HDK: AKP çöküyor muhalefet yan yana gelmeli

08.08.2020 17:41    Güncelleme: 08.08.2020 17:46

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüleri gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüleri İdil Uğurlu ve Sedat Şenoğlu, Libya’daki gelişmeleri, Heftanîn’e yönelik sınır ötesi operasyonları, Kürt ulusal birliği, İmralı tecridini, CPT’nin İmralı raporunu, derinleşen ekonomik krizi, bölge kentlerinde yaşanan orman yangınları, şüpheli asker ölümleri, cezaevlerini, koronavirüs salgınındaki son durumu ve İstanbul Sözleşmesi’ni değerlendirdi. 

'TÜRKİYE'NİN LİBYADA'Kİ VARLIĞI İŞGAL' 

Libya’daki gelişmeleri değerlendiren HDK Eş Sözcü Sedat Şenoğlu, Türkiye’nin Libya’daki varlığını “işgal” ve “fetih” olarak değerlendirdi. Türkiye’nin Libya’daki petrol yatakları üzerinden gelir etme çabası içerisinde olduğunu dile getiren Şenoğlu, bunu emperyalist ve bölge güçleri arasındaki çelişkilerden faydalanarak sürdürdüğüne işaret etti. Şenoğlu, “Türkiye sahaya girmekle dengeleri değiştirdi ama bu geçici bir şeydi. Esasen Türkiye’nin orada kalabilmesinin güvencesi, stratejik bir öneme sahip olan Cufra ve Sirte kentleri. Bu kentlerin sınırlarına geldiğinde işler değişti. Rusya o bölgeler için ‘kırmızı çizgimizdir’ dedi. Mısır bunun savaş gerekçesi olduğunu söyledi. Tepkilerden sonra Türkiye’nin desteklediği Sarrac güçleri orada durdu” dedi.

'TÜRKİYE KENDİSİNE BÜYÜK BİR CEPHE ALDI'
 
Akdeniz sahası için önemli bir bölge olan Libya’da Türkiye’nin büyük bir kumar oynadığını söyleyen Şenoğlu, “Masada oturan diğer kumarbazları düşünürsek, kendisine büyük bir cephe almış durumda. Başta büyük başarı şeklinde, propaganda olarak şişirdikleri hareket hem durduruldu hem de Türkiye’nin Akdeniz’deki petrol yataklarına karşı hak iddia etmesi de uluslararası alanda sıkıntıya düştü. Bu anlamıyla Türkiye’nin Libya’da gidebileceği yerler sınırlı. Türkiye Suriye’de nasıl İdlib’de tıkanmışsa, Libya’da da önemli bir stratejik öneme sahip olan Cufra ve Sirte’de tıkandı” diye belirtti.
 
‘OPERASYONLAR ÇÖZÜM DEĞİL’
 
Heftanîn’e yönelik sınır dışı operasyonları da “işgal” olarak değerlendiren Şenoğlu, bunun 30 Ekim 2014 tarihli Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında alınan “Çöktürme Planı” kapsamında alınan kararların devamı olduğuna dikkat çekti. Şenoğlu, Türkiye’nin savaş politikalarına KDP ve yerel bazı güçlerin sessiz kaldığını söyledi. Benzeri sınır ötesi operasyonları hatırlatan Şenoğlu, “Ana akım medyaya baktığımızda her şey güllük gülistanlık. Tarih şunu gösteriyor ki; Türkiye’deki rejim oradaki nihai emellerine ulaşamayacaktır. Askeri operasyonlar çözüm değil. Çözüm Kürt halkının demokratik haklarının tanınmasıdır. Zor kullanarak karşılık alınamaz. Bu politikaları uygulayan çok iktidar gelip gitti. Hiçbiri bir sonuca ulaşamadı. En nihayetinde demokratik bir çözüm oluşacaktır. Bu politikaya hizmet eden bir iktidar onurlu bir iktidar olarak tarihe geçecektir. Onun dışındaki bütün iktidarlar kendi çelişkileri içinde tasfiye olacaktır, bu iktidar da böyle olacaktır” diye konuştu. 
 
