YÖK’leme…

PİSA sınavlarında nal toplayan, yılda 4 bin kişinin profesör yapıldığı bir ülkeyiz. Siyasal iktidar üniversiteleri evrensel kalitede, özerk bir hale getireceğine kendi niteliksiz arka bahçesine dönüştürdü. Bir topluma yapılabilecek en büyük kötülüğü yaptı

Toplumun büyük kesimi için yeni asgari ücretin hayati önem taşıdığı, talihsiz kuryeye çarpan cumhurbaşkanı oğlunun serbest bırakıldığı, yanlış yaptığı sorular doğru yaptığı sorulardan fazla olan öğrencilerin üniversiteye girebildiği, okullarda öğrenilen bilginin yaşama uygulanmasının sorgulandığı PİSA sınavlarında nal toplandığı, bir yılda 4 bin kişinin profesör yapıldığı bir ülkeyiz.

Bu saydıklarımdan bir tanesi bile bir toplumu alarma geçirecek önemde sorunlardır…

Ama ben sadece bugünün değil, geleceğin de yok edildiğinden endişeliyim.

Çünkü bir ülkenin evrensel kalitede üniversiteleri yok ise o ülkenin geleceği de yoktur.

15 Temmuz sonrası yargı ne durumda ise üniversiteler de aynı durumda bugün…

Çürüyor.

Bir ülkenin kendi yönetimi tarafından çökertilmesini izlemek ağır bir zulüm.

xxxxxxx

Halbuki mükemmele doğru hareket etmenin tüm reçeteleri mevcut.

Meselenin çözümü doğru dürüst üniversiteler kurmak, mesleğine ihanet etmeyecek, beyinsel onuru olan kadrolar yetiştirmek ise işe 42 yıldır “sivil” siyasetin ballı börekli olduğu 12 Eylül rejiminin ürünü YÖK ile başlamak lazım.

xxxxxxx

“YÖK’leme...

Binaların ve tüm araç-gereçlerin mülkiyet hakkına sahip misiniz?

Kredi alabilme yetkisine sahip misiniz?

Bütçenizi oluşturup öncelikleriniz doğrultusunda sarf edebiliyor musunuz?

Akademik yapıyı kendiniz belirliyor, ders programlarını kendiniz mi oluşturuyorsunuz?

Akademik personeli işe alma veya işine son verme yetkisi sizin mi?

Maaşları rahatlıkla belirliyor musunuz?

Üniversiteye alınacak yeni öğrenci sayısını saptayabiliyor musunuz?

Öğrenim ücretlerini tayin edebiliyor musunuz?

Eğer bu sorulara rahatlıkla anında ‘evet’ diyebiliyorsanız, siz özerk ve demokratik bir üniversitesiniz, eğer diyemiyorsanız, durum nafile.

Kime göre? OECD’nin 2003 yılındaki yukarıda sıralaya geldiğimiz kriterlerine göre...

Gelişmiş dünya, 2003 yılından beri özerklik kriterlerini somutlaştırırken biz 1982 Anayasasının üniversiteleri kışlalaştırma anlayışının esiri olmaya devam ediyoruz.

xxxxxx

Sadece OECD’i mi?

Avrupa Birliği de 1998 yılından beri Avrupa Yüksek Öğretim Alanı kurmak ve bu sistemi dünya çapında teşvik etmek için çırpınıp durmakta…

2010 yılına kadar hedefine varmayı planlamakta.

Avrupa’nın üniversite konusundaki çabalarını somutlaştıran bu atılımın adı ‘Bologna Süreci’ olarak biliniyor.

‘Bologna Kriterleri’ de bu sürecin hem yol haritası hem de pusulası.

Avrupa Yüksek Öğretim Alanı kurulduğunda ne olacak? Üniversitelerde güvenilir bir kalite güvencesi sağlanacak.

Üniversiteler uluslararası iş pazarlarında rahatlıkla istihdam edilebilir düzeyde öğrenci yetiştirecekAvrupa üniversiteleri arasında yüksek kalitede öğrenci ve akademisyen hareketliliği sağlanacak.

Kısacası üniversiteler dünyalaşacak...

Yerel bir mezrayı üniversite diye tedavüle sokmak mümkün olamayacak.

xxxxxx

Hem OECD Özerklik Kriterlerini hem de Bologna Sürecini hatırlatmamızın nedeni çok açık...

