Meyerhold nasıl infaz edildi?!

O yıllarda Sovyetler Birliği’nde bir yöneticinin, sanatçının tutuklanıp idam edilebilmesi için üst yönetimin ya da NKVD’nin “ağına” takılması gerekiyordu. “Küçük bir balık”sanız ağdan kurtulma şansınız olabilirdi ama “büyük balık” ağdan asla kurtulamazdı

Can Yayınları, Tuncay Birkan’ın sunuş yazısında belirttiğine göre, eski ve unutulmuş metinleri yeniden gündeme getiren “İzler” adlı bir dizi başlatmış bulunuyor. Bu dizinin ilk kitabı, Muhsin Ertuğrul’un Moskova Notları (Osmanlıca’dan çevrimyazımı: Melih Dalbudak, Can, 2023) yayınlandı. Moskova Notları özel bir seçim ve önemli bir katkı.

Bu yazıda, Sovyet rejiminin, bir “sanatçı naifliği” içinde olduğu anlaşılan Muhsin Ertuğrul’u, “gölge tiyatrosu” oyunlarıyla nasıl kandırdığı üzerinde durmayacağım. Maksim Gorki’yi bile epeyce bir süre kandırma becerisi göstermiş bir rejim için (bkz: Alexander Orlov, Stalin’in Suçlarının Gizli Tarihi, çev: Gün Zileli, Lejand, 2023, s. 349-367) Muhsin Ertuğrul gibi, temiz yürekli, her gösterileni gerçek sanan bir sanatçıyı gözbağcılık yoluyla kandırmak hiç de zor olmasa gerek.

Benim bu yazıda üzerinde duracağım esas konu, Muhsin Ertuğrul’un büyük övgülerle andığı, gerçekten de Sovyet Tiyatrosu’nun büyük isimlerinden “üstad Meyerhold”un, yazar Isaac Babel ve gazeteci Mihail Koltsov’la aynı zamanda, 1940 başında, alelusul bir yargılamanın sonucunda idam cezasına çarptırılıp ertesi gün idam edilmesidir.

Bunun üzerinde önemle durmamın sebebi, kitaba çok yararlandığım uzun bir tanıtım yazısı yazan (“Türkiye ve Rusya Hattında Muhsin Ertuğrul”) Nergis Ertürk’ün, Muhsin Ertuğrul’un gazete makalelerinde önemini o kadar vurguladığı Meyerhold’un ölümünü bir cümle ile geçiştirmesidir: “Haziran 1939’da tutuklanan Meyerhold, 1940’ta kurşuna dizilerek öldürülecektir.”

Nergis Ertürk, belki, mevzu Meyerhold değil, Muhsin Ertuğrul’du, diyecektir ama bence Meyerhold’un infazının birkaç “ayrıntı”sına değinmek iyi olacaktı. Ertürk’ün cümlesinden Meyerhold’un neye istinaden böyle bir cezaya çarptırıldığı bile anlaşılmıyor. Bu vesileyle, kitap üzerine değil ama Meyerhold’un nasıl infaz edildiği üzerine bir şeyler yazayım istedim.

1937’DE KAGANOVİÇ İLK İŞARETİ VERDİ

O yıllarda Sovyetler Birliği’nde bir yöneticinin ya da sanatçının tutuklanıp idam edilebilmesi için üst yönetimin ya da NKVD’nin “ağına” takılması gerekiyordu. O yöneticinin ya da sanatçının önemi ölçüsünde “ağa” takılma ihtimali de büyürdü. “Küçük bir balık”sanız ağdan kurtulma şansınız olabilirdi ama “büyük balık” ağdan asla kurtulamazdı.

“1937 yılının Aralık ayında Kaganoviç, Meyerhold’un yapımlarından birini izlemeye gitti ve tiksinti içinde salonu erkenden terk etti. 7 Ocak 1938’de Politbüro, Meyerhold’un ilk gerçek ‘Sovyet’ tiyatrosu olması niyetiyle iç savaş döneminde kurduğu tiyatrosunun, ‘Meyerhold Tiyatrosunun var olduğu günden beri bütün yönleriyle burjuva olan şekilde duruşundan kurtulamadığı’ gerekçesiyle kapatılması talimatı verdi.” (Andy McSmith, Korku ve İlham, Nöbette, çev: Ali erdem Çelebi, 16 metrekare, 2018, s. 302-303)

İşte ölüme giden yolun başlangıcı budur!

ÖNCE KADIN ARKADAŞI CİNAYETE KURBAN GİTTİ

Meyerhold, 1939 yılının Haziran ayında “Tiyatro Yönetmenleri Konferansı”nda yaptığı konuşmada kendisine yöneltilen “formalizm” suçlamasını reddetti. “Meyerhold, bu konuşmadan sonra Leningrad’a gitmek üzere yola çıktı ve oraya 20 Haziran 1939’da vardı. Arkadaşlarından hiçbiri onu bir daha görmedi. Birkaç gün sonra Moskova’da Zinaida Raikh’le birlikte oturduğu eve giren kimliği meçhul kişiler, Zinadia’yı defalarca bıçakladılar, gözlerini oydular. Bu cinayet hiçbir zaman çözülemedi…” (McSmith, s. 303)

Bu da yaklaşan infazın en önemli alarm işareti!

