Ali Duran Topuz

Ali Duran Topuz

Yargıtay hukuk tehlikesini savuşturdu, şükür!

Devletin içinde ya da yargıda kavga/iç çatışma değil, oydaşma var, bir çürüme değil zindelik var! Diktanın, istibdadın, adaletsizliğin oydaşması ve zindeliği bu. Yargıtay, ara sıra hukuk tehlikesine yol açan AYM’ye kayyım oldu.

Yargıda kavga mı var? İktidarda iç çatışma mı var? Klikleşmeden mi oluyor bütün bunlar? Devlet mi çürüyor? Ne oluyor?

İyi bilindiği gibi mahkemelerin uygulamadığı, karşı çıktığı ilk anayasa mahkemesi kararı Can Atalay kararı değil, misaller:

  • Aynı AYM, Enis Berberoğlu’na tahliye yolu açtı, tabii ceza mahkemeleri direndi. (Berberoğlu kararı, “yerindelik denetimi” lafının ilk icat edildiği karardır da, oysa bu idare hukuk kavramının anayasa hukukunda yeri ve karışlığı hemen hemen hiç yoktur, hatta tam aksine özellikle de bireysel başvuru süreçlerinde Anayasa Mahkemesi bizzat “yerindelik denetimi” ile görevli bile sayılabilir. Çünkü idarenin temel siyasi tercihe dayalı yani politik takdir yetkisini ortadan kaldıracak şekilde karar vermek idare mahkemesine yasaklanmıştır, oysa ceza yargıçları bireyleri yargılarken “siyasi tercihe dayalı takdir yetkisi” kullanırlarsa suç işlemiş olurlar! Neyse, ayrıntıda boğulmayalım, esasta boğuyoruz zaten.)
  • Bu AYM Mehmet Altan İçin de ihlal kararı verdi, iki ceza mahkemesi direndi de işi ancak istinaf çözdü.
  • Şahin Alpay kararı da var, mahkemelerin takmadığı.
  • İki site, sendika.org ve siyasihaber.org kararları var uyulmayan.
  • Barış Akademisyenleri hakkında da tanınmayan kararı var.
  • Yeni devletin inşaatı süren bütün şantiyelerinin reisi, başkan Erdoğan AYM’nin Can Dündar ve Erdem Gül hakkında verdiği karar için açıkça söylemişti zaten: “Karara uymuyorum. Saygı da duymuyorum.”

ADALETİYLE ÜNLÜ BİR MAHKEME DEĞİL!

Yani, zaten kararları uygulanmayan, kararlarına saygı duyulmadığı en üst icra yetkilisi tarafından ilan edilmiş bir mahkeme zaten bu. Üstelik bu mahkeme yani AYM, öyle hukuk gözettiği, hukukun üstünlüğünden ayrılmadığı, hukuk devleti arzuladığı, hukuka hizmet ettiği için filan hedef değil, çünkü bunların hiçbirini yapmadı.

Ağır hukuksuzluklara açıkça göz yumdu, örneğin “yasak bölge” ilanlarını hukuka uygun saydı, örneğin Sur ve Cizre başta o dönemdeki sokağa çıkma yasaklarını pek bir beğendi. Ayrıca hem AİHM’den gelen ihlal kararlarına uyulmamasına seyirci kalmayı tercih etti, hem Türkiye içinden gelen birçok başvuruda ağır hukuk ihlalleri sayılacak kararlara imza attı. Mesela kentsel dönüşüm yasasında mülkiyet hakkını (bu son çıkan değil, 10 yıl önce ilk çıkan yasayla) ortadan kaldıran düzenlemelere olur verdi. Daha dün “sansür yasası” da denilen ama bana göre doğrudan “dil kesme/ses kesme” yasası olan internet düzenlemelerinde bir hukuka aykırılık görmedi, oysa düzenlemede hukuk hiç yok, ihtimal olarak bile.

DEVLET ZATEN ÇÜRÜK BİR ŞEY

Bütün bu lafların anlamı ne diyeceksiniz, baştaki soruya dönmek: İktidar içinde bir kavganın sonuçlarına şahit olmuyoruz, devletin çürümesine de tanıklık etmiyoruz, yargıda klik savaşları da yok! Elbette yargıda klikler var, elbette devlet zaten çürük bir şey, elbet iktidar varsa içinde kavga olmadan olmaz ama Anayasa Mahkemesi etrafında dönen mesele bunlarla ilgili değil, doğrudan kurulan yeni rejimin özellikleriyle ilgili: Yeni rejim için hukuk bir tehlike, en azından rejimin kuruluşunu geciktirme tehlikesi taşıyan bir şey.

Diğer mahkemeler birlikte çay topladıkları başkanın ve adamlarının emir ve görüşlerine uymayı çoktan kabul etti; Anayasa Mahkemesi de etti esasında ama diğerlerinden artık “hukuk” tehlikesi belirmezken, AYM’de arada sıra da olsa hukuk zuhur ediyor. Can Atalay kararında olduğu gibi mesela.

