yeni nesille ilgili görebildiğim en yeni ve en kapsamlı çalışmalardan birini Gezici Araştırma Merkezi yapmış. Merkezin Başkanı Murat Gezici’nin bu ay yayınladığı “Z Kuşağına Ait Araştırma Raporu”nda ilginç veriler var.

Gezici’nin yüz yüze yaptığı 20 yaş ve altını temsil eden gençlere dönük çalışmanın en çarpıcı verisi şu: “2023 seçimlerinde her beş kişiden biri Z kuşağı olacak.”

Araştırmaya göre 2018 seçimlerinde ilk defa oy kullananların yüzde 76.6’sı Cumhur İttifakı’na oy vermemiş.

Bu kuşak için ırk, cinsiyet, din, dil, mezhep gibi unsurlar düşük bir öneme sahip. “Farklı bir din veya mezhebe ait biriyle evlenebilirim” diyenlerin oranı “Z kuşağı”nda yüzde 82.2. Oysa bu oran bir önceki kuşakta yüzde 32.8.

Bu kuşağın yüzde 15.7’si namaz kılma, oruç tutma gibi dini inançlarının gereklerini yerine getiriyor. Yüzde 55.8’i de bu gereklilikleri yerine getirmediğini söylüyor. Yüzde 28.5’i de inançsız.

“Z kuşağı”nın yüzde 76.4’ü adalet, demokrasi, ifade ve düşünce özgürlüğü, liyakat, israf, sanat gibi kavramları önemli bulduğunu söylüyor. Bu kuşakta AB’yi destekleyenlerin oranı yüzde 78.6. Bu oran daha önceki X ve Y kuşaklarında ise yüzde 35.6. 

2023’te iş gücü nüfusunun yüzde 42’sini “Z kuşağı” oluşturacak. (Kaynak: Hande Zeyrek / Türkiye’nin kaderi Z kuşağının elinde/ 11.06.2020 / Sözcü Gazetesi)

Saray iktidarı sadece Türkiye sınırları ötesinde; Irak Kürdistanı’nda, Suriye’de, Libya’da cephe açmadı. Ülke içerisinde de büyük bir cephe açtı. Her geçen gün de bu cepheyi büyütüyor.

Zaten 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra ülke içersindeki Kürtlere, siyasal ve toplumsal örgütlenmelerine karşı büyük bir cephe açılmıştı. Bu cephede Saray iktidarının saldırıları artarak sürüyor.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası Olağanüstü Hal ilanıyla birlikte Kanun Hükmündeki Kararnamelerle “medeni ölü” haline getirdiği on binlerce, aileleriyle birlikte bir milyona yakın insana uygulanan zulüm sürüyor.

Sayısı giderek artacak olan Emeklilikte Yaşa Takılanlar’ın mağduriyetleri çözülmedi. Açılan yara her geçen gün büyüyor.

Pandemi sürecinde Saray iktidarı muhalif belediyelerin halka yardım yapmasını engelleyerek kendi tabanındaki yardıma muhtaç insanlara da kötülük etti.

Muhalif belediyelerin aşevi hesaplarına el koyarak sıcak bir kap yemekten mahrum bıraktığı insanlar arasında elbette AKP seçmenleri de vardı.

Şimdi Saray iktidarı daha da geniş toplumsal kesimlere savaş açmış bulunuyor.

Baro başkanları Saray’ın getireceği yasa değişikliğine karşı Ankara’nın kapısına dayandı. Saatlerce zulüm gördüler kent girişinde. Dünden itibaren bulundukları kentlerde protesto eylemlerine başladılar. Yine güvenlik güçlerinin zulmüyle karşılaştılar. En barışçıl, demokratik gösteri hakları engellendi. Barolar, iktidarın bu değişikliği TBMM’ye getirmesi durumunda Ankara’da miting yapacaklarını açıklamıştı 4 Temmuz cumartesi günü. 

Dün akşam Bakanlar Kurulu sonrası Erdoğan yaptığı “Ulusa Sesleniş” konuşmasında “çoklu baro” getiren yasal değişikliğin bugün TBMM’ye getirileceğini söyledi. Türkiye’yi bu konuda belli ki daha sıcak bir eylemlilik bekliyor.

Sırada diğer meslek odalarını etkisizleştirmeyi amaçlayan yasal değişiklikler var.

Şimdi Saray iktidarı işçilerin, emekçilerin, ücretiyle geçinenlerin kıdem tazminatına göz dikti. Dün sendikalar ülkenin 81 ilinde bu tasarrufu protesto eden eylemler yaptı. Onların da en doğal hakları için Ankara’nın kapısına dayanması yakındır.

Toplumun bu kadar geniş bir kesimine savaş açan Saray iktidarı belli ki önce kendi iktidarı döneminde büyümüş, doğmuş bir kuşağı ikna edememiş, karşısına almış.

Ancak bu tablo asla muhalefeti sevindirmesin. Yukarıda sayısal verileriyle aktardığımız “Z kuşağı”nı kimse “cepte keklik” saymasın. Eğer muhalefet bu kuşağın kaybettikleri bugününe, umudunu yitirdikleri yarınına ilişkin somut bir proje sunamazlarsa Erdoğan’ın başına gelen, onların da başına gelir; “bunu da beğenmedim.”

Ancak ortaya çıkan toplam sonuç Saray iktidarı için büyük bir hüsrandır.

“Dindar ve kindar” bir nesil için yola çıkmışlardı. Ancak sonuç şu; ne dindar ne kindar, bunlar dijital, dijital!