Totaliter rejime bir kala

Anayasa Mahkemesi’nin “hak ihlali” kararına rağmen, Can Atalay’ın meclis üyeliğinin iktidar tarafından düşürüldüğünün yasalara aykırı bir şekilde ilan edilmesi, Türkiye’de totaliter rejime bir kaldığını gösteriyor.

Siyasi iktidar, farklı toplumsal kurumlar tarafından denetlenmediği zaman toplumun üzerinde korkunç bir baskı ve zorbalık aracına dönüşür: Tek partili totaliter diktatörlük.

DENETİM DIŞI, KEYFİ İKTİDAR

“Liberal demokrasiler”in mucidi batı burjuvazisi, mutlak siyasi iktidarın kendi üzerinde de baskı kuracağını bilerek ve hesaplayarak, siyasi yürütme iktidarını denetleyecek ve kısıtlayacak denetim odakları oluşturmuştur: “Bağımsız” mahkemeler, anayasa mahkemeleri, bazı durumlarda çift meclis sistemi vb vb.

Türkiye gibi ülkelerde burjuvazi iktidarı değil, iktidar burjuvaziyi yarattığından bu cılız burjuvaziler, bırakın iktidarı denetlemeyi, çoğunlukla hâlihazır devlet iktidarlarına tabi olmuş, daima onun suyuna gitmişlerdir. Devlet iktidarı, elinde tuttuğu vergi mekanizmaları vb. yoluyla burjuvaziyi denetlemiş ve kimi durumlarda iktisadi zor yoluyla kendine tabi kılmıştır.

Batının kapitalist ülkelerinde devlet iktidarını yaratan burjuvazinin iktisadi gücüdür, dolayısıyla, günün birinde başına bela olması ihtimali olan devletin siyasi iktidarını denetlemesi (bazı istisnai durumlar dışında) o kadar zor olmamıştır. Türkiye gibi ülkelerde burjuvazi, esasen devlet gücüyle yaratıldığından ve her zaman devletin desteğine ihtiyaç duyduğundan devletle hiçbir zaman karşı karşıya gelmek istemez, onun denetim ve yol göstericiliğine esasen boyun eğer.

DENETLEME KURUMLARI ETKİSİZLEŞTİRİLDİ

Türkiye, 1960’dan önce denetimsiz bir siyasi iktidar deneyi yaşadığından, burjuvazi değil ama bu sınıfın entelijansiya katmanları, 27 Mayıs’ın yarattığı ortamdan yararlanarak mutlak siyasi iktidarı denetleyecek, batıdaki denetleyici kurumlara benzer kurumları anayasaya koymuşlardır. Ne var ki, süreç içinde siyasi iktidarların gittikçe daha fazla güç biriktirmeleri oranında Anayasa Mahkemesi gibi kurumların denetim işlevi giderek zayıflatılmış, özellikle yirmi yılı aşkın AKP iktidarı altında bu süreç iyice hızlanmıştır.

Siyasi kurumları denetleyen Anayasa Mahkemesi gibi kurumların giderek etkisiz ve göstermelik hale geldiği ortamlar, zaten otoriter bir yönelim içindeki rejimin ve siyasi iktidarın mutlakçı, totaliter bir rejime doğru hızla yol almakta olduğunu gösterir.

“BEN YAPTIM OLDU”!

Yargı, iktidarın baskısı altına alınmış, hatta onun bir aygıtı olmuşsa; Anayasa Mahkemesi gibi denetleyici kurumların kararlarının iktidar nezdinde hiçbir hükmü kalmamışsa ve uygulanma olanağı iktidar tarafından bilfiil kadük edilmişse; meclisteki muhalefet, kendi çalıp kendi oynayan, iktidarın hak ihlallerine karşı güçlü direniş barikatları kurmaktan aciz hale gelmiş, toplumsal muhalefet güçlerinin bile ciddiye almadığı etkisiz bir güce dönüşmüşse; iktidardaki partinin yönetim organları tek kişinin iktidar aygıtı işlevi görüyorsa; tek parti (ya da çift parti) diktatörlüğü, tamamen dizginsiz bir şekilde, “ben yaptım oldu” diyerek her türlü kanunsuzluğu “kanun namına” uygulamaktaysa; meclis, iktidarın kendini “legalize etmesi”nin aleti haline gelmişse; halk kitlelerinin sızlanmaları bile artık bir “ağlama duvarı” ritüelinden farksızsa; basın ve medya neredeyse %90 ölçüsünde iktidarın kontrolü altına alınmışsa, artık bu rejime totaliter adını takmamak için çok az sebep kalmış demektir.

Anayasa Mahkemesi’nin “hak ihlali” kararına rağmen Can Atalay’ın meclis üyeliğinin iktidar tarafından düşürüldüğünün yasalara aykırı bir şekilde ilan edilmesi, Türkiye’de totaliter rejime bir kaldığını gösteriyor.

Dokuz yıl önceki şu söyleşiye de bakılabilir:


Gün Zileli: 24 Ekim 1946, Ankara doğumlu. 1968 gençlik hareketinde yer aldı. 1990 yılında İngiltere’de sığınmacı oldu. 1992 yılında anarşizmi benimsedi. 2000’li yıllarda altı kitaptan oluşan otobiyografisini yazdı. Romanları, özellikle Sovyetler Birliği’ndeki Gulag kampları hakkında biyografik çevirileri var.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Gün Zileli Arşivi