Ali Duran Topuz

Ali Duran Topuz

Sana kim dedi Alevi misin değil misin?

İktidar, “mezhep” bahsini açanın Kılıçdaroğlu olduğuna inanacak birilerini arıyor; hafıza olmasa bulacak belki ama hava çoktan değişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, üçüncü cumhurbaşkanlığının önündeki en büyük engel olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Alevi” videosuyla kavga etmeye son vermiyor. En son Ankara mitinginde şunları söyledi:

"Sana kim dedi, Alevi misin değil misin? Bizim Alevi'ye de saygımız var, her türe saygımız var. Bunu söylemene ne gerek var? Sen Aleviliğini yaşa ama anlatmaya gerek yok."

“Sana kim dedi…” soru cümlesi ok işareti olarak yine Erdoğan’ı gösteriyor aslında. Yani, tabii ki Erdoğan dedi! Erdoğan başbakan olarak 2 Ağustos 2014’te, 10 Ağustos’taki cumhurbaşkanlığı seçiminden önce konuşuyor:

“Kılıçdaroğlu, sen kendin Alevi olabilirsin. Ben sana saygı duyarım. Bundan da çekinme, korkma. Bunu da rahat rahat söyle. Ben de Sünniyim, ben de bunu rahat rahat söylüyorum. Bundan çekinmeye gerek yok.”

Sonuç? Söylemediği zaman niye söylemedin, söylediği zaman niye söyledin çıkışması.

DİNSEL BİR VARLIĞI BİYOLOJİ TERİMLERİYLE KONUŞMAK

Gerçekte, Erdoğan’ın Sünniliğini ne o gün ne de daha önceki bir zaman soran olmamıştı. Zaten adanmış bir siyasal İslamcı olarak ömrü boyunca varlığından haberdar olan herkesin bildiği şeydi bu. O zaman bunu söyleme sebebi, Kılıçdaroğlu’nun etnik ya da inançsal kökenlerine dair konuşmaya yanaşmamasıydı. Erdoğan bunu söylerken, Kılıçdaroğlu’nun sıkıntısını gidermeyi, Aleviliği konuşmaya engel olan dışlayıcı ve baskıcı siyasal, sosyal, dinsel fobik tutumları ortadan kaldırmayı hedeflemiyordu tabii ki. İşaretler tam aksi yönde.

Kısa bir hafıza turuna çıkacağız ama ondan önce “tür” meselesine biraz değinmek farz oldu:

Tür, esasen biyoloji alanından bir terim. Biyolojik, coğrafi veya morfolojik türlerden bahsedilir o disiplinde. İnsanlar da bir “tür”dür ama insan türünün içindeki kişi ve gruplardan “tür” diye bahsetmeyiz. Yakın dönemde insanın “türcülüğü” önemli felsefi ve siyasi eleştiri konusudur; “üstün tür” olarak insanın tüm diğer türleri ve demek ki doğayı kendini merkeze koyarak sömürmesi, yıkıma uğratmasının eleştirisi. “Türleri” düzenlemek, kategoriler halinde ele almak da bu üstünlükçü fikrin bir uygulamasıdır, yani bilimsel olduğu kadar ideolojik bir tutumdur da bu eleştirilere göre. Erdoğan’ın “tür” sözünü tercih etmesi bu türden bir üstünlükçülüğün dışa vurumu elbette, konuşulan bağlamda “inanç” dememenin bir yolu aynı zamanda. Aşağıda göreceğimiz örneklerde de Alevilikten sık sık “kültür” olarak bahsedilmesi ve en son “Alevi açılımı”nda, Turizm ve Kültür Bakanlığı bünyesinde bir “Alevi Bektaşi Kültür Başkanlığı” kurulması da Aleviliği bir inanç, bir dinsel varlık olarak kabullenmemenin son nişanesi. Cumhuriyetten sonra Aleviliğe biçilen “kültürel/folklorik bir öğe” olma halinin yasal şekle büründürülmüş hali.

“AMA ONLAR ÖYLE YAŞAMIYORLAR Kİ”

Şimdi hafıza turumuza başlayalım; Erdoğan, 24 Mayıs 2015’te (7 Haziran seçimlerinden önce) Urfa’da konuşuyor:

"Böyle bir fitne var şimdi. Biz ne bilirdik eskiden Aleviler, Hz. Ali Efendimizi sevenler diye bilirdik. Öyle mi? Ben de onun için derdim ki eğer Alevilik Hz. Ali Efendimizi sevmekse ben bu Alevi'yim diyenlerden daha Alevi'yim. Çünkü ben Hz. Ali Efendimiz gibi yaşamaya çalışıyorum ama bunlar öyle yaşamıyorlar ki."

