Walter Benjamin’in Moskova Günlüğü

Walter Benjamin’in Moskova Günlükleri'nden benim çıkarttığım en önemli sonuç, 1920’li yılların ortalarında Sovyetler Birliği’nde büyük bir entelijansiya devrimi yaşanmış. Ancak, son derece yetenekli 1870-80-90 kuşağı daha sonra tırpanlanmış.

Walter Benjamin’in, 6 Aralık 1926 ile 1 Şubat 1927’yi kapsayan yaklaşık iki aylık günlükleri o günkü Sovyetler Birliği’nin özellikle entelektüel hayatına güçlü bir ışık tutuyor.

Günlükler, abartısız, “edebiyat yapma” kaygısı taşımayan, o sırada âşık olduğu Asja Lacis’e olan bireysel duygu ve endişelerini, büyük ölçüde başarısızlıkla sonuçlanan biraz da beceriksiz aşk girişimlerini olduğu gibi sakınımsız anlatan ama en önemlisi, o dönem entelijansiyasının ruhunu başarıyla yansıtan çok önemli bir belge.

SOVYETLER BİRLİĞİ’NDE ENTELİJANSİYA DEVRİMİ

Benjamin’in günlüklerinden benim çıkarttığım en önemli sonucu baştan belirteyim: 1920’li yılların ortalarında Sovyetler Birliği’nde büyük bir entelijansiya devrimi yaşanmış. Üstelik bu, sadece Sovyetler Birliği entelektüellerini kapsayan bir devrim değil, aynı zamanda dünyadaki neredeyse tüm Yahudi entelektüellerini, Almanya başta olmak üzere Avrupa ve Baltık ülkeleri entelektüellerini de kendine çeken bir devrim. Ve ne yazık ki, 1917 proleter devriminin 1921’de yenilgiye uğraması gibi, bu entelijansiya devrimi de 1930’ların ortalarına doğru yenilgiye uğramış ve ardından büyük kırım (büyük temizlik) gelmiş. Benjamin’in biyografik anlatımlarından hareketle bunun üzerinde duracağım ama önce 1920’lerin ortalarında, Sovyetler Birliği’nde özellikle geceleri yoğunlaşan sanat ve kültür hayatına gidelim.

Ben böylesine bir yoğunluk ne gördüm ne işittim hayatımda. Moskova’da her gece onlarca tiyatro (başta ünlü Meyerhold tiyatrosu olmak üzere) onlarca oyun sergiliyor. Tiyatro biletlerini elde etmenin biraz zor ve ilişkilere dayanan bir ayrıcalık olduğu anlaşılıyor ama bu oyunları mutlaka görmek isteyenler (mesela Benjamin, Asja ve Reich) ne yapıp edip bunun üstesinden geliyorlar.

Tiyatro en başta gelen kültürel faaliyet ama başkaları da var. Sinema örneğin. Hem Sovyet filmlerini hem de Batı filmlerini gösteren sinemalar her gece dolup taşıyor. Bu canlılık, sanat alanında bile bir fikir ileri sürülürken ihtiyatlı olunan (s. 54), sinemadaki sansürün tiyatroya göre daha ağır olduğu (s. 77), Benjamin’in, “Parti’nin kültürel konulardaki karşıdevrimci dönüşümü”nden (s. 31) söz ettiği o günkü Sovyetler Birliği’nde son derece şaşırtıcı.

Tiyatro ve sinemanın yanı sıra, Moskova’nın her yerindeki salonlarda klasik müzik ya da caz konserleri, bale gösterileri, düzensizlikten ve bürokrasiden kaynaklanan aksaklıklara rağmen bütün gün boyu ziyaret edilen müzeler, resim sergileri, oyuncak sergileri de bu zengin kültürel faaliyeti tamamlıyor.

Entelektüeller bu etkinliklere her gece arkadaş grupları halinde gidiyorlar ve buralarda, adını duydukları ama o zamana kadar tanışma fırsatı bulamadıkları başka entelektüellerle tanışıyorlar. Haydiiii, anında herhangi bir gösteri vb. ya da roman veya dergideki şu ya da bu makale konusunda başlıyor bir tartışma.

Entelektüellerin tartışmayı çok sevdiği bilinir. Zaman zaman bu tartışmalar sertleşip dargınlıklara yol açabilir ya da yazılı hale gelip dergi sayfalarına bile taşabilir ama hiçbir şey tartışma ve fikir ileri sürme susuzluğunu gidermez. Fikri yakınlıklara ya da ekollere göre küçük mahfiller oluşur ya da dağılır.

Entelektüeller arasında dadaizm, fütürizm, akmeizm vb. türü akımlar kaotik bir şekilde yayılır, batar çıkar. Bütün bunlar entelektüel canlılığın göstergeleridir.

Bu canlılığın bir başka göstergesi, Benjamin’in kendi hayatından örneklerle anlattığı gibi, entelektüelleri, Moskova’nın o soğuğunda, genellikle kötü ısıtılan, sobaları tüten, yarı yarıya soğuk, eşyasız çıplak odalarda, hararetli tartışmalardan ya da dama oyunundan zaman buldukça hemen okumaya, daha önemlisi yazmaya yoğunlaşmalarıdır. O dönem yazarlar henüz daktilo bile kullanmamaktadır. Yani yazma eylemi mekanize olmamıştır. Buna rağmen hızlı bir yazım faaliyeti sürüp gider. Entelektüel üretim zirvesindedir denebilir. Entelektüeller, bir gün önce yazdıkları ve bir dergiye ya da ansiklopediye yollayacakları yazıları birbirlerine okur, görüşlerini alırlar, daha çok da birbirlerinin beğenilerini almaya çalışırlar. Derken, yazının okunmasının ardından patlar bir tartışma daha.