'AVRUPA ÇIKARLARINA SALDIRI OLMADIĞI TAKTİRDE TEPKİ VERMİYOR'
 
TSK’nin bombardımanları sonucu yaşanan sivil ölümlere değinen Şenoğlu, uluslararası sessizliği eleştirerek, “Avrupa siyaseti ikiyüzlüdür. Kendi çıkarlarına bir saldırı olmadığı takdirde tepkileri olmuyor. O nedenle yaşananları devletlerin değil, orada yaşayan halkların gündemine sokmak lazım. Geçmişten biliyoruz; Kürt halkının dostu olduğunu söyleyen değişik iktidarlar oldu ama bunlar aynı zamanda Türkiye rejiminin ayakta kalmasına destek verdiler. Almanya’dan Fransa’ya kadar Türkiye’ye silah satıyor. Kürtlerin ölmesini istemiyorsanız, silah satmayın. Eğer oradaki insani dramına bir itirazın varsa, tepkilerinizi bu duruşla sergileyin. Ama bunları yapmıyorlar. Avrupa devletleri kendi dertlerine düşmüş durumda. Türkiye’de oradaki gelişmeleri bildiği için sivil katliamları dünyanın gözü önünde yapmaya devam ediyor” şeklinde konuştu.
 
ULUSAL BİRLİK: SİYASİ ÖZNELER ARASINDA SORUNLAR VAR

 
Kürtlerin yaşadığı acıların temelinde Kürt ulusal birliğinin sağlanmaması olduğunun altını çizen Şenoğlu, “Kürt tarihi aslında ulusal birliğinin oluşmamasının acısıyla dolu. Ama maalesef tarihten herkes aynı dersi çıkarmıyor. Sorun parti ve aşiretçilik çıkarlarından uzaklaşarak çözülür. Dört parça Kürdistan’da bulunan Kürtler, aslında ulusal birliği duygusal bakımdan sağlamış durumda. Halk bu birliği zaten benimsemiş. Ama dört parça Kürdistan’da halkı temsil eden siyasi özneler arasında sorunlar var ve bunların aşılması gerekiyor. O nedenle ulusal birliği duygusal anlamda sağlayan halkın, siyasi özneleri harekete geçirmesi gerekiyor. Düne göre ulusal birliğin sağlaması konusunda daha iyi bir konumdayız. Önemli adımlarda atıldı ama Kürtler üzerinde oyun çok. Bu oyunları boşa çıkaracak olan yine ulusal birliğin kararlığı olacaktır” önerisinde bulundu.
 
İKTİDARIN EKONOMİK KRİZLE BAŞ EDEMEYECEĞİ AÇIK'
 
Derinleşen ekonomik krizin çöken kapitalist krize bağlı seyrettiğini kaydeden Şenoğlu, krizin yapısal bir boyutunun olduğunu ve koronavirüs salgınıyla daha görünür olduğuna dikkat çekti. İktidarın ekonomik kriz politikalarını eleştiren Şenoğlu, “Zaten bütün sermayeyi kendi bekası için savaş politikalarına yatırmış bir iktidarla karşı karşıyayız. Haliyle bu iktidarın yaşanan ekonomik krizle baş edemeyeceği açıktır. İhracat ve ithalatın dövize bağlı ülkede kriz çok yaşamsal tehdit ve krizler barındırıyor” ifadelerini kullandı. 
 
‘AKP GÜNDEN GÜNE ERİYOR’
 
Ekonomik krizin bir diğer nedeninin Kürt sorununun çözümsüzlük politikaları olduğunu ancak iktidarın çatışmalı süreçte beka bulduğunu vurgulayan Şenoğlu, iktidarın “körleşmeyi” tercih ettiğini, günden güne eridiğini ve tabanında bulunan küçük ve orta ölçekli sermaye gruplarının tutum aldığını belirtti.
 
