Tahir Elçi duruşması: TÜBİTAK’a gönderilen hard diskler boş çıktı, TBB'nin müdahilik talebi kabul edildi

Tahir Elçi cinayeti ile ilgili açılan davanın dördüncü duruşması Diyarbakır’da görüldü. Dönemin Başbakanı Davutoğlu’nun dinlenme talebi kabul edilmedi. Duruşma ertelendi.

12.01.2022 11:43    Güncelleme: 12.01.2022 19:28

Remzi BUDANCİR


+GERÇEK- Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin 28 Kasım 2015'te Sur ilçesinde silahlı saldırı sonucu öldürülmesi ile ilgili açılan davanın dördüncü duruşması Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Davada polis memurları F.T., S.T. ve M.S. ile Uğur Yakışır sanık olarak yargılanıyor. Tutuksuz yargılanan üç sanık polis hakkında "bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek"ten 3 yıldan 9 yıla kadar hapis cezası istenirken, hem Tahir Elçi hem de aynı gün öldürülen iki polis cinayetinden sorumlu tutulan firari sanık Uğur Yakışır hakkında ise, 3 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 45 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

DURUŞMAYA KATILIM YOĞUN

Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya katılım yoğun. Tahir Elçi'nin eşi Türkan Elçi, kardeşleri Ömer ve Mehmet Elçi, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan, Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, Bursa Barosu Başkanı Metin Öztosun  yanı sıra çok sayıda baro başkanı, avukatlar, HDP Urfa Milletvekili Nurettin Maçin, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve STK temsilcileri katıldı.

TBB BAŞKANI DAVAYA MÜDAHİL OLMA TALEBİNDE BULUNDU

Duruşmaya katılan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve Bursa Barosu Başkanı Metin Öztosun davaya müdahil olma talebinde bulundu.

TANIK DENİZ ATAŞ DİYARBAKIR BAROSU’NA MEKTUP YOLLADI

Tahir Elçi cinayeti ile ilgili dosyada çok sayıda tanık ifadesi bulunuyordu. Bunlardan biri de Deniz Ataş’tı. Ataş daha önce verdiği ifadede Elçi'nin Mahsum Gürkan ve Uğur Yakışır tarafından vurulduğunu iddia etmişti, soruşturma bu iddia üzerinden yürütülmüştü. 

Önceki duruşmada Emniyet ve savcının işkence kendisine işkence yaparak bu yönlü ifade verdirttiğini anlatan Ataş, bu defa Diyarbakır Barosuna mektup yolladı. Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, Ataş’ın yolladığı mektubu* duruşmada okudu. 

ATAŞ: SAVCI BANA 'BU ŞEKİLDE İFADE VERİRSEN SERBEST KALACAKSIN' DEDİ

Kendisine ifade verdirten savcının Kenan K. olduğunu iddia eden Ataş, savcının kendisinden Tahir Elçi olayını Uğur Yakışır Mahsun Gürkan’ın yaptığını, Kurşunlu Camimin yakılması ve bir yaşlı adamın ölüm olayını üstlenmesini istediğini söyledi. Bu yönlü ifade vermek için tehdit edildiğini iddia eden Ataş, savcının kendisine “Bu yönde ifade verirsen serbest bırakılacaksın” dediğini aktardı. Ataş’ın kendisini zorladığını iddia ettiği savcı Kenan K’nin Tahir Elçi soruşturması ile ilgisi bulunmuyor. Savcı Kenan K., Sur dosyasına bakıyor.

EREN İLGİLİ SAVCI HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULMASINI İSTEDİ

Öte taraftan bulunduğu cezaevinden SEGBİS aracılığıyla ifade veren Deniz Ataş, soruşturma safhasında alınan ifadesinin doğru olmadığını söyledi.  Ataş’ın mektubunu okuyan Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, mahkemenin ilgili savcı hakkında suç duyurusunda bulunmasını, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’na (HSK) şikayet edilmesini istedi.

