AYM üyeliği için aday adayı olan Aydın: Bir gün Anayasa Mahkemesi’nde eşcinsel yargıçlar olacak

AYM adaylığına ilişkin konuştuğumuz avukat Öykü Didem Aydın, Türkiye’de sadece erkek atanmışlardan oluşan bir Anayasa Mahkemesi olduğunu dikkat çekti.

14.01.2022 00:00    Güncelleme: 14.01.2022 16:31

Seda TAŞKIN 


+GERÇEK- Anayasa Mahkemesi (AYM) üyeliği için Ankara’da avukatlık yapan Öykü Didem Aydın’da başvuruda bulundu. Avukatların AYM üyeliği için yapılan başvurular Türkiye Barolar Birliği tarafından değerlendirilecek, listeler kesinleştikten sonra da 15 Ocak tarihinde Türkiye’deki tüm baro başkanları, oy kullanarak adayları belirleyecek. AYM üyeliği için şu ana kadar 32 aday başvuru yaptı ancak bir adayın çekilmesiyle başvuru yapan kişi sayısı 31 oldu. Başvuru yapan adaylar içinde en yüksek 3 oyu alan 3 adayın ismi Meclis’e gidecek. Mecliste yapılacak oylamada AYM üyeleri belli olacak.

AYM üyeliği listesinde Ankara Barosu LGBTİQ+ Hakları Merkezi kurucularından Avukat Öykü Didem Aydın’ın da başvurusu bulunuyor. ODTÜ LGBTİQ+ Onur Yürüyüşü davasının da avukatlığını üstlenen Aydın, Anayasa ve temel haklar hukuku alanında çalışıyor. Avukat Aydın ile adaylık sürecini, AYM’den beklentilerini konuştuk. 

Bugüne kadar AYM üyeliği 131 kişiden yalnızca 5’i kadın. Yüzdeye vurduğumuzda bu oran yüzde 3,8’e denk geliyor. AYM için genellikle erkeklerden seçiliyor olması ve kadınların geri planda kalmasına ilişkin neler söylemek istersiniz?  

Cishet erkeklerin dışındaki kesimlerin Türkiye’de ne yazık ki mevcut yapısal ayrımcılıktan nasibini almasının en üst seviyedeki göstergelerinden biridir. Cishet erkek-dışı kesimler en başta birikim sağlama, eğitim, mesleki vb. fırsat eşitliğine sahip olamama gibi nedenlerle henüz kapasite geliştirme aşamasında engellerle karşılaşıyor. Ayrıca ikinci bir engel daha var: İstediğiniz kadar şanslı olun ve kapasite, birikim, liyakat geliştirmiş olun, genç yaşta direnciniz kırılmadan yolunuza devam etme direncine istediğiniz kadar sahip olun yine de katkı sağlamada erişim engelleriyle karşılaşıyorsunuz. Yani bu çok katmanlı ve engellerle dolu bir yol. 

‘TEMSİL YETKİSİNİ İDARE EDEN BABA FİGÜRÜ VAR’

Bu mülakatınız sorularını aldığım gün Türkiye iki elim ölümle sarsıldı. Meslektaşımız Dilara Yıldız, eski nişanlısı tarafından katledildi. Bir kadın cinayeti! Polisin gözleri önünde. Meslektaşımıza Tanrıdan rahmet diliyorum. Bir türlü çözülemeyen temel ve yapısal mesele yüzünden hayata erişim hakkı elinden alınmış kadın meslektaşımız.  Bir üniversite öğrencisi, hayatı deneyimleme hakkı elinden alındığı ve intihar mektubunda söylediğine göre bir cemaat yurdunun hiyerarşisine mahkum edildiği için intihar etti. Bunun dahi patriarki ile ilgisi var: Dışlanmış, görmezden gelinen, refaha ve adalete erişim engeli yaşayan çok geniş bir kesim adına seçme ve seçilme "yetkisi"ne reel olarak sahip olan ve kendileri için ancak fiktif jimnastik kalacak o hakka ancak kağıt üzerinde sahip olanları da güya "temsil"! yetkisini haiz ve şiddetle idare eden baba figürleri var, sanki devletin en küçük sosyo-idari birimi! Bu değişmeli.  

Türk kamu hukukunun ve devlet teşkilatının temeli cishet erkekler (cinsiyeti ve biyolojik cinsiyeti kabul eden kişi) mi? 

