Tutuklu Bulut, cezaevinden yazdı: Kızımı görmeyeli 7 ay oldu

16.09.2020 09:50    Güncelleme: 16.09.2020 16:55

Kandıra F Tipi 1 No’lu Cezaevi’nde kalan Gazel Bulut, Coronavirus sürecinde cezaevindeki koşullarını Artı Gerçek’e yazdı.

Nazlı Eda PİYADE


ARTI GERÇEK- “Örgüt üyeliği” ve “örgüt propagandası” yaptığı iddiasıyla toplam 10 yıl 10 ay ceza alan Gazel Bulut, Coronavirus döneminde alınan önlemler gerekçesiyle cezaevlerinde yaşanan süreci anlattı.

Kocaeli Kandıra Cezaevi 1 No’lu F Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan Bulut, “Kızımla 7 aydır görüşemiyorum” derken, “Pandemi şartlarını gerekçe göstererek kızımı yanıma almamı, onu görmemi engelleyenler acaba bizim içinde bulunduğumuz durumu anlayabiliyorlar mı?” diye sordu.

Kızının karantina ve test sonuçlarını sağladıktan sonra kendisiyle görüşebileceğini fakat cezaevi koşullarının bunu sağlamadığını söyleyen Bulut’un mektubunu yayınlıyoruz.

‘KIZIMI GÖRMEYELİ 7 AY OLDU’

“Coronavirus’un ülkemizde görülmesinden bu yana biz mahpusların birçok hakkı elinden alındı. Bunların en önemlisi benim gibi annelerin 0-6 yaş aralığındaki çocuklarını görmesi, yanına alınmasının engellenmesi oldu.

Ben 4,5 yaşındaki kızım Çiğdem Arjin’i görmeyeli 7 ay oldu. Haziran ayından bu yana kapalı görüşlerimiz ayda bir kez, bir kişiyle sınırlı olarak devam ediyor. Yetişkinlerin dahi zorlandığı, iletişim kurmanın güç olduğu kapalı görüşlere alanın yoğunlaştırılmış tecrit koşullarından korktuğu için kızım gelemiyor.

Yanıma almak istiyorum fakat benimle beraber ayrı bir hücrede 14 gün karantina uygulaması yapılacağı ve bir daha dışarı çıkarmama izin verilmeyeceği söyleniyor. Olur da zorunluluk halinde dışarı çıkarmam, ailemin yanına göndermem gerekirse bir daha yanıma gelmesine izin verilmeyecek.

Kızım uzun süre hiç hapishanede kalmadı dışarıda bir hayatı var. Kış aylarında burası çok soğuk olduğu için zaten kızımı yanıma alamıyordum. Ancak düzenli olarak açık görüşlerimiz yapıldığı için kızım hiç benden bu kadar uzak kalmamıştı.

Sıcak havalarda yanıma geldiğinde 5-6 gün kalıyordu benimle. Yanımda olduğu zamanlar beraber spor, oyun etkinliklerine çıkıyorduk diğer tutsaklarla ortak olan alanımızda. Kızım eğleniyor, oyunlar oynuyordu.  Tabi bu dönemlerde de belirli sıkıntılar yaşıyorduk. Ancak hiçbiri bu kadar büyük bir sorun değildi.

Kızım istediğinde dışarıdaki aile üyelerinin yanına gidiyor, istediği zaman geliyordu. Çünkü o bir çocuk, o masum bir birey ve annesiyle yaşama gibi bir hakka sahip. Kızımı yanıma alabildiğim zamanlarda da mecburen dışarı göndereceğim. Ve beni özlediğinde görmek istediğinde yine yanıma almak zorundayım.  Kızımın ne özgürlüğünü kısıtlayabilirim ne de beni görme isteğine engel olabilirim.

Tüm bunlara karşılık kızım yanıma gelmeden 15 gün önce yetkili makamlara bilgi verilerek evde, kendi yaşam alanında 14 günlük karantina uygulanabilirdi. Daha sonra test yapılıp yanıma gelebilirdi. Böylece hapishane ortamında ayrıca 14 gün tecrite maruz kalmadan benim dışımda bir arkadaşımın daha kaldığı odada bizimle birlikte kalabilirdik.

Bu şekilde dikkat edilirse yanıma gelip gitmesinde sorun yaşanmayacaktı.

Bu taleplerime ilişkin yazdığım dilekçelere verilen yanıttaysa Bakanlık çözümü, pandemi sonrasına bırakmış ve özellikle infaz yasasında açık bir ayrım yapılan ‘terörist anneler’ ve ‘terörist olmayan anneler’ yaklaşımının yansımaları dilekçeme verdikleri cevapta görülmüştür.

Daha önce de farklı nedenlerle Bakanlığa yazdığım dilekçelerdeki cevapların aksine ‘silahlı terör örgütüne üye olmaktan’ tutuklanan Gazel Bulut’ ifadesi özellikle vurgulanarak içinde bulunduğumuz bu duruma, ‘meşruiyet’ kazandırılıyor. Bizlerin üzerinden dolaylı olarak çocuklarımızı cezalandırıyorlar.

Ben gazetecilik yaptığımda dönemde katıldığım basın açıklamaları ve benzeri etkinliklerde ifade özgürlüğü hakkımı kullandığım için buradayım. Hırsızlık, yaralama ya da uyuşturucuyla bu halkın çocuklarını zehirleyenler infaz yasası kapsamına girip ‘anne’ olarak değerlendirilerek dışarı çıktılar. Anca benim gibi gazetecilik yapmış düşünce suçluları ‘terörist anneler’ olarak cezalandırılmaya devam ediyor.

Özellikle belirtmek isterim ki ben her kadının suç ayrımı olmaksızın annelik hakkını savunuyor, çocuklarıyla yaşama savunuyorum. Annelik hakkının ya da anneliğin devlet erki tarafından ayrıma uğratılmasının yanlış olduğunu düşünüyorum.  Böyle bir ayrım geleceği şimdiden suçlamaktır. Nitekim 4,5 yaşındaki kızım ‘bir terörist annenin kızı’ olmakla suçlanıyor. Ve en temel hakkı olan annesiyle yaşama hakkı ihlal ediliyor. Alın size hem bir insan hakları ihlali hem de çocuk hakları ihlali…

Pandemi şartlarını gerekçe göstererek kızımı yanıma almamı, onu görmemi engelleyenler acaba bizim içinde bulunduğumuz durumu anlayabiliyorlar mı?

Ya da 7 ay boyunca çocuklarıyla sadece telefonlarıyla konuşarak saklambaç oynamayı, kızımın onu gördüğümü sanarak dans etmesini, bana oyuncaklarını, çizdiği resimleri, yeni alınan elbiselerini göstermesini, sadece beğendiği, mutlu olduğu ve sevdiği şeyleri annesiyle paylaşmak istediği şeyleri yapmasını ve benim bunların görüyormuşum gibi cevap vermemi anlayabilirler mi?

O kısacık telefon görüşmesinde benimle oynadığı türlü oyunları, oyundan bana yaptığı yemekleri telefona uzatıp ben yiyormuşum gibi yapmamı, “Annecim elimi, gözümü, yanağımı, saçımı öp” demesini benim de öpüyormuşum gibi yanıt vermemi hayallerinde bile canlandırabilirler mi? Sanmıyorum. Kızıma ve bana yaşatılanlar böyle ve artık bu hasretliğimizin son bulmasını istiyoruz."