101 Aksaçlı’nın yayımladığı bildiriyle ülkenin gidişatı hakkında uyarılarda bulunduğunun altını çizen Şenoğlu, bildirinin önemine vurgu yaparak, çağrının karşılık bulabilmesi için örgütlü bir halk gerçekliğinin olması gerektiğine işaret etti. Bildiride yer alan Demokrasi İttifakı çağrısının HDK ve HDP’nin programında olduğunu Şenoğlu, bildirinin aynı zamanda HDK ve HDP’nin demokrasi mücadelesini desteklediğini söyledi. 
 
İMRALI’YA YAKLAŞIM
 
PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride ilişkin değerlendirmelerde bulunan Şenoğlu, çözüm ve çözümsüzlüğün İmralı’ya yaklaşımla somutlaştığının altını çizdi. İmralı tecridinin Kürt halkıyla sınırlı olmadığını dile getiren Şenoğlu, bütün siyasi öznelerin tecride karşı durması gerektiğini çağrısında bulundu. DTK Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde gerçekleştirilen açlık grevi eylemleri sonucunda İmralı’da bir gediğin açıldığını ifade eden Şenoğlu, şunları söyledi: “Öcalan 2013-2015 çözüm sürecinde kendi düşüncelerini dışarıya taşıyabildi. Koşullar oluşturulduğunda Öcalan’ın dilinde, barış ve kardeşlik olduğunu toplum gördü. Toplumun büyük bir kesimi tarafından çözüm sürecinde kabul ettiği gibi bu çözüm iradesinin tekrardan toplumla buluşması gerekiyor. Eğer tecrit toplumun genelini etkiliyorsa ki etkiliyor, o zaman tecridin kırılması da toplumun bütün kesimlerinin kararlı bir mücadelesi ile mümkün olacaktır.”

“Ülkede yaşanan her sorunun tecrit ile bir bağlantısı var” diyen Şenoğlu, şöyle devam etti: “İmralı tecridi çözüme kavuşturulmadığı zaman ne Türkiye’de ne de Ortadoğu’da hiçbir demokratik çözüm olmayacaktır. Demokrasinin anahtarı tecridi kırmaktır. İmralı tecridini anlamak tarihsel gerçekliğe nasıl baktığınızla ilgili bir şey. İmralı nasıl kuruldu, hangi komplo ile kuruldu, hangi güçlerle kuruldu. O anlamda İmralı birkaç kişinin tutulduğu bir yer değil. Orası bir odak. Tecridin çözümü demek, odağın çözülmesi anlamına gelir. Bu nedenle Türkiye halklarını, demokratları ve sosyalist kesimleri tecrit sorununu daha güçlü bir şekilde savunmaya çağırıyoruz.”

 CPT’nin 2019 yılında İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’ne yaptığı ziyaretle ilgili raporunun sınırlı olduğunu söyleyen Şenoğlu, “En nihayetinde CPT tarafından İmralı’daki hukuksuzluk kısmi olarak da olsa açıklanmış oldu. Ama sonuç itibarıyla çok yetersiz. CPT gibi kurumlar şeffaf kurumlarsa, cezaevlerindeki hak ihlallerini açığa çıkararak, hükümetler üzerinde baskı kurmaları gerekiyor. Esasen Avrupa merkezli de düşünsek, Türkiye merkezli de düşünsek, halkları bu konuda harekete geçirilebilirse, sonuç almak kolaylaşır” dedi.
 
TOPLUMSAL İTTİFAK
 
AKP’nin içinde bulunduğu durumu “çöküş” olarak tanımlayan Şenoğlu, muhalefetin iktidara karşı bir araya gelmemesini eleştirdi. Şenoğlu, “HDP’nin demokratik ittifak hamlesi, böyle bir enerjinin açığa çıkarılması ve bunun yaşamsal olduğunun anlaşılması açısından önemliydi. HDP’nin bu hamlesi bir gedik açtı. 3. Yol çizgisi dediğimiz halkların ortak mücadelesini örgütleyen hamle, esas itibarıyla toplumsal örgütleme hamlesidir” diyerek toplumsal ittifakın büyütülmesi gerektiğinin altını çizdi. 
 