Devlet organları ve bu arada yargıyı,  kişisel,  özgün, eşsiz, bağımsız, özgürlükçü, tarafsız insanlarla bezemelisiniz. Türkiye’de Anayasa Mahkemesi üyesi olacak cishet erkek dışı kimse yok mu? Var tabii. Ancak bu iki boyut nedeniyle seçilememişler anlaşılan. Cishet erkekler bu gibi seçimlerde yine cishet erkekleri tercih ediyor, erkekler erkeklerle sosyalleşiyor ve ittifaklarını kapalı kapılar ardında kuruyor ve bir yandan söylem düzeyinde kadın haklarını savunurken eylem düzeyinde savunmayarak egemenlik kurabiliyorlar. LGBT Haklarını ise söylem düzeyinde bile savunan cishet erkek sayısı ne yazık ki çok daha sınırlı olabiliyor. Kadın haklarını salt söylem düzeyinde savunan fiiliyata geçiremeyen, lgbtiq+ haklarını ise söylem düzeyinde bile savunmakta güçlük çeken bu düzen değişecek. Geri kalmanın en önemli nedenlerinden birini eşit temsil ilişkilerindeki sıkıntılara da bağlıyorum. Zira Anayasacılık temsilin gitgide genişlediği bir tarihselliği taşır. Anayasacılık budur. Temsili her seferinde daha da genişletmek. Ayrıca, her siyasal kesim, her felsefi inanç vb. temsil kabiliyeti bulmalı. 

AYM üyesi olmak sizin ne ifade ediyor, aday olma sebebinizi nedir? 

Anayasa Mahkemesi üyesi olmak için başvurma motivasyonumu belirleyen şu:  Anayasa Mahkemesinin bu çok yönlü işlevlerinin yerine getirilmesinde gereken liyakatinin izdüşümüyüm.  Öte yandan cishet erkek dışı kesimlere yukarıda saydığım engellerin konulmasının nedenleri çeşitli. Ama her zaman söylenegeldiği gibi bakalım bu engelleri eril sistem mi koyuyor yoksa sadece iktidar odakları mı koyuyor?  Baro Başkanları olarak sizler de eleştiregeldiğiniz gibi mi davranıyorsunuz yoksa bu konuda prensipli misiniz, ilkeli misiniz, yani avukatların temsilcisi baro başkanları olarak liyakati önceleyeceğinize inanmak isterim. Anayasaca "herkes"in temel haklarının güvence altına alınması, Mahkemenin kompozisyonunda da herkesin kucaklandığının, Anayasal anlamda kucaklandığının bir göstergesi olacaktır. Barolar bu konuda samimiyse, eşit temsile, liyakate, Anayasayı bilmenin ve öğretmiş olmanın önemine önem vermeli, en başta kimsenin yedeği olmayacak adayları seçmeliler. Buna inanmak istediğim için aday oldum. Anayasal "herkes" kavramının donanımlı, liyakatli ve katkıda bulunmaya, sorumluluk almaya hazır bir izdüşümü olduğuma inandığım için başvurdum.

Çalışmalarınızdan biraz bahseder misiniz? 

Anayasa, Ceza Hukuku, Temel Hak ve Özgürlükler avukatıyım. Aynı zamanda Anayasa Hukuku ve Anayasa Yargısı Hocası bir bilim insanıyım. Üniversitede yıllarca Anayasa Hukuku ve Anayasa Yargısı dersleri ve eserleri verdim. Sahada Avukat olarak Anayasa Hukukunu her yönüyle yaşadım ve yaşattım ve temel hak ve özgürlükler mücadeleleri içeren davalarda tecrübe ettim. Uluslararası alanda da çalışmalarımla, eserlerimle, raporlamalarımla tanınıyorum. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Hukukuna hakimim, Dünya Yargıçlar ve Savcılar Birliği ile Demokrasi ve Özgürlükler İçin Avrupalı Yargıç ve Savcılar Birliği’ne çalışmalar raporlamalar yaptım. Doktoram Ceza Hukuku, Doçentliğim Anayasa Hukuku alanında. Kitap Çevirmenleri Birliği kurucu üyesiyim. Federal Almanya'da bulunan Freiburg Üniversitesinde "ABD ve Federal Almanya'da Nefret Suçlarının Ceza Hukuku, Anayasal Değerlendirmesi ve Kriminolojisi" üzerine karşılaştırmalı ve kapsamlı olarak yazdığım doktora tezim, alanında dünyadaki ilk makro çalışmadır. Doçentlik tezim Anayasa Konvansiyonları, Demokratik Kurucu Meclisler üzerinedir. 

Peki, seçilirseniz Anayasa Mahkemesinde siz nasıl bir tutum sergileyeceksiniz?

Adil yargılanma, siyasi ceza hukukunun Anayasal sınırları, ırk ayrımıyla mücadele, kadın hakları, etnik ayrımcılığın önlenmesi, sağlık hakları; yoksulluğa karşı koruma, eğitim hakkı; suya, havaya, toprağa hak, çevre koruma, mülteciler, LGBTİQ+ hak mücadelesi gibi pek çok medeni hak ve özgürlük alanında Mahkemeler artan oranda söz sahibi olmaktadır. Bu gibi sorunlar Türkiye’de de Anayasa Mahkemesinin sorunlarıdır artık.  Bunlar sadece şu veya bu ülkede değil dünyanın birçok mahkemesinde tartışılan sorunlardır.   Çünkü artık bu tür sorunlar, çözülmeleri siyasi sürece bırakılması gereken “siyasi sorular” olarak görülmemektedir. 