SAVCI TUTUKLAMA TALEPLERİNİN REDDEİLMESİNİ İSTEDİ

Sanık ve sanık avukatlarının söz almasının ardından duruşma savcısı mütalaasını açıkladı. Mütalaadan önce suç duyurusunda bulunulan savcı hakkında beyanda bulunan tanığın suç geçmişi ve yargılandığı dosyaları hakkında bilgi veren savcı, sanıkların tutuklanmasına yönelik talepler ile davaya müdahil olma taleplerinin reddedilmesini istedi.

ELÇİ AİLESİNİN AVUKATLARI: DURUŞMA SAVCISININ TUTUMU HATALIDIR

Savcının dosyada tanık olan ve kendisinin ifade vermeye zorlandığını beyan eden Deniz Aktaş’ın suç geçmişini sıralamasına Elçi ailesinin avukatları tepki gösterdi. Tanıklık yapan kişilerin beyanlarına itibar edilmemesini ima eden duruşma savcısının tutumunun hatalı olduğunu belirten avukatlar, her bilginin önemli olduğunu, yasa gereği soruşturma başlatılması gerektiğini söyledi.

CENGİZ: SAVCISININ HEMEN HAREKETE GEÇMESİ GEREKİYORDU

Mütalaanın ardından söz alan Elçi ailesinin avukatlarından Orhan Kemal Cengiz,  bütün tanıkların yalan beyanlarla davaya dâhil edildiğinin açık olduğunu söyledi. Ortada çok bariz şeyler olduğunu ifade eden Cengiz, “O tanıklar burada ifade verdikten sonra Cumhuriyet Savcısının hemen harekete geçmesi gerekiyordu, aynı zamanda sizin de geçmeniz gerekiyor. Savcı aklımızla alay edercesine deniz Ataş örgüt üyesi diyor.  Bunu bilmiyor muyuz” sözleri ile savcının tutumuna tepki gösterdi.

AKTAR: SAVCININ YAPTIĞI SUÇTUR

Dava savcısı olmayan bir savcının vaatte bulunarak tanık Deniz Ataş'ın ifadesini almasının suç olduğunu ifade eden Avkat Mehmet Emin Aktar,  “Bu hileli bir biçimde bir sorgulama yöntemidir. Savcı Kenan Karaca bu dosyada soruşturma savcısı değil. Tanık kendisine menfaat vaat edildiğini söylüyor. Siz duruşma esnasında yeni bir suç gördüğünüzde harekete geçmelisiniz” diye konuştu.

KARAMAN: ORADA BULUNAN TÜM POLİSLER ŞÜPHELİ SIFATINA SAHİP

Avukat Mahsuni Karaman ise olay yerinde ve olay günü görevli olan istihbaratçıların dinlenmesi talebini yineledi.  İki istihbaratının gizlenerek dosyaya dahil edilmediğini ve 5 istihbaratçının ise orada olduğunu ifade eden Karaman, “Tahir Elçi vurulduğu sırada orada olan iki istihbaratçı, 5 istihbaratçı arasındaki ilişki az mı önemli. Bu polis memurlarının tamamı şüpheli sıfatına sahip. Türkan Elçi o sokaktaki polislerin tümünden şikayetçi ise o polislerin tamamı şüphelidir. Bu 7 kişiyi burada derdest edin. Madem şüpheli değiller, o zaman tanık olarak gelsinler” diyerek bu istihbaratçıların HTS kayıtlarının istenmesini talep etti.

Avukat Duygu Köksal, 5 polisin olayın yaşandığı güne dair Adalet Bakanlığı'na ihbarda bulunmasına rağmen işlem yapılmadığını söyledi. Köksal, “İki polis memurunu kimin öldürdüğünü biliyoruz. Polis aracını durduran polis memuru silahsız bir şekilde aracı durduruyor. 3 polis memurundan çözülen kaydında ‘Ne oluyor ya’ diye polis tepki veriyor. Bu polislere istihbarat verilmemiş. Tahir Elçi’yi kim öldürdü, Tahir Elçi öldürülmesine giden süreçte kimin kastı, kimin ihmali var? İstihbarat polislerinin bu davada dinlenmesi elzemdir. Güvenlik amirleri dinlenmeli” talebinde bulundu.