Çünkü Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, YÖK Başkanlığı’na Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’ı atadı.

Türkiye, siyasal bir toplum.

Bütün tartışmaları siyasi ve siyasal pozisyona göre.

Hatırlayın...

Türkiye’de büyük bir çoğunluğun ittifak ettiği nadir konulardan biri YÖK’ün kaldırılması idi.

Ama YÖK’ün kaldırılıp yerine Bologna Kriterleri ve OECD’nin somutlaştırdığı özerklik anlayışı ikame edilmediği için konu ayağa düşüp tuz buz oldu.

İlkesel bir tartışma buharlaştı, siyasal bir çatışma kreşendo çizerek süregeldi.

Halbuki, üniversite konusu doğrudan akademik bir konu.

xxxxxx

Türkiye yeryüzü standartlarında üretim yapabilecek özerk ve demokratik bir üniversite istiyorsa yapılması gereken çok açık...

Yukarıdaki kriterleri uygulamak bunun için yeterli.

Tabii bir de Türkiye’deki akademik performansa tavan yaptıracak bir İrlanda örneği var.

İrlanda, Bologna Kriterleri’ni başarıyla uygulayan en birinci ülke.

Gene muhakkak ki tartışma gündemimizde olması gereken bir başka örnek de İngiltere.

Tony Blair 2006’da yürürlüğe koyduğu yeni üniversite reformu ile ülkesindeki sosyal adaletsizlikleri yok etmek, fakir doğanın fakir öldüğü bir kaderi, yeni üniversite reformu ile ortadan kaldırmayı amaçladı.

xxxxxxx

Türkiye, yeryüzünün aranışlarına maalesef fazla bigane kalıyor.

Yeryüzü daha ileri bir noktaya ilerlerken, Türkiye’nin sağırlığı artıyor.

Neden?

Çünkü gelişmiş ülkelerde öğretim kurumlarında etkin rol oynayanlar yüksek standartlardaki beyinler iken, bizde ağır basan memurluk zihniyeti oluyor.

Lisedeki öğretmenlerin gerçek birer entelektüel düzeyine ulaştığı, evrensel standartlarda bilim adamlarının egemen olduğu bir Türkiye’de YÖK kurulabilir miydi?

YÖK devam edebilir miydi?

YÖK’ün varlığı yerine YÖK’ün siyasası mı tartışılırdı?

YÖK, bilimi bir yana koyarak, Cumhuriyeti koruyup kollamayı asli işi haline getirir miydi?

Bilim olmayan bir Cumhuriyet işe yararmış gibi...

xxxxxxx

Umarız yeni atamayla YÖK’ün gündeme gelmesi, evrensel bir üniversite anlayışının da ne olduğunun tartışılmasına yol açar.

Üniversite insanoğlunun evrensel düzeydeki beyinsel faaliyetinin billurlaştığı kurumun adıdır.

Türkiye böyle bir yapılanmayı başaracak mı? Başaramayacak mı?

Gerisi laf-ı güzaf...

Gerisi Yök’lemedir.”

xxxxxx

Yazıyı tam 16 yıl önce bugün yazmışım.

11 Aralık 2007’de.

Yapılacak her şey taa o zamandan belliyken 16 yılı çöpe attılar.

Siyasal iktidar üniversiteleri evrensel kalitede, özerk bir hale getireceğine kendi niteliksiz arka bahçesi haline dönüştürdü.

Bir ülkeye, bir topluma ve geleceğe yapılabilecek en büyük kötülüğü yapmış oldu.


Mehmet Altan: İlk imzası 15 yaşında yayınlandı. 20 yıl Sabah,6 yılda Star gazetelerinde baş yazarlık ve yazarlık, televizyon programcılığı ve yorumculuk yaptı. 30 yıl boyunca İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yaptı.1993 yılından beri profesör. Yayınlanmış 40 civarında kitabı var.15 Temmuz sonrası Anayasa'nın 19.,26. ve 28. maddeleri yok sayılarak tutuklandı.21 ay cezaevinde kaldı. AYM,AİHM ve Yargıtay kararları ile hak ihlaline uğradığı saptandı. 29 Ekim 2016 tarihinden beri KHK'lı.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mehmet Altan Arşivi