Siyaset Bilimci, hukukçu ve akademisyenlerden ‘sansür yasası’ yorumu: Seçimlerden önceki en ciddi hamle

Kamuoyunda ‘sansür yasası’ olarak bilinen 'dezenformasyon' tasarısını siyaset bilimci, hukukçu ve akademisyenlerle konuştuk.

18.06.2022 00:01    Güncelleme: 18.06.2022 10:33

Seda TAŞKIN 


+GERÇEK- Kamuoyunda “sansür yasası” olarak bilinen Basın Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapan Kanun Teklifi, Meclis Adalet Komisyonunda kabul edildi. "Dezenformasyonla mücadele" çerçevesinde Türk Ceza Kanunu'na “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu" eklendi.

Buna göre, "Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılacak”. 

Yine söz konusu maddeye göre failin, suçu kimliğini gizleyerek ya da bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlemesi halinde ceza yarı oranında artırılacak.

Tasarının muhalif kamuoyunda “sansür yasası” olarak anılmasının nedeni ise sözü geçen maddenin ifade ve basın özgürlüğünün kısıtlayacağı yönündeki derin endişeden kaynaklanıyor. 

Konuştuğumuz siyaset bilimci, akademisyen ve hukukçular ise bu yasanın halk arasında korku atmosferi yaratacağını, medya çalışanlarının ifade özgürlüğü ve halkın haber alma hakkına yönelik darbe niteliği taşıyacağını, bilginin tekelleştirilerek, seçimler öncesinde Türkiye’de hükümete yönelik eleştirinin yapılamayacağı bir ortamın yaratılmak istendiğini ifade etti. 

Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Timuçin Köprülü, Prof. Dr. Yaman Akdeniz, Siyaset Bilimci ve aynı zamanda Denge ve Denetleme Ağı Araştırma Koordinatörü Dr. Hakan Yavuzyılmaz ve Medya Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) avukatlarından Veysel Ok bu yasanın perde arkasını +Gerçek’e anlattı. 

Timuçin Köprülü, internet haber sitelerine Basın Kanunu uyarınca süreli yayın olarak nitelendirildiğini söyleyerek,  bahsi geçen siteler için de yeni sorumlulukların ve yaptırım anlamına geldiğini belirtti. Köprülü, basın kartıyla ilgili düzenlemelerin de mevcut olduğunu aktardı. 

'DEMOKRATİK ORTAMIN MASUMİYETİNİ ZEDELİYOR'

“TCK’ya “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma isminde bir suç tipi ihdas ediliyor” diyen Köprülü, teklifin basın özgürlüğü üzerindeki etkilerini de şöyle değerlendirdi: 

“Teklifle TCK’ya 217/A olarak bu suç tipi ekleniyor. Teklifin gerekçesine bakıldığında bu suç tipinin getirilme nedeni teknolojik gelişmelerin ve internetin yaygınlaşmasına bağlı olarak bilgi veya haberlerin yayılma hızının öngörülemez biçimde artması ve bu içeriklerin zihin süzgecinden geçme, analiz etme ve değerlendirme süresinin oldukça kısa olması gösteriliyor. Bunun sonucunun, internetin sağladığı anonim ortamda yalan, yanlış veya manipülatif içeriklerin artması olduğu öngörülüyor.”

“Bu durumun, yine gerekçeye göre, bireylerin kanaat oluşumunu manipüle ettiği ve özgür düşünceyi ipotek altına alarak demokratik ortamın masumiyetini zedelediği iddia ediliyor. Bunun için de haber veya bilginin güvenliği sağlanarak, özgür ve özgün fikirlerin demokratik ortamda çatışmasına ya da yarışmasına yönelik tedbirlerin alınmasına ihtiyaç duyulduğu savunuluyor. Suçun TCK’ya konma gerekçesi bu.”

Düzenlemenin amacının hükümet tarafından “halk arasında endişe, korku ya da panik yaratmak maksadıyla, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığıyla ilgili gerçeğe aykırı bilginin, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayılmasının cezalandırılması” savıyla meşrulaştırılmak istendiğini söyleyen Köprülü, “bu eylemin gerçek kimliğin gizlenerek yapılması ya da sosyal medya diliyle söylersek anonim yapılmasının iktidarı rahatsız ettiğini, bu nedenle kanun ile anonim hesaplara yönelik cezaların artırıldığını” dile getirdi.

‘SADECE BASIN MENSUPLARI ETKİLENMEYECEK’ 

Sadece basın mensuplarının değil, meslekten olmayan kişilerin de bu suç ithamıyla karşılaşabileceğini ifade eden Köprülü, “yayma eylemini gerçekleştiren herkes fail olarak nitelendirilebilecek” dedi. Bu suç tipinin yaratabileceği sorunlara ilişkin de konuşan Köprülü, şöyle devam etti: 

“Tasarının ön gördüğü uygulamalar arasındaki ilk sorun gibi görünüyor. İçtihatlara bakıldığında yapılan haberin görünürde gerçek olması yeterli. Bir basın mensubu bir habere dair araştırmayı yapmış ve bir sonuca ulaşmış. Bu sonuç gerçekle uyuşmasa bile bu, araştırma yükümlülüğü yerine getirilmiş. Ancak basın mensubu olmayan kişilerin, gerçeğe aykırı bir bilgiyi paylaşmasında daha büyük sorunlara yol açacağı hükümet tarafından iddia ediliyor. Nihayetinde basın mensubu olmayan normal bir vatandaşın karşısına çıkan bilgiyi araştırma, soruşturma yükümlülüğü yok.”

