Ayhan Bilgen: HDP artık sadece örgütler bileşkesi bir parti olmamalı

11.02.2020 08:43    Güncelleme: 11.02.2020 17:01

Kars Belediyesi Eş Başkanı Ayhan Bilgen, HDP’nin 4. Büyük Olağan Kongresi öncesi Artı Gerçek’e önemli açıklamalarda bulundu.


Halkların Demokratik Partisi (HDP), 4. Büyük Olağan Kongresi’ne hazırlanıyor. HDP, 23 Şubat Pazar günü toplayacağı kongrede, yeni dönemi göğüsleyecek kadrolarını ve politikalarını belirleyecek.

Kongrenin odağında; 'Türkiyelileşme', 'demokrasi ittifakı', 'Kürdistani partilerle ittifak' gibi bir dizi tartışma konusu bulunuyor. İstanbul’da 31 Mart yerel seçimler ile yenilenen İstanbul seçiminde kritik bir rol oynayan HDP’nin Kongre’de alacağı kararlar da karanlık günlerden geçen Türkiye siyaseti bakımından önem taşıyor.

Artı Gerçek olarak, HDP içinden aktörlerle HDP’nin yeni dönem politikalarını konuştuk. Farklı siyasi çevrelere ise “nasıl bir muhalefet” sorusunu yönelttik.


Derya OKATAN


ARTI GERÇEK-Halkların Demokratik Partisi (HDP) 4. Büyük Olağan Kongresi öncesi başlattığımız söyleşiler dizisinin ikinci konuğu Kars Belediyesi Eş Başkanı Ayhan Bilgen. 

HDP’nin yapısına dair önemli açıklamalarda bulunan Bilgen, HDP’nin genişleme olanaklarına sahip olduğu görüşünde. Bilgen, “Eğer sözünüzün toplumdaki karşılığı genişlemişse onun örgütlülüğe taşınması, sempatinin sahiplenmeye dönüşmesi sizin yapacağınız hamlelere bağlıdır” diyor. Bilgen’e göre, HDP’nin artık siyasi kurucu irade gibi siyaset yapması gerekiyor. 

Kürtler dışındaki toplumsal kesimlerin de HDP’den beklentisinin arttığına işaret eden Bilgen, “HDP’nin bu değişimi görerek kendisine format atması gerekiyor. Bu kuruluş ilkelerinden uzaklaşmak değil, tam tersine kuruluş ilkelerinin güncellenmesidir” diyor. Bilgen, HDP’nin hikâyesi çok önemli olsa da artık sadece bir örgütler bileşkesi parti olmaması gerektiğini belirterek, ekliyor: “Bundan sonrasında siyaset eklektik birlikteliklerle yürümez.”

Önümüzdeki dönemde siyasette büyük alt üst oluşlar bekleyen Bilgen, Türkiye’nin gündemine gelebilecek çok daha kaotik senaryolar karşısında üçüncü bir seçenek olarak demokrasi blokunun gereklerinin yerine getirilmesi gerektiğini ifade ediyor. 

HDP’li Kars Belediyesi Eş Başkanı Ayhan Bilgen’in Artı Gerçek’in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

‘SİYASETTE BÜYÜK ALT ÜST OLUŞLAR YAŞANACAK’

HDP 4. Kongre ile birlikte yeni dönemini belirleyecek. Kongreden beklentileriniz nelerdir ve size göre HDP’nin hedefleri neler olmalı?

Siyaset işlevsellik üzerinden tartışılması gereken bir konudur. Sadece temenni, niyet, hatta fedakârlık bile somut siyasi koşulları değiştirmeye yetmez. Elbette siyasetin etik moral değerleri çok önemlidir ama tek başına yetmez. Somut olarak dünyadaki siyasi krizi ve onun Ortadoğu’daki yansımalarını, Türkiye’deki uzantılarını görmek, Türkiye’de nasıl bir siyasete ihtiyaç var, sorusundan hareket etmek gerekir. Böyle bir ihtiyaç analizi üzerinden gitmezseniz sadece mevcudun nasıl korunacağını tartışmış olursunuz. Zor dönemlerde bu da çok değerli olabilir ama ben önümüzdeki dönemin sadece böyle yönetilemeyeceğini düşünüyorum. Hem oturmuş statüko hem oy oranları itibariyle siyasette büyük alt üst oluşların yaşanacağını düşünüyorum. Bazı şeylerden vazgeçip daha büyük hamleler, daha büyük açılımlara zemin oluşturacak bir siyasi atraksiyona, daha fazla risk alınmasına ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. 

