Türkiye'de emekli gerçeği -5

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonuna (DİSK) bağlı Türkiye’nin ilk emekli sendikası Tüm Emekliler Sendikası, kurulduğu 12 Temmuz 1995 tarihinden itibaren hızla örgütlendi.

05.12.2020 18:02    Güncelleme: 05.12.2020 18:02

Veli BEYSÜLEN


Türkiye’de Emekli Gerçeği, yazı serisine devam ediyorum. Bu yazıda bir önceki yazıda başladığım emeklilerin örgütlenmesi, önüne çıkarılan engeller ve yaşanan hukuk skandallarını yazmaya devam edeceğim. 

Bir önceki yazının son kısmında, kazanılan mahkeme kararlarına rağmen, özellikle AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılından sonra, dava açma ısrarının sürdüğünü ve bu davalardan birinin 9 Ekim 2007 tarihinde sendikanın kapatılması kararı ile sonuçlandığını yazmış ve bir dahaki yazıda bu dava sürecini ele alacağımı belirtmiştim. 

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonuna (DİSK) bağlı Türkiye’nin ilk emekli sendikası Tüm Emekliler Sendikası, kurulduğu 12 Temmuz 1995 tarihinden itibaren hızla örgütlendi. Birçok il ve ilçede şube ve temsilcilik açtı, kısa sürede örgütlenmesini yurt geneline yaydı. Bu süreçte açılan şubelerden birisi de 1996 yılında açılan Gaziantep şubesiydi. Gaziantep Valiliği İl Muhakemat Müdürlüğü, şubenin açılmasından 6 yıl sonra 2002 yılında, şube yöneticilerinin 2821 Sayılı Sendikalar Kanunu'nun 6. maddesine göre, işkolu çalışır belgesi vermedikleri gerekçesiyle Gaziantep İş Mahkemesinde şubenin kapatılması istemiyle dava açtı. 

Davanın açılma gerekçesinin, emeklilerden istenmeyecek işkolu çalışır belgesi olması tam bir komediydi. Emekli-Sen 2821 Sayılı Sendikalar Kanunu'nu temel alarak kurulmuş bir sendika değildi ve bu yasanın istediği belgeleri verme zorunluluğu olamazdı. Şube açılmasında bildirilen şube yönetim kurulunun çalışan olmadıkları açıklıkla belirtilmiş olduğu halde, çalışanların sendikalaşmasına dair özel alanla ilgili bir kanunun aradığı işkolu çalışır belgesinin emeklilerden istenmesi açık bir anayasa ihlaliydi. Çünkü Emekli-Sen, Anayasanın 90. maddesine uygun olarak, Türkiye tarafından usulüne göre imzalanıp yürürlüğe konmuş ve taraf olunmuş, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmeleri temel alan bir örgütlenmedir. Başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin 23/4 maddesi ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 11. maddesi olmak üzere; temel hak ve özgürlüklere ilişkin sözleşmelerin tamamında, sendika kurma ve dilediği sendikaya üye olma hakkı ayrımsız herkese tanınmış temel bir insan hakkıdır. Bu tanıma göre; emekliler de dahil, hak ve menfaatleri ortak olan tüm toplumsal katmanlara mensup bireylerin, bir araya gelme ve sendika kurma hakkı vardır. Bir önceki yazıda belirttiğim üzere, uluslararası hukuk alanında otorite öğretim üyeleri de düzenledikleri bilirkişi raporunda bunu açıklıkla ifade etmektedirler. Nitekim Türkiye’nin tam üye olmaya çalıştığı Avrupa Birliği ülkelerinin tamamında emekliler sendikalarda örgütlüler ve bu sendikalar, Emekli-Sen’in de üye olduğu Avrupa Sendikalar Konfederasyonuna (ETUC) bağlı Emekli ve Yaşlı Sendikaları Federasyonu'na (FERPA) üyedirler.  

