Yalancının hakkından gelmek!

Yalancılık çocukluktan başlıyor. Önce ana babaya, yakın akrabalara yalan söyleniyor, sonra öğretmene ve okul müdürüne, arkasından polise, subaya, vergi memuruna, patrona, müfettişe...

13.03.2022 00:06    Güncelleme: 13.03.2022 00:06

Ali NESİN


Acıdır söylemesi, bunca ülke gördüm, bunca insan tanıdım, ülkemde gördüğüm kadar çok yalancıyı hiçbir yerde görmedim. Doğu’ya az gittim, ama Batı’da gitmediğim yer kalmadı desem yeridir.

Niye bu böyle diye düşünüyor insan.

Acaba haksız bir genelleme mi yapıyorum? Belki, ama pek sanmıyorum doğrusu.

Yalancılık çocukluktan başlıyor. Önce ana babaya, yakın akrabalara yalan söyleniyor, sonra öğretmene ve okul müdürüne, arkasından polise, subaya, vergi memuruna, patrona, müfettişe... Korkudan elbet... Cezanın bol olduğu bir toplumda yalanın da bol olmasından daha doğal ne olabilir ki?

Yalanla kalkılıyor, yalanla yatılıyor. Zamanla yalana alışılıyor. Öylesine ki, gereksiz durumlarda bile yalan söyleniyor.

Ben, yalanları ikiye ayırırım:

1) Başkalarını korumak için söylenen yalanlar,

2) Kendini korumak için söylenen yalanlar.

Birinci tür yalanı anlıyorum. Ama, bir insanın kendini kur-

tarmak için yalan söylemesini birtürlü bağışlayamıyorum. Ölüm tehlikesi olur da, yalan söylenir, ama örneğin, randevusuna geç kalan birinin “trafik” diye mazeret uydurmasını anlayamıyorum. “Kusura bakmayın uyanamadım” dese ne olur? Gerçekten ne olur?

Ne karıkocalar gördüm; bir olup, tek bir ağızdan üçüncü şahıslara yalan söylüyorlar, birbirlerinden utanmadan... Sonra da gece koyun koyuna yatıyorlar. Ve kimbilir, birbirlerine bir- birlerini sevdiklerini bile söylüyorlardır...

Benim anlamadığım bir yaşam türü.

“Yalandan kim ölmüş ki...” bir Türk deyimidir (belki de atasözü!) Peki ya doğrudan kim ölmüş?..

Bence gerçek bir sanatçı ya da bilimadamı yalan söylemez. Başkalarına yalan söyleyen kendine de söyler. Oysa bilim ve sa- natta, daha dogrusu yaratıcılıkta, içtenlik çok önemlidir.

Neyse...

Doğrucu-Yalancı soruları zekâ oyunlarının vazgeçilmezidir. Bunların içinde en sevdiğimi sunmak istiyorum.

Ölüyorsunuz. Öbür dünyaya giriyorsunuz. Araf’tasınız. Yani ne cennette, ne de cehennemde, ikisinin ortasında bir yer- de. İki kapı var. Biri cennetin kapısı, diğeri cehennemin... Han- gisinin cennetin, hangisinin cehennemin kapısı olduğunu bilmiyorsunuz. Kapıların önünde birer bekçi var. Bekçilerden biri yalancı, diğeri doğrucu. Hangi bekçinin yalancı, hangi bekçinin doğrucu olduğunu da bilmiyorsunuz.

Bekçilerden birine, “evet-hayır”la yanıtlanan öyle bir soru soracaksınız ki, hangi kapının cennet kapısı olduğunu anlayacaksınız.

Bu sorunun birçok yanıtı var. Benim en sevdiğim yanıt şu- dur: Bekçilerden herhangi birine,

􏰊 Yalancı cehennem kapısının önünde mi bekçilik yapıyor? diye sorarım.

Eğer yanıt “evet” ise sorduğum bekçinin kapısından gire- rim, çünkü o kapı mutlaka cennet kapısıdır. Yanıt “hayır” ise, öbür kapıya yönelirim.

Bunu gösterelim.

Olasılıkları gözönüne getirelim:

A1. Yalancı cennet kapısındadır.

A2. Yalancı cehennem kapısındadır.

B1 Yalancıya sormuş olabilirim.

B2. Doğrucuya sormuş olabilirim.

Bu dört şıkkın bir tablosunu yapalım:

Dört şıkkı teker teker irdeleyip alacağımız yanıta bakalım.

Birinci Şık: Yalancı cennette ve yalancıya sordum.

Doğru yanıt “hayır” olmalı, ama yalancıya sorduğumuz- dan, “evet” yanıtını alacağız. Bu durumda o bekçinin kapısın- dan girersek cenneti buluruz.

İkinci Şık: Yalancı cehennemde ve yalancıya sordum.

Doğru yanıt “evet” olmalı, ama yalancıya sorduğumuzdan, “hayır” yanıtını alacağız. Bu durumda öbür bekçinin kapısın- dan girersek cenneti buluruz.

Üçüncü Şık: Yalancı cennette ve doğrucuya sordum.

Doğru yanıt “hayır” olmalı ve, doğrucuya sorduğumuzdan, “hayır” yanıtını alacağız. Bu durumda öbür bekçinin kapısın- dan girersek cenneti buluruz.