‘SÖZÜNÜZÜN KARŞILIĞI GENİŞLEMİŞSE BU ÖRGÜTLÜLÜĞE DÖNÜŞMELİ’

Siyasetteki alt üst oluşlar… Öngörülerinizi daha somut paylaşabilir misiniz?

Türkiye siyasetinde 10 yıllık dilime baktığımızda neredeyse herkesin oyları aynı. HDP yüzde 50 gibi bir artışla yüzde 5-6 diliminden yüzde 10’lara çıktı. AKP oy kayıplarına rağmen hala yüzde 35’leri buluyor. CHP yüzde 20-25 aralığında. İYİ Parti kendisine bir yer açtı ama MHP ile İYİ Parti’nin toplamını birlikte hesap etmek gerekir, çünkü siyaseten karşıt yerlerde dursalar da aynı geleneğin iki yeni versiyonu. İki puan kaybetmek ya da iki puan arttırmak siyasette sonuç doğurucu kazanımlar getirmiyor. Mesela HDP için yüzde 10 barajını aşmak çok önemli bir kazanım ama önümüzdeki dönem bence yüzde 20’lerin hedeflenebileceği, ama mutlaka yüzde 15’leri aşacak bir fırsat var. HDP kurulduğunda siyasette yapılan boşluk analizi bugün bence toplumun çok daha farklı kesimleri tarafından yapılıyor. Yani 2007’lerde başlayan tartışmalara dair farkındalığın bugün sadece Kürt hareketi ve sosyalist harekette değil İslami çevrelerde, liberal demokratlar, sosyal demokratlarda da daha net ortaya çıktığı bir tablo var. Eğer sözünüzün toplumdaki karşılığı genişlemişse onun örgütlülüğe taşınması, sempatinin sahiplenmeye dönüşmesi sizin yapacağınız hamlelere bağlıdır. Sizin bu arayışı olanlara yer açmanız gerekir. Aksi halde önümüzdeki 10 yıl yeni arayış ve yeni oluşumların dönemi olacaktır. 

‘KİM ÖRGÜTLÜYSE ERDOĞAN SONRASINI ONLAR DİZAYN EDECEK’

Benim kaygım şu; Türkiye siyasetinde ne yazık ki “Erdoğan gitsin” cümlesinin arkasına alternatifin ne olduğuna dair bir formül tarif etmeme eğilimi güçleniyor. Oysa biz bunu yüz yıl önce tecrübe ettik. 30 yıl boyunca Abdülhamit ile ilgili çok farklı çevrelerce otoriterlik, tek adamlık eleştirileri yapıldı. Ama arkasından İttihatçılar geldi. Kim örgütlüyse, kimin alternatifi varsa Erdoğan sonrasını dizayn edecek olan onlar olacak. Eğer sizin cümleniz “Erdoğan gitsin”den ibaretse sonuçlarına katlanmak zorundasınız. Ben mutlaka birbirinden ayrıştırmadan sürecin sonrasının demokrasi alternatifi olarak tarifinin yapılması gerektiğini düşünüyorum. Diğer iki seçenek de bence kayıptır. Erdoğan sonrasının daha ırkçı, daha militer birsiyasete dönüşmesi de risktir. Çok tehlikeli, kanlı sonuçlar doğurabilecek bir risktir. AKP’nin yeni makyajlarla, yani bir 5-10 yılın daha tekrar umudu alternatif olarak önümüze koyması da bence risktir. Bir makyaj hareketi ya da bugünleri aratacak çatışmacı bir siyaset dışında üçüncü bir seçenek demokrasi bloku ise bunun gereklerini yapmak, örgütlenme biçimini, siyaset yapma tarzını, dilini konuşmak zorundasınız. 