‘SABIRLA KANAVİÇE GİBİ İŞLEME HASLETİ’

Anayasa Yargıcı olarak seçilirsem, eşit mesafede ve önce Anayasa diyebilecek bir yapıdayım. Laiklik ve Cumhuriyetin temel ilkeleri meseleleri, Anayasanın şüphesiz hala koruduğu temel prensipleri, örneğin TBMM’nin yasama yetkisinin devredilemezliği meseleleri de son derece önemlidir. Bu bağlamda Akademisyen arka planım bana bir haslet de kazandırıyor, “Uzun uzun düşünebilme, sabırla araştırma, gündelik kaygılardan ve ikbal arzularından bağımsız bilimi, hakikati, temel ilke ve kuralları ama sadece ilke ve kuralları önceleme ve muhakeme etme yeteneği. Sabırla kanaviçe gibi işleme hasleti. Bu çok uzun yıllara dayanan bir avukatlık birikimiyle birleşince sanıyorum #liyakatseliyakat deme ve katkıya erişim talep etme, bir ihtar çekme sorumluluğum bulunmaktadır. Hepimiz için, herkes için. Liyakat zaten akıl ve emeği önceler. Bağlı olduğunuz budur. Bugün eşit temsil meseleleriyle akla ve üretime dayalı yaklaşım, çoğulculuk ve laiklik meseleleri de birbirlerine bağlı hale gelmiştir. 

Öte yandan bir de yürütme organının politika çıkarlarını sürdürme ve bunların yedeği olmakla karakterize ve politize bir yargı sorunu var…

Bu iki şekilde gerçekleşiyor: Mahkeme üyelerinin seçilme veya atanma sürecinde, ayrıca Mahkemeler üzerindeki yürütme baskılarında Politika yedeği kurumlar olarak mahkemelerin giderek artan rolleri var ne yazık ki. Biz bunu Türkiye’de çok uzun süreden beri yaşıyoruz. HSK’nın yapısı tartışmasını düşünün. Bu tartışma 2010’dan beri bitmedi. Yine örneğin Anayasa Mahkemesi ve diğer Yüksek Mahkemelerin üyelerini kim belirleyecek gibi sorular. Öğrencilerime hep seçeni seçen sorusunu sorar ve üye kompozisyonunun bir ülkenin siyasal kaderini belirleyecek kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışırdım. Çünkü mahkemeler çok güçlü ve güçlerini kararlarının cebren uygulatmaya da ehil organlardır. Hukukun karakteristiği meşru sayılan cebirdir zaten. Öyle olunca bir devlette siyasetin Mahkemelerin yapılanmasıyla ilgilenmeyeceğini hatta onun üzerinde etki sahibi olmaya çalışmayacağını düşünmek safdillik olur.

‘MAHKEMELERİN SİYASALLAŞMASI HAYATİ BİR SORUN’

Yargıçlar, kendilerini atayan başkanların kopyaları olmasa da ezici bir çoğunlukla başkanın partizan kimliğini, ideolojik yönelimini ve politika çıkarlarını paylaşırlar. Yine Rusya'da mahkemeler, süreç ve yetkideki ani değişikliklere göre feshedilebilmiş ve yenileri kurulabilmiştir. Dünyada ve bu arada Türkiye’de de siyasetin Mahkemelerin kompozisyonu ile haddinden fazla uğraştığı bir döneme girdik belli süredir. Türkiye’de sorunlar çok daha dramatik ve denge ve denetleme mekanizmalarının zaafa uğradığı bir hal. Mahkemelerin siyasallaşması Türkiye’de hayati bir sorun. Öyle olunca baroların, baro başkanlarının bu ortamda liyakatten, bağımsızlıktan, muhakeme kapasitesinden ve ikbal arzularından uzak adaylardan yana bir tutum sergilemeleri ve prensiplere göre bir üç üye belirlemeleri kritiktir. Bence cishet erkek olmayan üç üyeyi birden belirlemeliler. Yani bu durumda kadın atanmış üç aday. Biri de LGBTQ+: Benim gibi. Anayasa Hocası, temel hak ve hürriyetler avukatı: bilfiil. Her alanda. 

Kadın ve LGBTQ+’ların Anayasa Mahkemesi’nde temsiliyeti var mı? Yoksa bunun nedeni nedir? 