Dördüncü Şık: Yalancı cehennemde ve doğrucuya sordum.

Doğru yanıt “evet” olmalı ve doğrucuya sorduğumuzdan, “evet” yanıtını alacağız. Bu durumda o bekçinin kapısından gi- rersek cenneti buluruz.

Dr. Aydın Kılıçturgay ayrıca şu ilginç varyasyonu ele almış: Diyelim bekçiler kapıların önünde değil. Hatta diyelim bekçiler bekçi değil. Cennetle cehennemin nerede olduğunu bilen, biri yalancı, biri doğrucu iki kişi. O zaman, kapılardan birini kişi- lerden birini göstererek, “Eğer yalancıya bu kapı cennete mi açılıyor diye sorarsam, ‘evet’ der miydi?” sorusunu sorarız. Yanıt “evet” ise öbür kapıya, “hayır” ise o kapıya gideriz.

Ekim Hazar şu soruyu sormuş: “Bir kayıkla denizin ortasında birbirine komşu iki adaya rastladınız. Adalardan birinde yalancılar, birindeyse doğrucular yaşıyor (Malum!) Ayrıca bu iki ada sakinleri komşu adada rahatça, barış içinde dolaşabiliyorlar. Siz adalardan birine indiniz. Karşınıza çıkan ilk insana yanıtı evet ya da hayır olabilen tek bir soru soracaksınız ve hangi adada olduğunuzu öğreneceksiniz. Ne sorarsınız ve yanıta göre hangi adada olduğunuzu nasıl öğrenirsiniz?”

Orhun Kara’nın bu soruya yanıtını okuyalım:

“İki komşu adadan herhangi birinde herhangi birine ‘Sen bu adada mı oturuyorsun?’ diye sorarım. Eğer ‘evet’ derse o ada doğrucular adasıdır. Eğer ‘hayır’ derse o ada yalancılar adasıdır.”

Orhun Kara başka açıklama getirmemiş. Bakalım yanıtı doğru mu?

Doğrucuların ya da yalancıların adasında olabiliriz. Ayrıca doğrucuya ya da yalancıya sorabiliriz. Demek ki dört şıkkımız var:

Bu dört şıkta verilecek yanıtları yazalım:

Görüldüğü gibi, yanıt “evet” olduğunda mutlaka doğrucular adasındayız, yanıt “hayır” olduğunda mutlaka yalancılar adasındayız.

Demek ki Orhun Kara’nın yanıtı doğru. Ve son derece ya- lın ve güzel bir yanıt. Kutlarım.

Ümit Kaplan, Şdan Seza Yalçın, Seda Yıldırım, Özgür Çobanoğlu, Yaşar Aydoğdu, Akif Şenoğlu, Umut Serter, Volkan Yücel de aynı yanıtı vermişler.

Hüseyin Akbulut, “Karşı adada mı yaşıyorsun?” sorusunu sormuş. Aynı kapıya çıkar ama yukardaki soru kadar yalın değil. Volkan Derinbay da, “Bu adada misaŞr misin?” diye sorarım, demiş... Bu da doğru soru/yanıt.

Bir okurun yanıtı şöyle: “Herhangi bir adaya gidilir. Karşıdaki adadakilere sorsam bu adanın A adası olduğunu bana söyler mi? Verdiği cevabın karşısındaki ada A adasıdır.”

Bu yanıt üzerine düşünelim biraz. Önce (anladığım kadarıyla) yanıtı biraz daha açık yazmaya çalışayım: “Herhangi bir adaya gidilir ve rastlanan herhangi birine sorulur: “Karşıdaki adada oturan birine bu adanın doğrucular adası olup olmadığını sorsam, bana ‘evet’ der mi?..”

Diyelim ki doğrucular adasındayım. Karşısı yalancılar adası olduğundan, karşı adada oturan kişi soruma “hayır” yanıtını verecektir. Demek ki doğrucuya sorarsam “hayır” yanıtını, yalancıya sorarsam “evet” yanıtını alacağım.

Dolayısıyla bu yöntemle adanın hangi ada olduğunu bulamam. Ayrıca, bu yöntem, adalarda yaşayanların hangi adada yalancıların, hangi adada doğrucuların yaşadığını bildiğimizi varsayıyor, ki böyle bir varsayım yapmadık. Belki o adaların ahalisi bu konu üzerine hiç düşünmemiş, belki doğrucular her- kesi doğrucu sanıyor...

Bu yanıtı irdelemeye devam edelim. Diyelim yalancıların adasındayım. Karşısı doğrucuların adası olduğundan, karşı adada oturan kişi soruma gene “hayır” yanıtı verecektir. Demek ki doğrucuya sormuşsam “hayır”, yalancıya sormuşsam “evet” yanıtını alacağım. Tablomuzu tamamlayalım:

Dolayısıyla bu yöntemle, hangi adada olduğumuzu değil, kime sorduğumuzu öğrenebiliriz: Yanıt “hayır”sa doğrucuya, “evet”se yalancıya sormuşuzdur.

Ali Nesin yalancının hakkından gelmek

BAĞLANTILI HABERLER