Ali Duran Topuz

Ali Duran Topuz

Yargıda yükselen yeni güç: Diyanet!

Diyanet’in Kobanê davasındaki dilekçesi “davaya katılan”ın dilekçesi değil, tahkir eşliğinde yargılananları dini ve ahlaki olarak mahkûm etmeyi hedefleyen bir metin. Yazılanlar talep değil fetva niteliğinde.

Cumhurbaşkanlığı Diyanet İşleri Başkanlığı, “Kobanê davası”na müdahil olarak mahkemeye bir dilekçe verdi. Malum, ceza davalarında yargılanan kişilerin suç oluşturduğu iddia edilen fiillerinden zarar görenler, savcının yanında davaya müdahil olmak için katılma talebinde bulunurlar. Diyanet de daha önce bu talepte bulunmuş ve bu kabul edilmiş. Niye? O zamanki eylemler sırasında camiler zarar gördüğü için.

Prosedürel olarak Diyanet’in bu son “dilekçesi”, davadaki “katılan”ın, eski deyimle müdahilin beyanları niteliğinde. Zaten, “Mütalaaya ilişkin beyanlarımız” demişler.

Fakat durum sadece prosedürel olarak böyle, dilekçeyi okuyacak olursak, karşımızda bir “mütalaaya ilişkin beyan” filan değil, tahkirin, karalamanın, iftiranın havada uçuştuğu bir hınç metni görürüz. Dahası, davanın kanun gereği doğal bir parçası imiş gibi talep ile talimat karışımı bir üslupla boy gösteriyor Diyanet. “Zarar gören camiler”e ilişkin, aşağıda değineceğim bir cümle hariç, tek bir laf yok.

“BÜTÜN İNSANLIĞIN BARIŞ VE HUZURU…”

Ne zaman “Adaletsizlikte dibi gördük, daha ötesi mümkün değil” desek, devlet ve kurumları “Durun daha bu başlangıç” dercesine yeni bir hukuksuzluk yolu, yani zulüm imkânı icat etmeyi başarıyor. Diyanet’in son hamlesi de bu icatlardan biri.

Dilekçe, Diyanet’in kanunla tanımlı görevlerini hayli abartılı, ifadelerle anlatarak başlıyor; şöyle bir cümle bile var mesela: … Başkanlığımız; toplumun dini, ahlaki ve manevi değerlerini sürekli ayakta tutan, bütün insanlığın barış ve huzuruna katkı sağlayan… bir kurumdur.”

Bu TC sınırlarını aşan tumturaklı laflamanın ardından, müdahil olmasını daha iyi gerekçelendirmek için olsa gerek, “Davaya konu kişilerin fiil ve davranışları, bu durumu temelden sarsan ve telafisi imkânsız sonuçlara sebep olmaktadır” gibi garip bir cümleyle devam ediliyor ve hemen ardından akıl almaz bir cümle daha geliyor: “Nitekim vicdanlara hitap eden din hizmetlerinde itimat ve güvenin kaybolması halinde boşluk kabul etmeyen bu alanın çeşitli sapık akım ve gruplara kalacağı tartışmasızdır.”

“DAVAYA KONU KİŞİLER”

Ne diyor burada “müdahil” olarak? Hangi yargılananın hangi fiilinden ne zarar gördüğünü mü anlatıyor? Başkanın Ayasofya’da gözümüze soktuğu kılıcını mı çalmışlar, ne olmuş? Hiçbir somut bilgi yok. Oysa bir davaya müdahil olan “kişi”nin uğradığı bir zarar olmalı, talepleri de bu zararla bağlantılı olmalı. “Davaya konu kişilerin fiil ve davranışları” diyor sadece, hangisi? Üstelik o kişiler “davaya konu” değiller, davada “şüpheli” sıfatıyla da olsa aktif fail niteliğindeler.

Resmi dili bile doğru dürüst kullanamayan resmi kuruluş mu “bütün insanlığın barış ve huzuruna katkı sağlayan” bir kurum oluyor şimdi? Bir davada, fiilleri hakkında henüz hüküm verilmemiş kişileri dini-ahlaki karalamayla kamuoyuna işaret etmek nasıl olacak da “bütün insanlığın barış ve huzuruna katkı” sağlayacak? Ya da bir davada yargılananlara, lafları yuvarlayarak “sapık” demeye kalkmanın adalete, ahlaka ve barışa nasıl bir katkısı olacak?

TALEP DEĞİL FETVA!

Tekrar edelim: Bu bir “katılan” dilekçesi değil, bir tahkir dilekçesi, yargılananları “dini otorite” olarak mahkûm etme görevini üstlenmiş, daha hüküm verilmeden yargılananların dinsel ve ahlaki açıdan mahkûm edilmesini hedefleyen bir saldırıdır.

Metinde, “taraf olma”yı akla getirebilecek bir tek, “camilerin terör eylemleri sebebiyle zarar görmesi toplum nezdinde Devleti itibarsızlaştırmaya yöneliktir” lafı var. Hangi sanık, hangi yerde, hangi şekilde hangi camiye zarar vermiş, söylemeye zahmet edecek değil ya? Dilekçede, “savcılık mütalaasına katılıyoruz” deniliyor ama dilekçeye dikkatle bakarsak, asalında hem mütalaaya “dinsel bir destek” anlamını taşıyor, hem de mütalaanın hüküm haline gelmesi için mahkemeye “dinsel” ve “bürokratik” (unutmayalım, adında “Cumhurbaşkanlığı” var!) bir tür talimat, “dinsel otorite” olduğuna göre de “fetva” veriyor. Diyanet’e katılıyor böylece. Zaten bu katılmanın bir mantığı olsaydı, okul zarar gördü diye Milli Eğitim’in, hastane, eczane zarar gördü diye Sağlık Bakanlığı’nın, karakol zarar gördü diye İçişleri’nin, yol zarar gördü diye Ulaştırma’nın filan da katılması gerekirdi. Onlar katılmıyor çünkü onları sözü zaten “iddianeme”de devlet olarak var; devlete bağlı bir başka kurum, Diyanet katılıyor çünkü devlet Diyanet’i yargının üstüne yerleştirme arzusunda.

Özetle, aslında Diyanet davaya katılmıyor, davaya bakan mahkeme Diyanet’e katılıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ali Duran Topuz Arşivi