Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’ı kuşatma hamlesi!

14.02.2020 00:02

Erdoğan’ı AKP içerisinde ‘tek FETÖ’cü’ ilan etti Kılıçdaroğlu. Böylece hem Erdoğan’ı yalnız bırakmayı hedefledi hem de diğer AKP’lilere ‘kaçıp kurtulmaları’ için açık kapı bıraktı.

Masaya koz olarak önce 2018’de yayınlanan OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu Faaliyet Raporu’ndan “FETÖ”yle ilgili iki cümle koyuyor Kılıçdaroğlu:

“Devletin tüm kılcal damarlarına sızdılar. Yine devletin tüm kamu kurumlarını, sonra da devleti ele geçirmeye çalıştılar.”

Bu tespit üzerinden “terör örgütü” elamanlarını devletin tüm kılcal damarlarına kim, nasıl yerleştirdi sorusuna “malumu ilan etmek için” yanıt arıyor Kılıçdaroğlu.

Öyle ya “terör örgütü”nün devletin kılcal damarlarına yerleşmesini; esnafın, sanayicinin, sivil toplum örgütlerinin sağlaması mümkün değil.

Parlamentoda olup iktidarda olmayan CHP, İYİ Parti, HDP gibi muhalefet partilerinin de ne böyle bir yetkisi ne de böyle bir gücü var.

Bunların; devletin emniyetinden yargısına, ordusundan maliyesine, TÜBİTAK’ından MİT’ine, YÖK’ünden TİB’ine kadar devletin en kritik yapılarını Cemaate teslim ettiğine kimse inanmaz.

Böyle bir tablo üzerine çoğul değil, tekil bir soru yöneltiyor Kılıçdaroğlu:

“FETÖ Terör Örgütü’nün elemanlarını devletin tüm kılcal damarlarına kim, nasıl yerleştirdi?”

Bu noktadan hareketle aslında herkesin bildiği pazılın parçalarını bir tarihsel süreç içerisinde “Bilal’e anlatır gibi” tek tek aktarıyor.

İlk somut örnek 25 Ağustos 2004 tarihli Milli Güvenlik Kurulu’nda alınan 481 sayılı karar.

“Fethullah Gülen konusu gündeme gelmiş, yurtiçi ve yurtdışı faaliyetlerine karşı bir eylem planı hazırlanması uygun görülmüş ve bu konuda tavsiye kararının hükümete bildirilmesine karar verilmiştir.”

Bu kararın altında dönemin başbakanı Erdoğan’ın da imzası var.

Gerisini dönemin Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer anlatıyor:

“Tavsiye kararı Başbakanlığa bildirildikten sonra, yani Milli Güvenlik Kurulu kararı Başbakanlığa bildirildikten sonra konuyu Başbakanımıza yani Erdoğan’a açtım ve gelen yazıyı dosyasına kaldırmaya karar verdik. Bu karar metni, yani Milli Güvenlik Kurulu’nun karar metni Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılmıyor ve hiçbir işlem yapılmıyor. Konudan Milli Güvenlik Kurulu toplantısına katılan bakanlar dışında kimsenin haberi olmadı ve onları endişeye sevk edecek bir sonucun doğmamasına özen gösterildi. Bütün toplumsal ve siyasi risk hükümet adına sayın Başbakanımız, hukuki riski ise ben üstlenmiştim.”

“Kimler” diye sormuyor Kılıçdaroğlu, “FETÖ’nün siyasi ayağı kim” diye ısrarla tekil bir soru yöneltiyor örnekleri sıralarken.

Danıştay başkanı ve başsavcı için sekiz yıl, Danıştay üyeliği yapmak şartını dört yıla indirdiler.

Danıştay başkan vekili ve daire başkanlığı için altı yıllık süreyi üç yıla indirdiler.

Yargıtay başkanı ve başsavcı seçilmek için sekiz yıllık Yargıtay üyeliği süresini dört yıla indirdiler.

Yargıtay başkan vekili ve daire başkanı için altı yıl Yargıtay üyeliği süresini üç yıla indirdiler.

Bu değişikliklerin nedenini “Çünkü altta FETÖ’cüler bekliyordu. Onları getirecekler. Böylece kitle atamasıyla yargı tümüyle FETÖ kontrolüne geçti” diye açıklıyor Kılıçdaroğlu. Ardından da soruyor:

“Allah aşkına bunu yapan kim, bu kanunu Meclis’e getiren kim, hangi Başbakanın imzası var?”