‘HDP KURUCU İRADE GİBİ SİYASET YAPMALI’

Son dönemde HDP’nin iktidar iddiasına dönük söyleminin arttığını görüyoruz. Bu söylem, bahsettiğiniz iddiayı karşılıyor mu?

Bu bence gerek şart ama yeter şart değil. Bir iktidar perspektifi kuramaz, yönetme kapasitesi dillendiremezseniz, salt eleştirel, salt talep eden bir dil ile elbette ki olmaz. Bu niyet beyanı önemli. Niyetiniz bu ise o zaman siyasi kurucu irade gibi siyaset yapacaksınız. Mesela Türkiye toplumunda egemen olan korkuları giderecek bir dil kurmanız, beklentilere cevap verecek bir söylem oluşturmanız ve o söyleme ikna edecek kadroları ortaya çıkarmanız gerekir. 

‘YÜZDE 6 İKEN YAPTIĞI AÇILIMI ŞİMDİ YÜZDE 10 İÇİN YAPMALI’

Biraz önce HDP’nin genişleme olanakları olduğunu söylediniz. HDP’nin mevcut söylemi mi genişlemenin önünde engel?

Sadece söylem değil, olanın eleştirisinden çok olması gerekene odaklanılması gerektiği kanaatindeyim. İşte 31 Mart, Haziran 2018 seçimleri bizim o eşiğe takıldığımızı gösteriyor. Evet, orayı (barajı) garantiye aldık, peki buna razı mıyız? Çıtayı iki katına çıkarması, yani yüzde 6’lardan yüzde 12’lere çıkardığı açılımı şimdi yüzde 10’lar için yapması gerekir. Kast ettiğim şey olması gerekeni masaya yatıralım; puzzlede hangi parçalar eksik, biz oraya bugüne kadar neden ulaşamadık, bunu çok açık yüreklilikle ortaya koymak gerekiyor. Engelleri ortadan kaldırmadan, yanlışları tashih etmeden ya da yapmamız gerekenleri göze almadan elbette kendi kendine olacak bir şey değil bu. 

‘HDP KURULUŞ İLKELERİNİ GÜNCELLEMELİ’

Bir kesim HDP’nin Kürt sorununa yeterince eğilmediği, başka bir kesim de yeterince Türkiye partisi olamadığı eleştirilerinde bulunuyor. Bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence bu HDP’nin kendi iç tartışması değil. Konjonktürden, bölgesel gelişmelerden (özellikle Suriye ve Irak’taki), Kürt sorununun seyrinden kaynaklanan bir vaka. Kürt sorunu, HDP’nin kurulduğu dönemdeki gibi bir yerde değil. Karşınızda böyle bir tablo var ve siz bunu yönetmek durumundasınız. Batıda hâlâ Kürt sorunu ile ilgili İslamcısından liberaline, sosyalistine kadar sirayet etmiş korkular var. Diğer yandan örgütlü kitlelerde beklenti yükseliyor. Sular Rojava’da yükseldikçe Türkiye’ye taşan bir durumdan bahsediyoruz.

Ayrıca, siz Kürtlere hitap ederken sadece Diyarbakır’a, Van’a hitap etmiyorsunuz. Türkiye’nin batısında CHP’ye oy veren bir Kürt Alevi kitle var ya da AKP’ye oy veren Kürt muhafazakâr kitle var. Dolayısıyla batıdaki Kürt nüfusun HDP’den beklentisi ne? Kendi kendini yönetme ya da dil hakkı onlar için ne ifade ediyor, bunları ayrı ayrı tartışmak zorundasınız.