Tüm bunları görmezden gelenler davalar açmaya devam ettiler. Gaziantep’te şubeye karşı açılan dava dosyasını ele alan Gaziantep İş Mahkemesi, sendika genel merkezinin Ankara’da olmasından dolayı, davaya bakmaya yetkili mahkemenin Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna hükmetti ve dosyayı Ankara’ya gönderdi. Dosyayı 16.09.2002 tarihinde 2002/782 esas no ile kaydına alan Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi, ilk celsede görevsizlik kararı vererek dosyanın Gaziantep Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verdi. Ancak davaya müdahil olan İçişleri Bakanlığı avukatı temyiz talebinde bulundu. Böylece şubeye karşı açılan davanın davacı tarafı İçişleri Bakanlığı, davalısı ise Emekli-Sen Genel Merkezi oldu. Temyiz talebini inceleyen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, görevsizlik kararını kaldırdı ve davaya bakmaya yetkili mahkemenin Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna karar verdi. Dosyayı tekrar ele alan Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi bu kez, Ankara İş Mahkemesinin davaya bakmaya yetkili olduğu yönünde karar verdi ve dosyayı İş Mahkemesi'ne gönderdi. Kendisine gelen dosyayı ele alan Ankara 11. İş Mahkemesi, davaya bakmaya yetkili mahkemenin Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna karar vererek dosyayı 17. Asliye Hukuk Mahkemesine iade etti. 

Tüm bu görevsizlik kararlarından ve mahkemeler arası gidiş gelişlerden sonra, Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi 2006/225 Esas No ile kaydına aldığı davanın yargılamasında, 11 Temmuz 2006 tarihinde, Anayasa ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere dayanarak sendikanın feshinin, sendika üyelerinin müşterek menfaatleri için ortaklaşa hareket etme haklarını ortadan kaldıracağından, kapatma isteminin reddine karar verdi.  Kapatmanın reddine ilişkin karar bakanlık avukatınca temyiz edildi. Temyiz talebini inceleyen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 18.12.2007 tarihili kararıyla, Anayasanın 51. maddesi ile sendika kurma hakkı tanınan hak özneleri arasında emekliler kelimesi geçmemiş olduğundan hareketle, kapatma talebinin kabul edilmesi ve sendikanın kapatılmasına hükmedilmesi gerektiği gerekçesi ile kararı bozdu. Bu kararda üzerinde durulması gereken en önemli husus, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin dar bir bakış açısıyla, sendika hakkını “HERKES”e tanıyan temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası anlaşmalar ile bunları kanun hükmünde kabul eden Anayasanın 90. maddesini görmezden gelmiş olmasıdır. 

Sendika avukatının, usul gereği aynı daireye yaptığı karar düzeltme başvurusunu da reddeden daire, dosyayı yeniden ele alması için Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesine iade etti. 

Dosyayı 2007/186 Esas No ile kaydına alan mahkeme, 20 Eylül 2007 tarihindeki ilk duruşmada, davacı taraf olan İçişleri Bakanlığı avukatının duruşmada hazır bulunmamasından dolayı dosyayı müracaata bıraktı. Böylece 90 gün içinde dosyanın yenilenmesi talebinde bulunulmaması halinde dava düşecekti. Ancak İçişleri Bakanlığı avukatı, aynı gün içinde bakanlıktan gelen talimat üzerine dosyayı yenileme dilekçesi verdi. Yenileme dilekçesini alan mahkeme, 9 Ekim 2007 tarihindeki duruşmada, ilk kararında direnmek yerine, sendikanın kurulmasından 12 yıl, 2 ay, 27 gün sonra, davanın kabulüne, sendikanın kapatılmasına ve faaliyetlerden menine karar verdi. Görüldüğü gibi, şubeye karşı açılan bir dava, hukuk zorlanmak suretiyle genel merkeze yönlendirildi ve sonunda kapatma kararı verilmesi ile sonuçlandırıldı. Hâlbuki bir sendikanın kapatılması istemli dava, ancak ilgili bakanlık olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, sendika genel merkezinin bulunduğu il valiliği veya bunlardan birinin başvurusu üzerine, sendika genel merkezinin bulunduğu il Cumhuriyet Savcılığı tarafından açılabilir.      