Oysa inşası süren yeni rejimde en çok güvenilen ve en çok yatırım yapılan kurum yargı, o öyle olur olmaz yerde “hukuk” silahını ateşlerse işin sonu nereye varır maazallah, adalet bile tecelli edebilir! Üst iktidar, artık tahammül sınırlarını aşan bu durum hakkında nihai kararı verdi, gerçi zaten vermişti; Erdoğan saygı duymuyorum demişti zaten ve bahçeli de tamamen kapatılmalıdır demişti. Ama işte Avrupa Konseyi var, AİHS var, AİHM var filan öyle pat diye kapanmıyor. Bütün üyeleri mevcut iktidar atamış olsa bile arada sırada, üstelik olmadık zamanda hukuk tehlikesi belirdiğine göre, sadece kararlara kızmak, doğrudan uygulamamak, saygı duymamak yetmez, başka bir yol bulmak lazım.

HÜKÜM ÇÖPE, ÜYELER HAPSE

İşte yolu da Adalet Bakanı/HSK/Yargıtay el birliği ile buldu; Yargıtay kararı bakanın hafta içi açıklamalarının bir toparlamasından ibaret.

Yargıtay kararı da en az hükmünü çöpe, üyelerini hapse atmak istediği Anayasa Mahkemesi kararı kadar hukuka uygun aslında: Anayasa Mahkemesi mevcut yazılı hukuka, Yargıtay kararı ise inşaatı süren devletin hazırlığı yapılan yeni anayasasına göre şekillenecek yeni hukuka. Yanlış anlaşılmasın, o anayasa ilerde hazırlanmayacak, Erdoğan ve Bahçeli’nin sözleri ile günden güne yazılıyor zaten. Yargıtay kararında AYM’ye karşı cezai tehdit eşliğinde ağır eleştiriler getiriyor ama bununla yetinmiyor, aynı şekilde parlamentoyu da çocuk azarlar gibi azarlıyor, nasıl olur da Can Atalay’ı milletvekili kabul edersiniz? Muhtemelen Yargıtay, suç duyurusu yapacak kişiyi tayin etse Meclis’e de suç duyurusu yapacaktı.

O DA YÜKSEK BU DA YÜKSEK

Neyse. Sadede dönelim, gelinen nokta ve bulunan çözüm şu: İnşaat işleri hızlandı. Şantiye şeflerinin talimatına aykırı işler yapanlar, şeklen de olsa hukuk mukuk diyenler, madem ki hakimiz arada atalete yaklaşmak icap eder zannedenler, hukuksuzluk o kadar bariz ki ihlal kararı mecburi zehabına kapılanların sistemde yol açtığı gürültü artık istenmiyor. Sulh, asliye, ağır ceza, istinaf, Yargıtay, Danıştay şükür yerli ve milli kadrolarla berkitildi.

Fakat Anayasa Mahkemesi hâlâ (ara sıra da olsa) eldeki anayasaya ve cari hukuka göre karar alma hatasına düşüyor. Bu durumda, mahkemenin özel (sadece anayasa değil mesele, AİHS/AİHM, Avrupa Konseyi vs de dahil) statüsü nedeniyle ortaya çıkan bu hukuk riskini azaltmanın en iyi yolu, kararlara uymamak, saygı duymamak değil, bir denetim noktası bulmak ve karşı-hukuki argüman geliştirmek. Yüksek mahkeme mi? Yargıtay da yüksek. Kendi usulünü belirleme, yorum yapma yetkisi mi var, Yargıtay’ın da var deriz olur biter. Dahası, Yargıtay’ın savcısı bile var, suç duyurusu da yapabilir! Hasılı yeni devleti inşa peşindeki iktidar, zaten büyük ölçüde bitirdiği TBMM’ye de, zaten fazla önemi kalmayan AYM’ye de Yargıtay üzerinden ayar veriyor; ara sıra hukuk tehlikesi saçan AYM’Ye Yargıtay’ı kayyım olarak koyuyor. Yeni sistemde AYM lazım değil, Avrupa işleri filan bir müddet daha belki kullanılır, hepsi o; çöpe atılacaksa zaten argümanlar hazır: 61 Anayasası ile geldi, vesayet (Yargıtay kararında boşuna geçmiyor bu laf) kurumu, zaten Refah’ı da kapattı filan.

Bir kavga/iç çatışma değil, oydaşma var, bir çürüme değil zindelik var! Diktanın, istibdadın, adaletsizliğin oydaşması ve zindeliği bu. Üstelik güçler ayrılığını tamamen çöp ilan etmiş bir sistemde anayasal denetim zaten ne lazım olur?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ali Duran Topuz Arşivi