Orduya “FETÖ’cü yerleştirme” konusunda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianameden bir bölüm okuyarak örnek veriyor:

“Örgüt ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri komuta kademesinin tamamını mümkün olan en kısa sürede ele geçirmek maksadıyla generalliğe terfi için albaylıkta bekleme süresini dört yıla indirerek henüz şura sırası gelmeyen mensuplarını terfi havuzuna dahil etmiştir. Diğer yandan generallikte rütbe bekleme süresi dört yıldan üç yıla indirilerek kendisine müzahir olmayan –yani sempati duymayan, yani yandaşı olmayan- generalleri daha kısa sürede Türk Silahlı Kuvvetleri dışına çıkarmaya çalışmıştır. Son olarak kendisine müzahir elamanların az bulunduğu 1988 ve daha önceki yıllarda mezun olmuş subayları Türk Silahlı Kuvvetlerinden tasfiye etmek için üç devreyi birden toplu olarak emekli edecek ve hizmet süresini 28 yıla indirecek kanuni düzenlemeleri siyasi otoriteye yaptırabilmiştir.”

İşte bu noktada bir tespit yapıyor Kılıçdaroğlu:

“O siyasi otorite işte FETÖ’nün siyasi ayağıdır. Onun başındaki kişi de FETÖ’nün siyasi ayağıdır.”

Bir adım daha ileri gidip tezini somut olarak da adlandırıyor:

“FETÖ’nün önünü açan siyasi otorite, FETÖ’nün siyasi ayağıdır. Devleti FETÖ’ye teslim eden kişinin adı Recep Tayyip Erdoğan’dır.”

Cemaatin taleplerini yerine getirmek için yürütme elindeki bütün yetkileri kullanıyor.

Yürütmenin başında kim var; Recep Tayyip Erdoğan.

Yetki yetmezse AKP’nin TBMM’deki çoğunluklarına dayanarak yeni yasa çıkartıyorlar.

AKP’nin Meclis’teki çoğunluğunu kim yönetiyor; Recep Tayyip Erdoğan.

Daha da sıkışırsa, Cemaatin taleplerini karşılamak için tek tek yasa çıkarmak yerine Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi alınıyordu Meclis’ten.

Bu KHK yetkisini kim kullanıyordu; Recep Tayyip Erdoğan.

Bu nedenlerden dolayı Kılıçdaroğlu “FETÖ’nün siyasi ayağı” konusunda tek bir kişiyi işaret ediyordu; Recep Tayyip Erdoğan.

Bu süreçte Erdoğan’la “suç ortaklığı” yapan AKP yönetiminden, milletvekillerinden, yasa önerisi getirenlerden, atamaları yapanlardan tek bir kişiyi bile “FETÖ’nün siyasi ayağı” olarak suçlamıyordu.

Erdoğan dışındakileri “ayak takımı” diye niteleyip “Asıl ayak yukarıda, Saray’da” diyordu.

İşte bu yaklaşım Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’ı kuşatma, yalnız bırakma, geçmişte “FETÖ’nün siyasi ayağı” konusunda Erdoğan’la suç ortaklığı yapanları bile Saray’la karşı karşıya getirme taktiğiydi.

Doğru bir çıkış yolu bulmuştu Kılıçdaroğlu. Çünkü AKP’de “FETÖ’ye değmeyen” kimse yoktu neredeyse. Hepsini “FETÖ’nün siyasi ayağı” diye suçlasa AKP içerisinde, “suçluların telaşı”yla bir yek vücut olma, Erdoğan’ın etrafında büyük bir kenetlenmeye sebep olacaktı.

Bu kenetlenmeyi engelleyip Erdoğan’ı parti içerisinde “tek FETÖ’cü” olarak bırakıp “FETÖ”yle “iltisaklı” diğer AKP’lilere “kaçıp kurtulmaları” için açık bir kapı bıraktı.

Erdoğan ise Kılıçdaroğlu’nun bu suçlamasına ertesi gün “FETÖ’nün siyasi ayağı Kılıçdaroğlu”dur derken bazı CHP’li milletvekillerini, belediye başkanlarını, hatta parti ve ilçe belediye başkanlarının danışmanlarını bile tümüyle “FETÖ”cü ilan etti.

Kılıçdaroğlu’nun bu kuşatma hamlesine karşı Erdoğan’ın yaptığı karşı atak hem taktik olarak başarısızdı hem de inandırıcı olmadı.

Kılıçdaroğlu siyasi hayatının en başarılı ince taktiklerinden birini uyguladı.

Erdoğan da siyasi hayatında belki de ilk kez ana muhalefet karşısında son yerel seçimlerden sonra ikinci kez bu kadar ağır bir yenilgi aldı.