'TÜM SORUNLARIN KAYNAĞI TECRİT'
 
Türkiye’de yaşanan tüm sorunların kaynağında PKK Lideri Öcalan üzerindeki tecridin olduğuna işaret eden HDK Eş Sözcüsü İdil Uğurlu da, tecridin tüm ülkeye yayıldığını, gerçek anlamda bir demokrasinin tecridin sonlandırılmasıyla mümkün olabileceğini vurguladı. CPT’nin raporuna değinen Uğurlu, İmralı’da uygulanan tecridi son yayınladığı raporu ile bir kez daha tescillediğini ancak yetersiz olduğunu söyledi. 
 
‘BİLİM KURULU YETERSİZ KALDI'
 
Coronavirus salgınıyla ilgili AKP’nin durumu fırsata çevirerek bir başarı tablosu çizmeye çalıştığını dile getiren Uğurlu, bu süreçte Türk Tabipler Birliğinin (TTB) uyarılarının dikkate alınmadığını kaydetti. Uğurlu, oluşturulan Bilim Kurulu’nun yetersiz kaldığını belirterek, “Ancak bu kurulun yaptığı tüm çalışmalar tek bir kişinin iki dudağı arasından çıkacak bir karara bağlanmış. Bu tablo ne kadar tekçi bir anlayışla karşı karşıya olduğumuzu bize çok net gösteriyor” dedi.
 
CEZAEVLERİNDE TECRİT AĞIRLAŞTI
 
Salgın sürecinde cezaevlerinde hak ihlallerinde artış yaşandığını, tecridin de ağırlaştırıldığını ifade eden Uğurlu, bu durumun İnfaz Yasası ile katlandığını söyledi. Uğurlu, “Siyasi tutuklular, kendi yaşamını korumak için öz savunma yapan kadınlar, gençler, parasız eğitim isteyen üniversite öğrencileri, gazeteciler, aydınlar ve siyasetçiler bu yasanın dışında bırakılarak salgınla baş başa bırakıldı. Bu şekilde iktidar siyasi tutukluları bir kez daha cezalandırdı” diye belirtti.
 
İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
 

İktidarın salgını fırsata çevirerek kazanılmış tüm haklara saldırdığını beliren Uğurlu, İstanbul Sözleşmesi tartışmalarının da bu durumun bir devamı niteliğinde olduğunu kaydetti. İstanbul Sözleşmesi üzerinden tüm kadın kazanımlarının hedef alındığını ifade eden Uğurlu, iktidarın kadın düşmanı politikalarına ve İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme isteğine karşı kadınların her yerde sokağa çıkarak direnişi büyüttüğüne dikkat çekti. 
 
‘TIKANAN İKTİDAR KÜRTLERE SALDIRIYOR’
 
Uğurlu, AKP’nin hem iç politikada hem de dış politikada tıkandığını, Suriye’de, Irak’ta, İran’da ve Türkiye’de Kürtlere saldırdığını vurgulayarak, “AKP nerede bir Kürt kazanımı varsa onu hedef alıyor. Suriye’de hayata geçirilen demokratik özerk sisteme tahammül edemiyor. Bu yüzden bu sistemi yok edebilmek için elinden geleni yapıyor. Yine Federal Kürdistan Bölgesinde aylardır başlattığı operasyon sürüyor. İktidar sıkıştıkça savaşa sarılıyor” diye konuştu.
 
ORTAK MÜCADELE ÇAĞRISI
 
AKP’nin politikalarına karşı ortak mücadelenin önemine değinen Uğurlu, “İktidar bir yönetim krizi yaşıyor. Bu kriz gittikçe derinleşiyor. Buna karşı Türkiye halklarının yan yana gelerek, ortak bir mücadele programı etrafında kenetlenmesi gerekiyor” çağrısında bulundu.(Mezopotamya Ajansı)