TÜBİTAK'A GÖNDERİLEN 2 HARD DİSK BOŞ ÇIKTI

Öte yandan bir önceki duruşmada Tahir Elçinin öldürüldüğü yeri gören Mardin Kebap evi ve PTT kamera kayıtları incelenmek üzere TÜBİTAK’a gönderilmişti. TÜBİTAK’a ve içinde kamera görüntülerinin olması gereken hard diskler ile ilgili yapılan incelemenin raporu mahkemeye gönderildi. Rapora göre TÜBİTAK'a gönderilen 2 hard diskin ikisi de boş çıktı. İçinde herhangi bir görüntü bulunmuyor.

YALÇIN: ADLİ EMANETTEKİ DELİLLERİN BOŞ OLMASI SANIKLARIN TUTUKLANMASI İLE İLGİLİ

Elçi ailesinin avukatı Gamze Yalçın,  bütün taleplerine rağmen olay yerini en yakından gören Mardin Kebap evine ait güvenlik kamera görüntülerini göremediklerini söyledi.  TÜBİTAK'a gönderilen 2 hard diskin boş olduğunun ortaya çıktığını ifade eden Yalçın, tutuklama talebinde bulundukları polislerin serbest olmasının karşılarına adli emanette olan delillerin boş olması olarak çıktığını söyledi.

MAHKEME DAVUTOĞLU’NUN DİNLENMESİNİ REDDETTİ

Karar için verilen aranın ardından mahkeme dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun tanık olarak dinlenilmesi talebini reddetti. Dosyada tanık sıfatı ile yer alan Deniz Ataş’ın ‘Kendisini yönlendirdi’ dediği savcı Kenan Karaca hakkında yapılan suç duyurusu ile ilgili talebi ‘somut delil olmadığı’ gerekçesi ile reddeden mahkeme,  ihbar mektubunda adı geçen polis memurlarının dinlenmesine yönelik talebi de reddetti. Türkiye Barolar Birliğinin müdahillik talebini kabul eden mahkeme, Bursa Barosunun müdahillik talebini reddederek duruşmayı 15 Haziran’a erteledi.


*EK: TANIK DENİZ ATAŞ'IN MEKTUBU

Tanık Deniz Ataş’in gönderdiği mektubu Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, mahkemeye sundu. Ataş’ın mektubu şöyle:

“Merhabalar.  İyi olmanız dileğiyle kolaylıklar dilerim. 

Tahir Elçi davasıyla ilgili mahkemede tanık sıfatıyla çağrılmıştım. Takip ettiğiniz gibi talep etmem üzerine beni fiziki olarak duruşmaya çağırmadılar ve bu yönlü bir tebligat da yollamadılar. Sizlere mahkemeye sunmak için hazırladığım savunmamın bir örneğini yolluyorum, bu cinayetin tüm gerçekleri aydınlatılmak için bu yüzden bildiğim, tanık olduğum ve üzerimde oynanan süreçleri dile getiren temelde bir savunma hazırladım. Ola ki mahkemeye çağrılamasam aynı ifadeyi verip yazılı savunmamda sunacağım. Fazla gecikmemesi adına baronuza verip ulaştırmayı önemli gördüm. Asıl failler belli ama benim gibiler üzerinden olayı başkalarına yıkma çabaları çok açık ortada, hal bu iken bildiğim gerçekleri anlatmayı çok gerekli ve doğru buldum. Zira Tahir Elçi halkımız için önemli biri ve bu uğurda korkusuzca dik duruş sergilemiş biri. Failler açığa çıkmalı, en kısa zamanda elinize ulaşmasını umuyorum. Tekrardan çalışmalarınızda kolaylık diliyorum görüşmek dileğiyle.

9. Ağır Ceza Mahkemesi’ne Diyarbakır

Konu: 13.07.2021 günü mahkemenizde görülen Tahir Elçi davasına tanık olarak çağrılmamam dönük karşı savunmamdır.