Karar sendika avukatınca temyiz edildi ise de dosyayı ele alan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 28.01.2008 tarih ve 2008/489 sayılı kararıyla kapatma kararını onadı. Tekrar karar düzeltme talebi de aynı dairenin, 05.05.2008 tarih ve 2008/4139 sayılı kararı ile reddedildi. O zaman henüz Anayasa Mahkemesine başvuru hakkı tanınmamış olduğundan iç hukuk yolları tükenmiş oldu. Böylece kararın tebliğinden itibaren 90 gün içinde Avrupa İnsan hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmaktan başka bir yol kalmadı. 

Bunun üzerine sendika avukatı, başvuru hazırlıklarını tamamladı ve dosya 18 Haziran 2008 tarihinde, sendika tarafından AİHM’e gönderildi. Başvuruyu alan AİHM, dosyanın incelenebilir olduğuna karar verdi ve 31846/08 sayı ile AİHM İkinci Dairesi kaydına aldığına dair sendika avukatına yazı gönderdi. Mahkeme ayrıca dosyayı, 27 Eylül 2006 tarihinde emeklilerin TÜFE alacakları ile ilgili sendikaca kendisine gönderilmiş olan 40903/06 sayılı dosya ile birleştirdiğini de bildirdi. AİHM sekreterliği tarafından 16 Temmuz 2008 tarihinde sendika avukatına yazılan yazıda, “18 Haziran 2008 posta tarihli Tüm Emekliler Sendikası adına yapmış olduğunuz başvuru incelenmek üzere kesin kayda alınmıştır.” şeklinde bilgi verildi. 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesi kaydına alınan başvuruda, fiili ve yasal süreç, yargı kararları, pratik durum, ulusal ve uluslararası hukuk açısından konu ayrıntılı olarak açıklanmış ve kapatma kararıyla Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları  Sözleşmesi'nin, "Adil Yargılanma" başlıklı 6. maddesini, “Kanunsuz Ceza Olmaz” başlıklı 7. maddesini, “Toplantı ve Dernek Kurma Özgürlüğü” başlıklı 11. maddesini ve “Olağanüstü Hallerde Yükümlülükleri Askıya Alma" başlıklı 14. maddesini ihlal ettiği, mahkemenin dikkatine sunulmuştu. 

Başvuruda 3 ana talebe yer verilmişti: 

1. İç hukukta kesinleşmiş olan mahkeme kararının uygulanmasının ve sendikanın kapatılmasının telafisi mümkün olmayan zararlara yol açacağından, AİHM iç tüzüğünün 39. Maddesine göre “TEDBİR KARARI” verilmesi. 

2. Emeklilerin sendika kurma hakkının varlığının kabulü, taraf Türkiye Cumhuriyeti’nin hak ihlalinde bulunduğunun tespiti ve ihlale son verilmesi. 

3. Tüm Emekliler Sendikasının maruz kaldığı işlem ve olaylar nedeniyle 500.000 EURO tazminat ile avukatlık ücreti ve yargılama giderlerinin ödenmesinin hüküm altına alınması. 

Ayrıca idare tarafından, İstanbul Kadıköy Şubesinin kapatılması istemiyle 1997/672 Esas No ile açılan ve Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesince, 19 Aralık 1998 tarihinde 1998/950 Karar No ile reddedilen davanın kararı ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının sendika yönetim kurulu üyelerine karşı, kanunda olmayan sendikada yöneticilik yaparak kanuna karşı suç işledikleri iddiası ile 15 Kasım 2002 tarihinde Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2002/907 Esas No ile açtığı ve mahkeme tarafından 16 Ekim 2003 tarihinde, 2003/984 Karar No ile reddedilen davaların kararları dosyanın ekinde AİHM’e gönderilmiştir. Aynı şekilde Sosyal Haklar Avrupa Komitesi'nin Polonya Devleti hakkında verdiği aynı mahiyetteki karar (bu karara ileride değinilecek) örneği dosyaya eklenmiştir. 

Bir sonraki yazımda, bu dosyanın AİHM süreci ile mahkemenin verdiği kararı değerlendirmek üzere, şimdilik hoşça kalın!


BAĞLANTILI HABERLER