neydi o, toplum mühendisliği mi?

16.09.2020 00:01

istenilen her yerde kılınabilecek namazlar, kapalı camilerde toplu halde kılınırken, açıkhavada müzik dinlemenin salgın açısından ne mahsuru olabilir sorusu tabii ki akla geliyor.

islamcı siyasetin her alanda hegemonya kurmakla birlikte bunu kültür alanında başaramadığı sık sık söyleniyor. bunu biraz düşünmek gerektiği kanısındayım. kültür çok katmanlı bir alan. hegemonya kurulamadığını söyleyenler genellikle yüksek kültürü kastediliyor. oysa türkiye’de kendisini islamcı olarak tanımlayıp, içinde nietzsche, wittgenstein ya da ingmar bergman geçen sohbetler yapan çok kişi var. ama bu sohbetlerin etkisinin sınırlı olduğunu unutmamak gerek. diğer yandan, yine kendisini islamcı ya da müslüman olarak tanımlayabilecek çok başarılı roman ve hikâye yazarları ve şairler öteden beri oldu, ilk aklıma gelenlerden şule yüksel, hep çok sattı, çok okundu, çok etkili oldu.

halkın en fazla maruz kaldığı kültürel ürün olan dizilerde, iktidarın kendi istediğini eski kadrolara yaptırdığını söylemek yanlış olmaz. davul bu alanda üreten emekçilerin elinde olsa bile, tokmağı tutan –reklamverenler de dahil olmak üzere- çok fazla el var. eskiden dizilere eşcinsel karakterler, evlilikdışı aşklar katan insanlar, bugün romantik tokat sahneleri yazıyor, çünkü başka geçim yolları yok!

bütün bunlar yeni bir hayat tarzının oturmasına ya da daha doğru bir ifadeyle, ezelden beri var olan bir hayat tarzının en azından yoksullar için tek alternatif olarak oturtulmasına hizmet ediyor. insan çalışan, evlenen, ibadet eden, neslini devam ettiren ve şükreden hayvandır, şeklinde özetlenebilir bu. servet sahibi olanlar ve havass tabii ki böyle yaşamayacaktır. ama zaten onların başka bir hayatı hak ettiği de kabul hatta şükredilen gerçeğin bir parçası.

ama işte, dünyanın her yerinde farklı uluslardan insanların aynı dizileri izlediği günümüzde, tek bir hayat tarzının mümkün olduğuna herkesi ikna etmek güç. bunun romanı var, sineması var, tiyatrosu var… bir de tabii müzik. yeri gelmişken şunu hatırlatmak gerekir; neşid ve ilahi gelenekleri içindekiler dışında islamcı müzik, grup yorum ve ahmet kaya sound’larını yeniden üretiyor; biraz da rap. alıcısı, dinleyicisi nasıldır, ne kadardır, bilemem. ama islamcı olmayan birinin dinlediğine şahit olmadım.

insanların, -örneğin düğünlerden farklı olarak- ailelerinden büyükler olmaksızın, toplu halde eğlenebilmeleri, buna zaman, para ayırmaları, hele de çakırkeyif olmaları fikri, iktidarın biz vatandaşlar için önerdiği hayat tarzının tamamen uzağında. insan düğünde eğlenir, içki de içilecekse erkekler masanın altından limonataya votka katar. siz de duyuyorsunuzdur, “zıkkımı gidip bakkaldan, marketten alabiliyorsunuz, daha ne istiyorsunuz!”

