bozuntusu değil ta kendisi

22.11.2020 00:00

çakıcılar, “suç” sayılma ihtimali olduğu için bahçelilerin söyleyemediklerini söyler. tetikçilik sözlü şiddeti de içerir.

kadınların genç görünme çabası hep istihza konusu. botoks, dolgu gibi kelimeler biraz alaycılıkla, bir tür zaaf gibi anılıyor. oysa, sizin de dikkatinizi çekmiştir, yaşlılığın belirtilerine karşı mücadele, gücüyle övünen erkekler arasında da çok yaygın. ibrahim tatlıses’in kuzguni bıyıklarını -ve tabii saçlarını-, sedat peker’in gergin yüzünü ve alaattin çakıcı’nın simsiyah saçlarını düşünün. ilginç değil mi? ilgi duydukları kadınlarla birlikte olmak için onların da kendilerine ilgi duymasına gerek görmeyen, herhangi bir konuda zor kullanmaktan çekinmeyen adamlar, yaşlarının belli olmasından rahatsızlık duyuyor!

bir başka “estetik” uzmanı “kadırgalı aysel”, birkaç ay önce çıktığı haber global programında, alaattin çakıcı ve sedat peker’den “mafya” olarak söz edilmesine sert bir biçimde itiraz ediyor ve “bahsettiğiniz isimler idealleri, ideolojisi olan iş insanları olarak görüyorum, ikisi de çok iyi dostlarım,” diyor. “bence siz de böyle bahsetmemelisiniz,” derken sesinde bir tür tehdit havası var ama bu, “atarlar kraliçesi”nin olağan üslubu, olağan ses tonu da olabilir. o da haklı, gerek peker, gerekse bugünlerde daha gündemde olan çakıcı ideoloji sahibi adamlar.

çakıcı, tam da devlet bahçeli’nin vurguladığı gibi, ülkücü hareketten geliyor. ailesi bir kan davası yüzünden istanbul’a gelip gültepe’de kahvehane işletirken kendisi de kağıthane ülkü ocakları başkanı oluyor, babası ve amcası siyasal sebeplerle öldürülüyor. alpaslan türkeş’e, “biz zindandayız, fikirlerimiz iktidarda” dedirten 12 eylül cuntası’nın ardından alaattin çakıcı, çek-senet tahsili işine giriyor.

olabilir, her politik hareketten her türden insan çıkabilir. ama çakıcı, “ülkücü mafya” olarak anılıyor; bugün devlet bahçeli’nin ondan “dava arkadaşımdır” diye söz etmesi, işlediği hiçbir suçun bu ortaklığı bozamadığının bir göstergesi.

çakıcı’nın eski eşi uğur kılıç’ı öldürtmesi kamuoyunda çok biliniyor ama onun, derini ve yüzeyseliyle devletin içine girip çıkarak, ülkeden ülkeye gezerek, devlet güçleri tarafından korunarak işlediği suçlar en az azmettirdiği bu cinayet kadar çarpıcı. hayatını inceleyen çalışmalar gösteriyor ki, çakıcı ve temsil ettiği hareket etme biçimi ve düşünce tarzı, sadece devlet bahçeli’nin davası değil aynı zamanda devletin araçlarından biri olmuş hep. alpaslan türkeş’in, “ülkücüden mafya, mafyadan ülkücü olmaz” sözü, en iyimser bakış açısıyla bir dilek olarak görülebilir çünkü yakın tarih bunu yalanlıyor.

ama bu noktada bir an durup mafya kelimesinin anlamına bakalım. hepimizin en azından film izleyicilerinin sicilya kökenli olduğunu bildiği bu terim, suç örgütlerine işaret eder, daha doğru bir ifadeyle, çıkar elde etmeye dayanan suç örgütlerine. geçmişte, zenginden alıp yoksula verme, elindeki güçle zayıfları koruma gibi anlamlar atfedilen (sadece atfedilen!) bu suç örgütleri çok uzun bir zamandır böyle bir “makyaj”a dahi ihtiyaç duymuyor. (geçmiş mafya konseptinin belki son temsilcisi çakıcı’nın öldürttüğü eski eşinin babası dündar kılıç’tır.) mafya olarak tanımlanabilecek herhangi bir yapının herhangi bir dönemde yapıp ettiklerini merhametle ve adaletle açıklamak mümkün değil!

mafya dünyanın her yerinde belli bir ideolojiyi temsil eder; güce tapan, şiddeti kutsayan, merhameti küçümseyen, erkekliği yücelten, kadınları ve kadınlığı aşağılayan bir ideoloji. bu tam da “ülkücü” ideolojidir, daha sarih bir anlatımını hitler’in kavgam’ında bulabilirsiniz mesela, kilisenin yerine camiyi koyun, hiç yadırgamazsınız. işin “milliyetçi” yanı devletle içli dışlılıktır.

alpaslan türkeş’in eşi seval türkeş ve danışmanı, ülkü ocakları eski genel başkanı alaattin aldemir, belki bugün çeşitli siyasal dengeler sebebiyle çakıcı gibi biriyle aynı parantezde anılmayı tercih etmiyor olabilir ama çakıcı’yı “ülkücülüğe” yakıştırmayan herkes yanılıyor, gayet uygundur, geçmiş onyılları, geleceği ve pervasızlığıyla gayet yakışır. çakıcılar, “suç” sayılma ihtimali olduğu için bahçelilerin söyleyemediklerini söyler. tetikçilik sözlü şiddeti de içerir.

ona karşı savcıları göreve çağıran chp yönetimi çakıcı ve benzerlerinin savcıları göreve çağırabildiğini hesaba katmıyor! hepsi bu mu? hayır! bunlar çakıcı’nın gücünü açıklayabilir ama ona –ve tabii sedat peker’e- duyulan hayranlığı açıklamıyor. o hayranlık, bu toplumun ya da bu toplum sanılan erkeklerin ve düşüncesini erkekliğin şekillendirdiği kadınların, güçlü ve haksız olmayı, mazlum ve haklı olmaya tercih ettiğinin bir göstergesi. bununla baş etmenin yolu bence haklı ve güçlü olmak ve başka bir ülke, başka bir dünya kurmak istiyorsak bunun yolunu bulmalıyız değil mi.