Tarih 10 Mayıs 2015, yine Erdoğan:

“Yavuz Sultan Selim Köprüsü bile onları rahatsız etti. Avrupa’da da Ali’siz Alevilik’ten bahsediyorlar. Eğer Alevilik Hz. Ali’yi sevmek ise benden daha Alevisi olamaz. Ancak Alevilik bir dinse Tayyip Erdoğan orada yok.”

Bu sözler doğrudan Kılıçdaroğlu’na yönelik de değil, ama doğrudan Aleviliği tanımlayan, Ali’yi Alevilerden almaya yönelen, bildik ayrımcılık kültürünün içinden konuşuluyor.

“ÇEKİNME KORKMA RAHAT RAHAT SÖYLE”

Daha öncesi de var elbette, hem de bol bol; 2 Ağustos 2014, Cumhurbaşkanı adayı, başbakan Erdoğan, 10 Ağustos’taki seçimden önce konuşuyor:

“Kılıçdaroğlu, sen kendin Alevi olabilirsin. Ben sana saygı duyarım. Bundan da çekinme, korkma. Bunu da rahat rahat söyle. Ben de Sünniyim, ben de bunu rahat rahat söylüyorum. Bundan çekinmeye gerek yok.”

Bitmedi, 17 Temmuz 2013, Erdoğan başbakan olarak konuşuyor:

"Alevilik Hz. Ali'yi sevmek değil mi? Alevi Müslüman değil mi? Sünni de Müslüman. Eğer Alevilik Hz. Ali'yi sevmekse, ben dört dörtlük bir Aleviyim. Çünkü Hz. Ali efendimizi çok seviyorum. Ben onu nasıl sevmem. O nasıl yaşıyorsa, ben de onun gibi yaşamaya gayret ediyorum. Ama Aleviyim diye ortaya çıkıp, Hz Ali'nin yaşam şeklinden uzak olanlara da söyleyecek hiçbir şeyim yok.

Daha öncesi de var, 6 Ağustos 2012:

“Beni Alevi düşmanı olarak gösterenler var. Ben Aleviliği, Hazreti Ali'yi sevenler olarak biliyorum. Ben bugünkü Aleviyim diyenlere baktığım zaman hepsinden daha Aleviyim. Hiçbiri Hazreti Ali gibi yaşamıyor, ben onun gibi yaşamaya çalışıyorum.”

MEYDANLARDA YUHALATMA: 2011 SEÇİMLERİ

Bir de meydanlarda ve doğrudan Kılıçdaroğlu’nun hedef olduğu bir seri var; 12 Haziran 2011 seçimlerinden önce, 18 Mayıs 2011 Malatya Mitingi:

“Sayın Kılıçdaroğlu hani sen Aleviydin, hani sen Alevilik kültüründen geliyordun?”

Meydan yuhluyor.

13 Mayıs 2011 Denizli Mitingi: “Hacı Bektaş-ı Veli’nin tavsiyesini ilettim. Kendisi Alevi kültüründen ya. Rahatsız olmuş.”

Meydan yuhluyor.

10 Mayıs 2011 Afyon Mitingi:

“Bu beyefendi güya Alevilik kültürünü de bilir diyorlar, Alevi'dir diyorlar.”

Meydan yuhluyor.

8 Mayıs 2011 Kahramanmaraş Mitingi:

“Herhalde Alevi olduğuna göre bunu iyi bilir.”

Meydan yuhluyor.

5 Mayıs 2011 Amasya Mitingi:

“Malum Alevilik kültüründendir ya, kendisi de Alevidir ya.”

Meydan yuhluyor.

4 Mayıs 2011 Kastamonu Mitingi:

“Hani Alevilik kültüründen gelen birisidir ya, hani Alevilik vardır ya kendisinde.”

Meydan yuhluyor.

30 Nisan 2011’de Muş’ta mitingde:

“Biliyoruz ki Sayın Kılıçdaroğlu Alevilik kültürüyle yetişmiş bir insandır, Alevidir.”

Meydan yuhluyor.

29 Nisan 2011:

“Malum Kılıçdaroğlu da Alevi kültürünün mensubu ama Hacı Bektaş-ı Veli’yi iyi anlamamış, iyi öğrenmemiş. Bir Alevi olarak önce onu iyi anlaması, iyi öğrenmesi lazım. Kendisine bir kez daha Hacı Bektaş-ı Veli’nin o güzel sözünü hatırlatmakta fayda görüyorum; gerçi ben Hacı Bektaş-ı Veli’yi onunla mukayese edilmeyecek derecede çok daha fazla severim, onun düşüncelerine inancına çok daha fazlasıyla inanırım, mukayese etmem. Ne diyor Hacı Bektaş-ı Veli? 'Eline, diline, beline hakim ol’ diyor. Burada afedersiniz beline hakim olamayanları gördük ve bir kasetle genel başkan oldu.