Köprülü şöyle devam etti: 

‘ÖZEL KASIT YOKSA CEZALANDIRMAK MÜMKÜN DEĞİL’ 

“Diğer yandan bu suçtan cezalandırılabilmek için haber ya da bilginin gerçeğe aykırılığının da fail tarafından bilinmesi gerekiyor. Bilinmemesi durumunda cezalandırılması söz konusu olamaz. Ayrıca failin gerçeğe aykırı bilgiyi sırf halk arasında endişe, korku, panik yaratmak saikiyle gerçekleştirmesi lazım. Buna özel kast diyoruz. Kişide bu yoksa yine cezalandırmak mümkün değil. Buradaki muhtemel tehlike, soruşturma ve kovuşturma makamlarının suçun az önce ifade ettiğim manevi unsurlarını gözardı ederek, bilgi ya da haber paylaşımlarını cezalandırmaya yönelik harekete geçmesidir.”

“Son yıllarda basında yapılan haberlere ya da sosyal medya paylaşımlarına dair ilgili makamların hemen yalanlama yayınladığını ya da bu yönde açıklama yaptığını görüyoruz. Bu doğrudan yapılan haberin ya da yayılan bilginin yalan ya da gerçek olmadığı anlamına gelmiyor. Bu bir nevi reflekse dönüştü. Ardından zaten yayın yasağı geliyor. İşte böyle bir durumda yine yargısal makamlar, yapılan bu yalanlama açıklamalarını temel alıp soruşturma ve kovuşturmaya başlayacaktır. Bunun yanında şöyle bir sorun da var. Örneğin güvendiği bir basın mensubunun paylaştığı veya kaleme aldığı bir haberi aynı biçimde sosyal medya yoluyla paylaşan kişiyi düşünelim. Yani ilk bilgiyi paylaşan kişinin mesela attığı tweet, 5000 kişi tarafında retweet edildiğinde 5000 kişi de bu suçun faili sayılacak. Bu kadar kişiyle ilgili savcılıkların soruşturma yapmaları, iddianame düzenlemeleri ve sonrasında yargılama yapılması pratik nedenlerle pek mümkün değil.

PROF. DR. AKDENİZ: SEÇİMLERDEN ÖNCEKİ EN CİDDİ HAMLE 

Prof. Dr. Yaman Akdeniz’e göre ise var olan tasarı birden fazla kanunda değişiklik öngörüyor. TCK’ya yeni suçların eklendiğini belirten Akdeniz, hükümetin 2023 seçimlerinden önceki en ciddi hamlesinin de bu olduğunu ifade etti.
Hükümetin, söz konusu tasarıyla sosyal medya kullanıcıları üzerinde korku iklimi yaratmak ve basın çalışanlarını oto-sansüre itecek bir baskı oluşturulmak istediğinin altı çizen Akdeniz, bazı internet, medya kuruluşlarının da basın kanunu kapsamına alınacağını vurguladı. Akdeniz, muhalif yayın organlarının basın ilan kurumundan faydalanamayacağını söyleyerek, şöyle devam etti: 

“Yine muhalif medyanın, cumhurbaşkanlığı onaylı turkuaz basın kartı alabileceğini düşünmüyorum. Zaten hali hazırda muhalif olup da turkuaz basın kartı olanlar da bakanlıkların toplantılarına alınmıyor. Dezenformasyon, ‘teorik anlamda çok fazla kullanılmayacak’ dense de biz bunun çok sıklıkla hatta cumhurbaşkanına hararet suçlarında olduğu gibi binlerce kişinin yargılanmasına yol açacağını düşünüyorum. Adliye koridorları bu tür davaların açıldığı insanlarla dolup taşacak. Ve ülkede oto-sansür iklimi yaygınlaşacak.” 

‘BASKI KATLANARAK ARTACAK’ 

Tasarı içerisinde yer alan Elektronik Haberleşme Kanunu’nda yapılacak değişikliklerin neredeyse hiç konuşulmadığını söyleyen Akdeniz, “Ayrıca Signal, Whatsapp gibi uygulamaların da Türkiye’de temsilcilik bulundurması istenecek. Temsilciliklerden de belli başlı bilgiler talep edilecek. Dolayısıyla George Orwell’in 1984 romanı misali denetim toplumuna hızla ilerliyoruz. Bu AKP’nin planı. Bu seçimle de, seçim sonrasında da benzer uygulamalar olacaktır. Bu teklif, baskıcı rejimin katlanarak artmasıyla sonuçlanacak” dedi. 