Bu sorunun yanıtı net: Cishet erkeklerin, hangi siyasal görüşten olurlarsa olsunlar onları engellemesi. İleri demokrasilerin, hukuk devletlerinin Anayasa Mahkemesi üyelerinin profillerine bakın. Türkiye’deki meseleyi anlarsınız. Ankara Barosu LGBTİQ+ Hakları Merkezi kurucu başkanıyım. Merkezin kuruluşuna, diğer nedenler yanında, Ankara Baromuzda da homofobiyle, transfobiyle mücadele etmek için önayak oldum. Kadınlar, LGBTİQ+’lar ve benzer kesimler henüz kapasite geliştirme aşamasında topluma katkı sağlamaktan yoksun bırakılabiliyorlar. Yani yoksulluk, işsizlik, eğitim, nefret, ayrımcılık gibi sorunlarla boğuşuyorlar. Ama bir yandan da ne kadar donanımlı, ne kadar üstün olurlarsa olsunlar, bir şekilde bir hayat koşusunda mücadele verip veya belirli imkanları ailelerinden veya çevrelerinden bulduklarından şans kazanıp ne kadar üstün seviyede donanım kazanmış olurlarsa olsunlar topluma, hukuka, kültüre, müesseselere, devletine katkı sağlama noktasına erişimde önleri kesiliyor.

‘ANAYASA MAHKEMESİ SİYASİ İKTİDARIN YEDEĞİ OLMAZ’

LGBTİQ+ avukatlar da var. Diğer LGBTİQ+ hak özneleri yanında. Nasıl ki cishet kadın avukat var cishet olmayan avukatlar da var. Anayasa Mahkemesi, yasaların Anayasaya uygunluğunu ve herkesin temel hak ve hürriyetlerini koruyorsa, en başta o herkesi kendi içinde de yansıtabilmeli. Zira yasalar objektif, genel ve kişilik dışı metinler olarak herkese hitap ederler. Temel haklar da herkesindir. Tabii şüphesiz Anayasa Mahkemesine sosyal politika ve hukuk politikası yapmak için gidilmez. Anayasa Mahkemesine siyaset yapmak ve bir ideolojinin elemanı, herhangi bir siyasal partinin yedeği, siyasi iktidarın yedeği olmak için de gidilmez. 

‘BİR GÜN BİZİM ANAYASA MAHKEMEMİZDE EŞÇİNSEL YARGIÇLAR OLACAK’ 

Hukukun üstünlüğünün, Anayasanın üstünlüğünün güvencesi olmak, bir birikimi aktarmak, yetkin bir kalemi bireylerin, kurumların, devletin hizmetine sunmak, aktarmak için gidilir. Bu nedenle herkes deyince, herkese eşit mesafede ve siyasal görüşleri ne olursa olsun bağımsız, tarafsız ve yetkin kalmayı üstlenebilecek seciyeler gitmeli. Bu seciyenin bende olduğuna inanıyorum. Zira çalışmalarımın tamamının içerikleri ve duruşum incelenecek olursa, söz konusu temel hak ve özgürlüklerse söz konusu Anayasallığa sadakatse gerisi ayrıntı diyen ve öyle yazan, öyle eyleyen biriyim. Bir gün bizim Anayasa Mahkememizde de eşcinsel, trans, interseks Yargıçlar olacak. Tarihin akışı tersine çevrilemez. Ne kadar sürer bilmem ama olacak.  Cumhuriyet beni keçi çobanlığından şuraya buraya getirdi, diye söylemler vardır. Bu özneleri de Laik Cumhuriyet alacak kürsülerin önünden, yanından, karşısından alacak ve üzerine çıkaracak, diğer tarafa geçirecek.  Şart. 

Aday olduğunuzda nasıl tepkiler aldınız? 

Bir heyecan yarattım halkta, en başta meslektaşlarımda. Her kesimden meslektaşım layıksın, liyakatse liyakat, dedi. Bu sorumluluğu almam, bu yükü taşımaya ve katkıya erişime talip olmam yanlış değilmiş; halk, meslektaş çevresinde çok da destek bulmuş adaylığım onu gördüm. Bu, bizlerin gereken sorumlulukları almak üzere #BirGünMutlaka diyerek yola devam etme kararlılığını da perçinleyen bir hal. Bir özgüvenim var ise, külliyen liyakatli ancak katkılarına erişim engeli konulmuş tüm nitelikli insanların Hukuk Devleti ve Demokrasinin güvencesi mertebelere erişmelerini ve ilerlemeyi temsil adınadır.

Öykü Didem Aydın: Nefret suçlarına karşı yargıda hiçbir ayrımcılık olmamalı

Medyada işlenen nefret suçlarını değerlendiren Hacettepe Üniversitesi Anayasa Hukuku Doçenti Öykü Didem Aydın, 'Tarihin her döneminde salgınlarda günah keçileri aranmıştır' diyor

aym LGBTİQ+ aday adayı Öykü Didem Aydın

BAĞLANTILI HABERLER