A)- Mart 2015 yılında saat 20.00-21-00 civarında Sur’da yaşayan çatışmalı bölgeden 4-5 kişilik bir grupla tahliye edildim. Özel timler tarafından Cemal Yılmaz Mahallesi (sokak adı anlaşılmıyor) Sokak’ta bulunan Protestan Kilisesine götürüldük. Polis ve askerler bizlere insanlık onuruna sığmayan bir biçimde işkence etmeye başladılar. Çırılçıplak soyulduk ve o soğuk havada saatlerce bize işkence ettiler. Bulunduğumuz yere Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı Kenan Karaca da yanında operasyon bölgesi askeri yetkilisiyle geldi ve yapılan işkencelere aldırmadan tarafıma dönük ajanlık, itirafçılık dayatmasında bulundu. Gözleri önünde yapılan işkenceye ses çıkarmayan savcının daha baştan düşman muamelesi yaptığının en somut kanıtıdır. 

Savcı bana hukuka aykırı bir biçimde, “Tahir Elçi cinayetini Mahsun Gürkan ve Uğur Yakışır’a mal etmem için ifade vermemi, ayrıca Kurşunlu Camiinin yakılmasını üstlenmemi, yakıp yıkılan okulların sorumluluğunu üstelenmemi ve askerlerce öldürülen yaşlı engelli bir insanın olayını üstlenmemi” diye bana dayatmada bulundu. Aksi takdirde öldürüleceğimi belirtip tehdit etti ve peşinden ‘Bunları arkadaşlarınızın yaptığını söyleyin ben de sizi bırakacağım, söz veriyorum” diyerek vaatte bulundu. Daha ilk andan savcı aleyhime kullanacak biçimde hareket etmemi dayatıp, ayrıca öldürmekle tehdit ederek kendini mahkeme yerine koymuştur. 

Hem asker ve polislerce yapılan işkence, psikolojik baskı, hakaret, dayakla yıldırma hem de savcının bırakılacağıma yönlü vaadi karşısında sıkışık, korkulu ruh halimle, söylenen biçimiyle hareket edeceğimi belirttim. 

Savcının işlemlerini bitirmesinin ardından, eziyet, işkence ve hakaretler eşliğinde hastaneye götürüldük. Bedenimde darp izleri (şişkinlik, kesik vs.) olduğu halde özel harekat polislerinin dayatmasıyla hastane hekimi üstünkörü bir incelemeyle beni tekrardan polislerin eline bıraktı. Diyarbakır TEM Şubesi’ne götürüldüm. Hücreye alındım. Bir odaya Cumhuriyet Savcısı ve polisler tarafından etrafı camla çevrili, karanlık bir odaya götürüldüm. Savcı orada da ‘Korkma, şerefim ve namusun üzerine seni bırakacağım. Bu olayları PKK’nin üzerine yıkmamıza yardımcı ol. Avukat gelirse bu konuşmalardan bahsetme. Senin de avukatının da başı ağrır. Yoksa hiç kurtulamazsın’ dedi.

Ben sorgudayken avukat beni görmeye gelmiş. Dışarıda planlı bir biçimde çeşitli bahanelerle bekletilmiş. İki- üç saat sorgu esnasında baskı altında olduğumdan denileni kabul ettim ve önüme bir kağıt getirdiler. Okumam-yazmam olmadığından imzalayarak parmak basmamı söylediler ve ben de öyle yaptım. Kağıtlarda ne yazdığını bana okumadılar. Avukattan destek almam da tehditle engellendi. Ardından avukat görüşüne gittiğimde bana ‘Neden geç bıraktılar, bir şey yaptılar mı? Bir şeye imza attın mı?’ mealinde sorular sorsa da savcının dediği gibi yapıp bir şey anlatmadım. 

Yaşanan hukuksuzlukları sıralarsam o koşullarda okuma-yazmam söz konusu değildi ve baskı-tehdit altında bir an önce kurtulayım diye söylenenleri kabul ettim. Durumu şimdi ele aldığımda; 

1- Cumhuriyet Savcısı (Kenan Karaca) soruşturma ilk ve mantığına aykırı davranıp düşmanca yaklaştı. 