‘ALEVİLERİN KÜRTLERİN MÜCADELESİNE BAKIŞI DEĞİŞTİ’

Kürt olmayanların da HDP ile ilgili beklentisi gittikçe yükseliyor. Örneğin Suriye savaşından sonra bence Alevilerin Kürtlerin mücadelesine bakışında pozitif anlamda ciddi bir değişim yaşandı. IŞİD tehdidi ile ilgili algılar farklı bir şey doğurdu. Ortadoğu’da genel olarak din söylemli siyasetin tükenişi ile birlikte Türkiye’de de muhafazakâr siyaset dili -metal yorgunluğu- başka bir sorgulamayı getirdi. Türkiye’nin batısında ortalama bir muhafazakâr ya da ortalama bir Alevi, Kürtlerin siyasetteki pozisyonuna başka atıflar yapıyor. Bunu halklar üzerinden de sayabilirsiniz; Nusayriler, Çerkesler… Kürtlerin mücadelesinden beklentileri var. HDP’nin bu değişimi görerek kendisine format atması gerekiyor. Bu kuruluş ilkelerinden uzaklaşmak değil, tam tersine kuruluş ilkelerinin güncellenmesidir. Gelişmeleri okuyarak yeniden yapılanmadır. 

‘SİYASET ARTIK EKLEKTİK BİRLİKTELİKLERLE YÜRÜMEZ’

Nasıl bir güncellemeden bahsediyorsunuz? 

Yaşadığımız siyasi kriz çok daha radikal hamleler yapmayı gerektiriyor. Ben burada iki şeyin önemli olduğunu düşünüyorum. Birincisi; insanların kerhen oy verme psikolojisi. Ben HDP seçmeninin HDP’yi eleştirse de HDP’den daha iyi bir seçenek olmadığı için sandıkta bir kırılma doğuracağını düşünmüyorum. Kendi partisini başkalarına yedirtmeyecektir. Bu tamam, ama buradan bir siyasi sıçrama çıkmaz. Artık onlarda yeni bir heyecan oluşturacak yetkiler devretmeniz lazım. Bu yetki devri aday belirleme süreçlerinden parti kurullarının seçimine kadar bir anlam ifade eder. 

İkincisi; artık sadece örgütler bileşkesi bir parti değil, farklı geleneklerin yan yana durması, dayanışma içinde bir resim vermesi değil, bu çok değerli HDP’nin hikâyesi çok önemli, büyük bir kazanım ama yeterli değil. Artık bundan sonrasında siyaset eklektik birlikteliklerle yürümez. HDP’nin sözünün sentez haline gelmesi gerekir. O sentez din özgürlüğü beklentisine de dil hakkına da ekonomi ile ilgili beklentilere de yanıt vermeli. İşte, yeni yaşam sözünün altının doldurulması olabilir, daha insanca onurlu bir düzenin kurulması olabilir, yani artık ortak payda siyaseti üretmek zorunda. 

‘SÖZÜ ORTAKLAŞTIRMAK TÜRKİYE SİYASETİNDEKİ YENİ ARAYIŞIN DA CEVABI OLACAKTIR’

Bir araya getirdiklerini harmanlayabilir. Sözü ortaklaştırmak bence Türkiye siyasetindeki yeni arayışın da cevabı olacaktır. 

Mesela 4 eğilim yan yana duran ve sadece çıkarlarda ortaklaşan bir ANAP artık bir anlam ifade etmez. Ya da 2002 konseptini tekrarlayamazsınız, ana omurgasını milli görüşün oluşturduğu, vitrine de biraz sosyal demokrat, biraz milliyetçi, biraz liberal koyup süslediğiniz, milli görüşün bir parçası olarak yola çıktığınız şeyi başka türlü pazarlayamazsınız, bu mümkün değil. ANAP için, AKP için söylediğimizi HDP üzerinden tartıştığımızda ortaya çıkacak şey şudur; ana omurgasını Kürt siyasetinin oluşturduğu, yanına da dayanışma tavrı sergileyen cesur sosyalist hareketleri koyduğunuzda, çok değerli olsa da, kendisi artık Türkiye toplumunu siyasete taşıyan, toplumu siyasallaştırmak ya da siyaseti toplumsallaştırmak dediğimiz şey bu değil. Örgütler toplamı değil. Sonuçta toplumun örgütsüz ama öfkeli, sistemden rahatsız geniş kesimleri var. 