‘YETERİ KADAR TEPKİ VERİLMEDİ’ 

Tasarının 2023 seçimlerine yönelik bir hazırlık olduğunu söyleyen Akdeniz, 2021 yılında bunun benzer sinyallerini gördüklerini aktardı. Özellikle son dönemlerde Türkiye’de yaşanan seller, orman yangınları gibi doğal afetlerin ardından toplumda açığa çıkan tepkinin hükümeti rahatsız ettiğini söyleyen Akdeniz, kamuoyunda yeterli tepkinin de verilmediğini söyleyerek sözlerini sonlandırdı. 

YAVUZYILMAZ: OTORİTER REJİMLER ELEŞTİRİYİ ORTADAN KALDIRILMAK İSTİYOR 

Siyaset Bilimci Hakan Yavuzyılmaz ise gerek demokratik rejimlerde gerekse otoriter rejimlerde sosyal medya alanı ve internet medyasını denetlemeye yönelik pek çok düzenleme gördüklerini söyledi. Yavuzyılmaz, “Demokratik ülkelerde bu düzenlemelerde temel gerekçe sosyal medya kullanıcılarını zararlı içeriklerden korumak olurken, otoriter rejimlerde bu tip düzenlemeler daha çok muhalif sesleri susturmak ve iktidar partilerine bu mecralardan yapılan eleştirileri ve tehditleri ortadan kaldırmaya yönelik oluyor” dedi. 

“Gündeme gelen yasa tasarısını incelediğimizde, gerek düzenlemede tanımlanan suçların oldukça geniş tutulması, gerekse Basın İlan Kurumu ve BTK gibi kurumlara bu alanı denetlemeye yönelik geniş yetki tanımlanmış olması, yasanın ne şekilde uygulanacağı konusunda soru işareti doğurmaktadır” diyen Yavuzyılmaz, şöyle konuştu: 

“Bu kaygılardaki temel etken ise geniş yetkiler tanınan düzenleyici ve denetleyici kurumların yürütmeden bağımsız olmayışları ve Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığında yaşanan sorunlardır. Bu yapısal sorunlar dikkate alındığında, yasa teklifinin ifade özgürlüğü ve alternatif bilgi kaynaklarına ulaşma gibi demokrasi için vazgeçilmez nitelikteki temel hak ve özgürlüklerde geriye gidişe neden olması kaçınılmazdır. Daha da önemlisi böyle bir teklif, demokrasinin özü olan adil ve özgür seçimlere de önemli ölçüde olumsuz etki edecektir. Yasa teklifinde ön görülen geniş ve muallak suç tanımları ve ağır cezalar ve yukarıda sözü edinilen meseleler yasanın, seçim sürecinde nasıl uygulanacağına dair ipucu verir niteliktedir” dedi. 

Düzenleme ile birlikte halihazırda oldukça yoğun sansür ve oto-sansür seviyesinin artacağını söyleyen Yavuzyılmaz, sözlerini şöyle sonlandırdı: 

“Günümüzde, demokratik rekabet için vazgeçilmez olan, siyasi partilerin dijital mecraları oldukça yoğun kullanması da muhalefet partilerinin bu cezalardan etkilenme potansiyelini kuvvetlendirmektedir. Aynı zamanda, yasa teklifinde, öngörülen ağır yaptırımlar bağımsız ve özgür medya alanında da geriye gidişi hızlandıracaktır. Yasanın hazırlanış sürecine değinmekte de fayda var. Kanun yapılırken ilgili meslek örgütleri, STK’lar ve diğer paydaşların görüşleri alınmamıştır.”

HUKUKÇU OK: TABUTA ÇAKILMIŞ SON ÇİVİ 

MLSA Avukatlarından Veysel Ok ise bu tasarıyı, “Tabuta çakılmış son çivi” olarak değerlendirdi. İktidarın özellikle on yılı aşkın bir zamandır bilgiyi tekelleştirdiğini aktaran Ok, “İktidar, önce ana akım medyanın sermaye yapısını değiştirdi, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında da uygulanan OHAL rejimi ile birlikte birçok muhalif basın kuruluşunu kapattı, gazetecileri yargıladı, tutukladı” dedi. 

İktidarın daha öncede birçok değişiklik yapıldığını ancak sosyal medyayı bir türlü kontrol altına alamadıklarını söyleyen Ok, şöyle konuştu: 

“Çıkacak kanun, iktidarın basın, yayın organları ve sosyal medya üzerindeki kontrolünü güçlendirecek ve bilgiyi tekelleştirmesindeki en büyük silahı olacaktır. Bu tasarıyla birlikte internet medyasına tekzip diye bir kavram giriyor. Bu tekzip bir haftaya yakın sitede durmak zorunda. Yani biz artık internet medyasından haberden çok tekzip okuyacağız.”

Sansür hukukçular sosyal medya yasa tasarısı Dezenformasyon

BAĞLANTILI HABERLER