2- CMK'nın 147. maddesi ifade ve sorgu tarzına ilişkindir. Savcılık bana yüklenen suçu anlatmalıyken, suç diye üretilen yanlış bilgileri zorla kabul etmem temelli yaklaşılmıştır. Avukatım sorgumda hazır edilmesi kuralına uyulmamıştır. 

3- Tutanağın içeriğini hem bana hem avukata okutulması gerekirken, imzamın öyle alınması gerekirken bu yapılmamıştır. CMK 148/C der ‘Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez’ somut olayda bu yaşanmıştır. Çünkü kötü muamele, işkence, yorma aldatma, şiddet, tehdit uygulanarak bedensel ve ruhsal müdahalelere maruz bırakıldım. Kısaca bu aşamada soruşturma aşamasında Savcılık, emniyetteki alınan ifadelerim baskı, aldatma, işkence altında olmadığımdan CMK'nın 147 ve 148. maddelerine aykırı davranıldı. 

B)- Savcılığa çıkarıldığımda ifade vermeyerek susma hakkımı kullandım. Aynı savcı yeniden baskı, tehdit, şantajda bulundu. Tutuklanıp Diyarbakır D Tipi Cezaevine konuldum. Tek başıma, tutuklulardan, hükümlülerde uzak tecrit altında tutuldum. Tutukluların arasına verilme talebim geri çevrildi. 4-5 gün sonra mahkemeye götürüleceğim belirtilip Sincan 1 No'lu F Tipi Cezaevine götürüldüm. Çıplak aramaya maruz kaldım. Odaya götürülene kadar da Savcılığın emri denilip kameraya videoya alındım. Odaya alındıktan bir saat sonra ‘Seni görmek isteyenler var’ denilip odadan alındım. İçeride takım elbiseli ve tanımadığım iki kişiyle karşılaştım. Bana ‘Bizi Cumhuriyet Başsavcılığı (Ankara) yolladı. İstihbarattan geliyoruz. Tahir Elçi cinayetini tekrardan bize anlatmalısın. Kameraya alacağız ve basına-medyaya vereceğiz. Senin için de bizim için de yararlı olacak. Hiç korkma hiç kimse sana bir şey yapamaz. Seni çıkartacağız...’ dediler. Ben de ‘Bir şey bilmiyorum, beni kandırıyorsunuz. Ben de ne istiyorsunuz, konuşmak istemiyorum’ diyerek cezaevi personelini beni odama geri götürmesi için çağırdım ve ifadeleri reddedip odama döndüm. 

İki gün sonra yine ‘Diyarbakır'dan polisler gelmiş, seni görmek istiyorlar’ diyerek odadan çıkarıldım. Odaya (ziyaret) girdiğimde aynı kişilerle karşılaştım. Kendilerine, ‘Benden ne istiyorsunuz, konuşmayacağım, odama dönmek istiyorum’ dedim. 

Gelenlerden biri ‘savcılık bize baskı yapıyor. Deniz akılsızlık etme, bize yardımcı ol biz de sana yardımcı olur, ihtiyaçlarını karşılarız’ gibisinden söylemlerde bulundu. Ben de bir şey belirtmeden odama geri döndüm. İki gün sonra bu sefer cezaevi başgardiyanı elinde bir tebligatla gelerek, okuma yazmam olmadığından kendisi bana ‘Cumhuriyet Başsavcısının hakkında tedbir kararı var. Aile, avukat görüşü yasak. Odadan çıkarılman yasak. Tecride alınma kararı var’ deyip tebligatın içeriğini anlattı. 

Bu bölümde de birçok hata ve hak hukuk ihlalleri söz konusu. Bu durumdan hareketle de;

1- Kanunen soruşturması sona erdiği halde kovuşturma evresi başlayacakken, soruşturma evresinin iddianamesini keyfi, kendine göre düzenlemek isteyen savcılık, görev ve sorumluluk ilkesine aykırı hareket etmiştir. 

2- Kanunen tabi olacağım mahkeme süreci ortadayken kanuna aykırı olarak tanımadığım, kim oldukları belirsiz kişilerce yapmadığımı görmediğimi bir fiil sebebiyle, üzerime olayın bir şekilde atılması için baskı vaatte bulunma kanuna aykırıdır.