Bunlar miting meydanlarından söylenen sözler, hemen hemen hepsinden sonra meydanlarda toplanan kalabalık yuhluyor, ne Erdoğan ne de başka biri, “Yapmayın, inancından ötürü kimse yuhlanmamalı” filan demiyor.

REFERANDUM VE YARGIDAKİ “DEDELER”

Bir de 12 Eylül 2010 referandumu öncesi olan bitenler var; 19 Ağustos’ta Erdoğan konuşuyor:
“Neden göğsünü gere gere ‘ben Dersimliyim’ diyemediğini anlamakta zorlanıyoruz. Niye bundan çekiniyorsun?”

Bu konuşma, münhasıran Alevilik meselesini değil, özel olarak Kemal beyin Dersimli oluşunu hedef alıyor; o referandumda Erdoğan “Dersim için gerekirse, literatürde varsa, özür dilenir” sözleriyle, 1937-38 jenosidinin faturasını önce dönemin CHP’sine sonra da o günün CHP’sine kesiyordu. “Devlette devamlılık esastır” düsturu gereği arşivleri açması ve özür dilemesi gerekirdi bu lafların peşinden. Olmadı. Çünkü maksat Kılıçdaroğlu’na vurmaktı, yoksa jenositi tanımak değil.

29 Ağustos 2010, Sincan’da Erdoğan konuşuyor:

“Artık (yargıda) dedelerden talimat alarak atama yapma dönemi bitiyor.”

Yargıda talimat veren “Alevi dedeleri” mi varmış? Yargıyı bugünkü nizamı kurmak üzere ele geçirmeyi hedefleyen referandumu meşrulaştırmak için sanki yargı bürokrasisinde bir Alevi hakimiyeti varmış gibi konuşmak “Alevilere saygı” kapsamına giriyor anlaşılan. Devlet bürokrasisindeki kararlı ve disiplinli dışlamaya rağmen çeşitli kademelerde nüfus oranlarının çok çok altında Alevi yer alması göze batıyor esasen.

5 Eylül, Kazlıçeşme mitinginde:

“Artık yargı ideolojik davranmayacak. Bana davrandı. Çünkü ben bizzat bunun bedelini ödedim. Yargıtay’da maalesef belli bir mezhebi grup bu noktada öyle yaklaştı”

ERDOĞAN YALNIZ DEĞİL!

Sadece Erdoğan’ı derledim, ama Hüseyin Çelik’ten Yasin Aktay’a Kılıçdaroğlu’nun Aleviliğini Beşar Esad’la bağlantılandırmaya varana kadar sakız etmeyen kalmadı iktidar heyetinde.

Erdoğan’ın “yargı” meselesine ilişkin son sözleri, bürokrasisinde kendisine özellikle düşmanlık yapan bir Alevi kliği bulunduğu fikrini yaymaya dayanıyor, ki ayrımcı yöntemlerin en tehlikelilerinden biridir: Haksızlıkları, adaletsizlikleri doğrudan bir azınlıktan bilmek ve kamuoyuna öyle bildirmek.

KONUT, İBADETHANE VE CEMEVİ

Meseleyi sözlerle değil ama bir “işlem”le bağlayalım: Cumhurbaşkanlığı bugün bir kararname yayınladı, doğal gaz kullanım bedelleri hakkında 114 sayılı kararname. Burada, bir Alevi açılımı ile kapanımı bir arada görülüyor.

Kararname, cemevlerinin doğalgaz bedelini ödememesini sağlamayı amaçlıyor ama “amaç” cümlesi şöyle başlıyor: “Konut, ibadethane ve cemevi abonelerinin…” Yani? Cemevi konut değil tabii ama ibadethane de değil. Açılım, tüketim bedelini Enerji Bakanlığı’nın karşılayacak olması, “kapanım” ise cemevlerini ibadethane saymama kararlılığında beliriyor.

Hasılı kelam, konu Kızılbaşlık olunca iktidar cenahında gerçekte fazla değişen bir şey yok, sürpriz yok. Fakat şu var: Kemal Kılıçdaroğlu, “Alevi” videosu ile burada aktarılan söylemlerin güvendiği ayrımcılık kodlarında ciddi bir hasara yol açtı. İktidarın sinirleri bozuldu. Bozulunca da sanki bir geçmiş yokmuş, bir hafıza yokmuş gibi kurulan cümlelerle durumu lehlerine çevirmeye çalışıyorlar. Olmuyor. Bülent Arınç’ın sözünü uyarlarsak: Verdikçe veren Rab, şimdi aldıkça alıyor. O yüzden meydanlar dolmuyor, o yüzden avukatı, sanatçısı ve gazetecisiyle Kürtlere yöneliyor iktidar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ali Duran Topuz Arşivi