OHAL sürecini, KHK’ları dikkate almak zorundasınız, cezaevlerindeki mağdur muhafazakâr çevreyi dikkate almak zorundasınız. Hergün intihar eden, öfkesi patlayan insanları dikkate almak zorundasınız. İşte burada HDP’nin işsizlik sorununu çözeceğine dair güven verecek bir program, pratik, model ortaya koması gerekir. Ya da Türkiye’deki anayasasızlaştırma süreci karşısında yeni bir hukuk devleti inşasının güvenini oluşturmanız gerekir. Bütün bunlar bence yeniden yapılanmanın temel taşları. Toplumun en acil, en can yakıcı sorunları ne ise çözmesini beklediği şey ne ise o konuda bir sözünüzün olması ve bu sözün insanlarda bir karşılığı olması gerekiyor.

‘DEMOKRASİYİ KENDİ TEKELİNDE GÖREN ANLAYIŞ DEMOKRAT DEĞİLDİR’

HDP’nin bu dönemde temel hedeflerinden birisinin Demokrasi İttifakı olacağı anlaşılıyor. Ama “Demokrasi İttifakı” konusunda farklı anlayışlar var. Sizin Demokrasi İttifakı tanımınız nedir?

Varılmak istenen nokta nedir, Demokrasi İttifakı diye kast ettiğimiz demokrasi ortak paydasında uzlaşan solda birlik midir mesela? Eğer solda birliği demokrasi birliği ile sağlamak ise bence bu Türkiye’nin gerçek bir demokrasi çatısı altında buluşmasını sağlamaya yetmiyor. Yüklenen anlam bakımından sözde birlik olduğunu ama fikirde birlik olmadığını düşünüyorum. Kasıtlar başka, yüklenen anlamlar başka ama sloganlar aynı. İster liberal, ister muhafazakâr, ister solcularda olsun, demokrasiyi kendi tekelinde gören, ‘benim etrafımda toplanılırsa demokraside birlik olur’ diyen bir anlayışın kendisi demokrat değildir zaten. Demokrasi bir süreç meselesidir. Siz o süreçte önce kendiniz değişmeyi, sonra en yakınlarınızla birlikte değişimi yönetmeyi, sonra da toplumu dönüştürmeyi önünüze hedef olarak koymak zorundasınız. Bu toplumun demokrasi duyarlılığı öncelikli duyarlılık değil. Toplum, demokrasi sorunu çözülmeden yatırım olmaz, ekonomik güven oluşmaz diyor mu, barışın tesis edilebilmesinin yolu hakların, özgürlüklerin sağlanmasından geçer diyor mu, demiyor. Bu işin asıl öznesi örgütlü politik çevreler mi yoksa toplum mu olacak? Biz siyasetin asıl öznesi haline toplumu getirmek istiyorsak dönüp toplumun durduğu yer üzerinden bir hesap yapmak zorundayız. Bence burada çok net bir biçimde tekelci hegomonik yaklaşımdan uzak durmak, mesafeli duran kitleleri anlamak ve değişim niyetini beyan etmek gerekiyor. Özgüveni olan değişimi göze alandır. Örgütler de öğrenirler, değişirler. 

‘BU SENE SEÇİM OLABİLİR’

Erken seçim bekliyor musunuz? 

Bence Türkiye’de siyaset hem hiç seçim olmayacakmış gibi hem de her an seçim olacakmış gibi yürütülmek zorunda. Ben bu dönemde seçimin, erken seçim de dahil olmak üzere, en iyi seçenek olduğunu düşünüyorum. Daha kaotik, olağanüstü gelişmelerle karşı karşıya kalabiliriz. Bu olağanüstü riskleri ortadan kaldırabilecek en yumuşak geçiş seçim olur. Önümüzdeki seçenekler suikastlar, darbe, iç savaş gibi senaryolarsa bunların içinde seçim haksız, adaletsiz haliyle bile en az kötüsüyse, diğer seçeneklerden daha iyi. Eğer öyleyse buna her an hazır olmak durumundasınız. Ben, ‘iktidar partisi oy kaybediyor, oy kaybederken gitmez’ yaklaşımını doğru bulmuyorum. Evet iktidar partisi oy kaybediyor ama muhalefet büyüyor mu, hayır. Bazıları 2021’den önce asla yok diyor, ben öyle düşünmüyorum. Hem dış politikadaki gelişmeler hem ekonomik krizin yönetilmesi konusu bence bir iç politik hamleyi beraberinde getirir.