3- Kürt ve Türkiye halklarının tanıdığı insan hakları mücadelesiyle tanınmış hukuki ve siyasi kimliği bulunan ve en önemlisi de Kürt olduğu için bunları çekinmeden dile getiren Tahir Elçi'nin öldürülmesi olayını ısrarla Mahsum Gürkan, Uğur Yakışır üzerinden PKK'ye mal edilmesi/mal edilmeye çalışması gerçekliklerden kaçıştır ve büyük bir yanılgıdır. Herkesin de bildiği gibi Tahir Elçi bizzat devlet içinde yer alan özel güçlerce suikast edilip bir komploya kurban edildi ve bu cinayeti ısrarla PKK'ye mal etmeye çalışmaları suçlarını örtbas etmeye çalışmadır. Diğer yandan Kürtler arasında çelişki yaratarak Kürt kamuoyunu, halkını PKK'ye karşıt hale getirme planıdır. Israrla Tahir Elçi olayını benim üzerimden tanık olmam yoluyla PKK'ye mal etme hesapları devlet politikasının dışavurumudur. Hem barolar hem kamuoyu hem de gerekli incelemeler bu siyasi cinayeti işleyenin PKK olmadığını somut olarak ortaya çıkarmıştır. Cinayeti işleyenler bizzat devlet tarafından görevlendirilmiş özel güçlerdir. 

4- Cumhuriyet Başsavcılığının gerek avukat görüşüme tedbir koyması, yasaklaması kararı olması da; söz konusu bölgede cami, okul yakılması, evlerin tahrip edilmesini, yaşlı ve engelli bir insanın evin içinde askerlerce öldürülmesine rağmen benim yaptığımı, Tahir Elçi'nin katledilmesini PKK'ye mal etmeyi kabul etmediğim için bir cezalandırma yönetimidir. Suçları örtbas etme çabalarının benim nezdimde sonuç almamasına dönük cezalandırmadır. Bunun yapılması başlı başına genel durumu açıklıyor ve yaşanan hak ihlallerini, kirli amaçları ortaya koyuyor. 

5- Olayda(larla) ilgili tanıklık sıfatım söz konusu olamaz. Tanık beyanım diye ifade edilen, tamamen baskı altında alınan ifadelerim olduğundan görmediğim olayların tanıklığını mantıken zaten yapamam. Olay(la) esnasından nasıl ki tanıklığım yok ise olmayan tanıklığımı mahkemeniz huzurunda yapamam. Yaşanan tüm bu hukuksuz, onursuzluk dayatmalarını açıkça ifade etmeyi de insani bir görev olarak görüyorum. Gerçeklerden kaçmakla kurtulanamaz. 

Savcılığın olay(lar), zorla benim tanıklığım üzerinden PKK'ye yıkma gayretleri dikkate alındığında uydurma-yalan şeyler ile hukuka aykırı davranıldığı açıktır. Dolayısıyla sorguda konuna aykırı olarak alınan ifadelerim ne delil sayılabilir ne de tanıklık olarak nitelendirilebilir. 

Dolayısıyla söz konusu yaşananlar adil yargılama ilkesine de aykırılık oluşturmaktadır. Baskı, zor kullanılarak alınan ifadelerimin hükme konu edilmesi de kanuna aykırıdır. Bu nedenle delil kanuna aykırı biçimde oluşturulduğundan CMK'nin 206/2 (a) bendine göre mahkemenin bu durumu ele alıp ret etmesi gerekmektedir. 

Bu durumda gözaltı sorgu sürecindeki ‘tanıklığımın’ hukuki bilimsel bir dayanağı bulunmamaktadır. Tüm göstergeler savcılığın siyasi amaçla hareket ettiğine delalettir. Söyleyeceklerim gerçek tanıklığım budur. Gereği bilginize sunulur.

Deniz Ataş”

tahir elçi barolar diyarbakır dava erinç sağkan tbb deniz ataş

BAĞLANTILI HABERLER