Bu canlı ortam partinin kültür alanındaki ağırlığı ve sansürü ile ters orantılıdır. Partinin kültür komiserlerinin bekçiliğini yaptığı yayın organları ve ansiklopediler “parti çizgisine” ters düşen yazılara kapalıdır. Nitekim, Benjamin’in yazdığı Goethe maddesi, parti tarafından uygun görülmez ve yazı Büyük Sovyet Ansiklopedisi’ne giremez (Bkz: Aydınlanma Halk Komiseri A. Lunaçarski’nin bu konuda Ansiklopedi Yayın Kurulu’na yazdığı mektup, s. 162-163)

BENJAMİN’İN KİTABINDA GEÇEN İSİMLERDEN HAREKETLE…

Kitaba Önsöz yazan Gershom Scholem, sözünü ettiğim entelektüel kuşak için şu saptamayı yapıyor:

“Benjamin’in herhangi bir biçimde ilişki kurmayı başarabildiği kişilerin hemen hepsi de – ki, Benjamin farkında olsa da olmasa da, neredeyse istisnasız olarak Yahudi’ydiler – siyasi ya da sanatsal muhalefetin yanında yer alıyorlardı… Akıbetlerini takip edebildiğim kadarıyla, bu insanlar, Troçkistlik ithamı veya başka yaftalar altında er ya da geç daha o dönemde yerleşmeye başlayan Stalin iktidarının kurbanları oldular.” (s. 23)

Kitapta geçen isimlerden hareket ederek ve sayfaları izleyerek kurbanlara ilişkin bazı biyografik notları buraya alayım:

Kitabın neredeyse her sayfasında defalarca adı geçen Asja Lacis (1891-1979): Benjamin’in âşık olduğu Letonyalı kadın Bolşevikti. Meyerhold’un asistanlığını yapmıştı. Stalin’in ölümüne kadar 10 yıl kadar toplama kampında kaldı.

s. 29 - Vsevolod Meyerhold (1874-1942): 1920’lerdeki yeni Sovyet tiyatrosunun öncüsü tiyatro yönetmeni. 1940’da tutuklandı, ağır işkence gördü ve 1942’de idam edildi.

s. 30/s. 160 - Olga Kameneva (1883-1941): Troçki’nin kız kardeşi ve Kamenev’in eşi. 1920’lerde “Kameneva Enstitüsü” olarak da anılan VOKS (Yurtdışı Kültürel İlişkiler) yöneticisi. 1936’da tutuklandı. 1941’de, Medvedev ormanında, Bolşevik Christian Rakovski (1873-1941), SR liderlerinden Maria Spridonova (1884-1941) ve 157 SR üyesiyle birlikte kurşuna dizildi.

s. 31- Zinadia Raih (1894-1939): kitapta “Meyerhold’un karısı diye söz ediliyor. Evinde öldürüldü.

s. 34 – Grigori Leleviç (1901-1945): Na postu (Nöbette) dergisinin ve topluluğunun kurucularından. Partiden kovuldu ve 1945’te toplama kampında öldü.

s. 34 – Leon Troçki (1879-1940); Grigori Zinovyev (1883-1936); Lev Kamenev (1883-1936): Ünlü muhalif Bolşevikler. Zinovyev ve Kamenev, Moskova’da düzenlenen gösteri mahkemelerinde mahkûm olup idam edildiler, Troçki ise, sürgünde yaşadığı Meksika’da, Stalinist ajan Ramon Mercader (1913-1978) tarafından kafasına buz baltasıyla vurularak öldürüldü.

s. 42 – Vilgelm Knorrin (1890-1938): 1926-27 yıllarında Parti Merkez Komitesi’nin ajitasyon ve propaganda bölümünün başı. Sonrası hakkında bilgi edinemedim, ancak Letonyalı olması, yaşı ve öldüğü yıl, öldürülmüş olabileceğini düşündürüyor.

s. 46 – Sofya Krilenko: 1934-36 yıllarında Adalet Komiserliği yaptıktan sonra, 1937-38 Büyük temizliği sırasında tasfiye olup idam edilen Nikolay Krilenko’nun (1885-1938) kız kardeşi. Akıbeti hakkında bilgi edinemedim.

s. 60 – N. Buharin (1888-1938): Önde gelen Bolşevik liderlerden. 3. Moskova gösteri yargılamasında mahkûm olup idam edildi.

s. 72 – Aleksey Rikov (1881-1938): Önde gelen Bolşevik liderlerden. Moskova gösteri yargılamalarında mahkûm olup idam edildi.

s. 85 – Vladimir Mayakovski (1893-1930): Devrimin en önde gelen şairlerinden. 1930’da intihar etti.

s. 100 – Ernst Bloch (1885-1977): Filozof. Berlin Duvarı’nın inşa edilmeye başlanması üzerine yaşadığı Doğu Avrupa’dan Batı’ya iltica etti.

s. 103: Karl Radek (1885-1939): Moskova gösteri mahkemesinde 10 yıla mahkûm edildi. Toplama kampında sıradan bir mahkûm tarafından öldürüldü.

Son derece yetenekli 1870-80-90 kuşağı işte böyle tırpanlanmış.

Walter Benjamin, Moskova Günlüğü, Çev: Cemal Ener, Metis 2014 (1. Basım: 2001)


Gün Zileli: Gün Zileli: 24 Ekim 1946, Ankara doğumlu. 1968 gençlik hareketinde yer aldı. 1990 yılında İngiltere’de sığınmacı oldu. 1992 yılında anarşizmi benimsedi. 2000’li yıllarda altı kitaptan oluşan otobiyografisini yazdı. Romanları, özellikle Sovyetler Birliği’ndeki Gulag kampları hakkında biyografik çevirileri var.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Gün Zileli Arşivi