Yani bu sene yeniden sandıklar kurulabilir…

Bu sene olabileceğini düşünüyorum. 

‘MUHALEFETİN ÖNCELİĞİ KURUCU SİYASETİN İNŞASI OLMALI’

Bir koalisyon hükümeti gündeme gelebilir mi? 

Muhalefet, tabi ki tutarlılık açısından önemli, başkanlık sisteminden geri adım atılmasını yani 50+1’den taviz verilmesini uzun süredir dillendiriyor. Bunu muhalefet dillendirdiğine göre iktidar çok sıkıştığında muhalefetin talebini bir rest olarak açabilir. Bence iktidarın elindeki en büyük kozlardan birisi bu. 

Bugün için öncelik nedir, yani başkanlık sisteminin formel ayaklarından birisi olan yüzde 50+1 ve iki turlu seçimden geri adım atılması muhalefet açısından kazanım mıdır? Evet, yapılan anketlerde yüzde 65, parlamenter sisteme dönülmesini istiyor ya da başkanlıktan rahatsız olduğunu söylüyor. Bu doğru ama Türkiye’nin birinci önceliği bu mudur ya da bunu birinci öncelikkabul ederseniz iktidarın yapacağı hamleler karşısında sözünüz ne olacak? İktidar derse ki, 'tamam madem öyle istiyorsunuz, bunu birlikte yapalım, yarı başkanlık ya da başka bir modeli Meclis’ten geçirelim', derse ne yapacaksınız? 

Muhalefet açısından model ve sistem tartışmasından daha öncelikli konunun kurucu siyasetin inşası olduğunu düşünüyorum. Bence Türkiye’nin önceliği, rovanşizmi ya da korkuları merkeze alan değil, toplumsal barışı tesis edecek, bu kutuplaşmayı bitirip siyasette geçişkenliğin önünü açacak, değişimi ve güveni merkeze koyacak bir kurucu siyasetin inşa edilmesi olmalı. 

AYHAN BİLGEN KİMDİR?
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi’nden mezun olan ve Hacettepe Üniversitesi'nde Sosyoloji bölümünde yüksek lisans yapan Ayhan Bilgen, 2006-2008 yıllarında Mazlum Der Genel Başkanlığı yaptı. Bilgen, Türkiye siyasetinde HDK-HDP öncesi “birlik” çalışmalarında da yer aldı. 22 Temmuz 2007 seçimlerinde Bin Umut Adayları kapsamında Konya’dan bağımsız milletvekili adayı oldu.

HDK ve HDP’nin kuruluş çalışmalarında yer alan Bilgen, HDP Eş Genel Başkan Yardımcılığı, parti sözcülüğü ve grup başkan vekilliği görevlerinde bulundu. İki dönem Kars’tan milletvekili seçilen Bilgen, 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde Kars Belediyesi Eş Başkan'ı seçildi.



* Yarın HDP Diyarbakır Milletvekili ve Devrimci Demokrat Kürt Derneği (DDKD) Yöneticisi İmam Taşçıer’in HDP 4. Büyük Olağan Kongresi’ne ilişkin değerlendirmeleri Artı Gerçek’te yer alacak.
HDP'nin 4. Büyük Olağan Kongresi’ne ilişkin değerlendirmeleri görüş, öneri ve eleştirilerinizi info@artigercek.com adresine iletebilirsiniz…

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Barış: İktidarın yükünü omzumuza almaya hazırız

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Azad Barış, HDP’nin 23 Şubat tarihinde düzenleyeceği 4. Büyük Olağan Kongresi öncesinde Artı Gerçek'e konuştu.