bu noktada, pandeminin allah’ın bir lütfu olarak devreye girdiğini görüyoruz. salgın başladığında ilk kapananın içkili mekânlar olduğunu hatırlarsınız. geçen hafta benzer bir şey gerçekleşti. istanbul valiliği il hıfzıssıhha meclisi, 12 eylül tarihinden itibaren konser, gösteri, festival gibi etkinliklerin yasaklanması kararını aldı. tesadüfe bakın ki, 13 eylül günü, maltepe’de, istanbul büyükşehir belediyesi’nin düzenlediği, gripin grubunun ücretsiz konseri vardı! karar 11 eylül günü saat 18.00’de alındı, ancak –denilene göre- ertesi gün, akp’nin 12 eylül darbesinin yıldönümü münasebetiyle düzenlediği ve tayyip erdoğan’ın partiye yeni katılanlara sesleneceği etkinlik ve –yine diyenlerin yalancısıyım- hatırlı birinin düğünü vardı. yasak aynı gece 22.00’de, 14 eylül’de başlamak üzere değiştirildi. 14 eylül’de başlayan yasakla ilgili hemen ertesi gün bir değişiklik oldu ve açık ve kapalı mekânlarda tiyatro, bale ve opera gösterileri yasağın kapsamından çıkartıldı.

ancak konserler hâlâ yasak. açıkhavadakiler –örneğin cemil topuzlu açıkhava tiyatrosu’ndakiler- dahil. uzun zamandır sektörde olan bir organizatör, twitter hesabında, büyükşehir belediyesi’nin maltepe’de kurduğu sahne ve sandalye yerleşiminin nizami olduğunu, küçükçiftlik park ve zorlu gibi açık alanı bulunan mekânların da nizami oturma düzeni kurmaya başladığını yazdı. futbol maçları, sürekli birileri enfekte olurken ve zaten futbol, oyuncuların herhangi bir şeyi birbirlerine bulaştırmalarına bu kadar uygunken sürüyor. bunun sebebinin, bu alanda büyük bir paranın dönmesi olduğu açık. otobüsler ve uçaklar da –zaman zaman enfekte insanları da taşıyarak- seferlerini sürdürüyor. orada da ciddi bulaş riski var. diğer yandan, istenilen her yerde kılınabilecek namazlar, kapalı camilerde toplu halde kılınırken, açıkhavada müzik dinlemenin salgın açısından ne mahsuru olabilir sorusu tabii ki akla geliyor.

mesele sadece yanlış bir karar, bir yönetim hatası mı? emin değilim.

bilen bilir, gezi’den sonra uzun zaman boyunca, iktidara yakın hiçbir mecra, gezi’de görülmüş dizi oyuncularıyla röportaj yapmadı. bir oyuncunun röportaj yasağının olması, onun dizide oynatılması ihtimalini azaltır. çok güçlü ve açık bir politik pozisyon bile almamış olan oyuncular, böylece dize/yola getirilmeye çalışıldı.

geçen haziran ayında, internet üzerinden izlenebilen ve 60 şarkıcının yer aldığı cumhurbaşkanlığı istanbul yeditepe konserleri düzenlenmişti. bu konserlerin fazla izlenmediği iddia edildi. türkiye işçi partisi milletvekili barış atay, konuyla ilgili soru önergesinde bu konserler için 30 milyon türk lirası harcandığını iddia etti. her şarkıcıya eşlik eden müzisyenler, sahne gerisinde çalışanlar düşünüldüğünde gerçekçi bir rakam gibi duruyor.

müzik sektörü denince aklımıza, belli bir servet biriktirmiş olan ünlüler geliyor olabilir. ama bu sektörde, ışıkçısı, sesçisi, kayıt teknisyenleri, belki bir konserde izlediğiniz ama adını bilmediğiniz gitaristler, klavyeciler, davulcular, turne elemanları, basın danışmanları ve daha nice emekçi var. bu insanların çoğu pandemi koşullarında meslek değiştirmediyse sebebi genel işsizlik. aralarında intihar edenler olduğu duyuluyor. oysa kimi devletler, örneğin almanya ve fransa pandeminin işsiz bıraktığı sanatçılara, müzisyenlere maddi destek veriyor. nitekim chp eski milletvekili barış yarkadaş, kültür bakanlığı’nın elinde 350 milyon liralık bir telif fonu bulunduğunu, bunun sanatçılar için kullanılabileceğini söyledi.

toplum, sadece yasaklarla şekillendirilmez. istenmeyen bir işi yok etmenin bir yolu, onunla uğraşanları açlığa mahkûm etmektir. buna izin verecek miyiz, müziğimizden vazgeçecek miyiz?