İDAMDAN ÖNCE AĞIR İŞKENCE VAR

Meyerhold’un aynı günlerde Leningrad’da, NKVD tarafından tutuklandığı tahmin edilebilir.

“16 Ocak 1940 günü, Stalin 346 kişilik bir idam listesini imzaladı. Terör’ün trajik ve rastgele niteliği masumlar ile canavarları bir araya getiriyordu. Aralarında yetenekleriyle dikkati çeken Babel, tiyatro yönetmeni Meyerhold ve … gazeteci Koltsov… ayrıca Yejov’un kendisi (Yakın zamana kadar istihbarat örgütü NKVD’nin başıydı ve “Büyük Temizlik” dönemi onun adıyla “Yejovişçina” diye anılırdı, GZ) ve düşmüş yönetici Eyhe de vardı… Suhanov Cezaevi’ne götürülen bu insanların çoğu (Yejov hariç) acımasız biçimde işkence görmüşlerdi.” (Simon Sebag Montefiore, Kızıl Çar’ın Sarayı-II, çev: Yavuz Alogan, İthaki, 2013, s. 307)

Kruşçev döneminde, Meyerhold’un Molotov’a yazdığı, devlet arşivine girmiş bir mektubu bulundu. Meyerhold, kendisine yapılan işkenceleri Molotov’a şöyle anlatıyordu: “Sorgucular, bana, 65 yaşındaki hasta bir adama zor kullanmaya başladılar. Yüzüstü yere yatırıldım, ayak tabanlarıma ve belime lastik sopayla vuruldu. Beni bir sandalyeye oturttular ve bacaklarıma yukarıdan vurdular… Sonraki birkaç gün, bacaklarımın o bölümleri yaygın iç kanamalarla doluyken, kırmızı, mavi ve sarı çürüklerin üzerine tekrar vurmaya başladılar. Acı çok şiddetliydi, kaynar su dökülüyormuş gibi… Acıdan avaz avaz bağırdım ve ağladım. Sırtıma vurdular… yüzümü yumrukladılar…” (Montefiore, s. 307)

Meyerhold’un işkencecisi hakkında da bazı bilgiler var: “Lev Shwartzman, çektiği korkunç acılar kayıt altına alınıp özenle dosyalanan tiyatro yönetmeni Vsevolod Meyerhold’u da sorgulayan iğrenç bir işkenceciydi…” (Andy McSmith, Korku ve İlham, Nöbette, çev: Ali Erdem Çelebi, 16 metrekare, 2018, s. 286)

KARARI KİM VERDİ?

“Meyerhold gibi önemli kişilerin kaderine Stalin şahsen karar veriyordu: Sanığın adının yanına iki dikey çizgi koyduğu zaman, bu on yıllık mahkûmiyet anlamına geliyordu; tek çizgiyse idam demekti. Stalin Meyerhold’un dosyasına tek çizgi koydu.” (Solomon Volkov, Büyülü Koro, Çev. Sabri Gürses, YKY, 2010, s. 136)

“Sonraki birkaç gün içinde Stalin’in yargıcı Ulrih hepsini Lefortovo cezaevinde yapılan üstünkörü duruşmalarda ‘en ağır ceza’ya çarptırdı.” (Montefiore, s. 307)

Meyerhold 2 Şubat 1940’da kurşuna dizildi.

“ÇEKACILAR” YAPMIŞ!

Stalin’in yıllar sonra, 1950 yılında yaptığı değerlendirme ise şöyle:

“Meyerhold dev bir yetenekti… fakat bizim Çekistlerimiz (yani NKVD işkencecileri, GZ) hatalar yapan sanatçıları anlamaz. Çekistler onları toplarlar ve sonra iyi insanları yok ederler. Meyerhold’un bir halk düşmanı olduğundan kuşkuluyum.” (Montefiore, s. 309)

Bunları aktaran Montefiore, şu yargısını belirtmekten de geri kalmıyor. “Hiçbir hükümdar kendi gizli polisini onun kadar yakından denetlememiştir.” (Montefiore, s. 309)

Benim yargım ise şu: “… hiç kuşkumuz olmasın. Stalin’in, yapılan işkencelerin şekline varıncaya kadar her şeyden haberi vardı ve bunların durdurulması için kaşlarını çatması bile yeterdi.” (Gün Zileli, Sovyetler Birliği’nde Devlet Terörü ve Gulaglar, Kaos, 2021, s. 170)

Not: Benim, Stalin’i aniden infazcıların safından halkın safına geçen bir figür olarak tahayyül ettiğim Stalin Yargılanıyor (Kibele, 2010) tiyatro oyunuma da bakılabilir.


Gün Zileli: 24 Ekim 1946, Ankara doğumlu. 1968 gençlik hareketinde yer aldı. 1990 yılında İngiltere’de sığınmacı oldu. 1992 yılında anarşizmi benimsedi. 2000’li yıllarda altı kitaptan oluşan otobiyografisini yazdı. Romanları, özellikle Sovyetler Birliği’ndeki Gulag kampları hakkında biyografik çevirileri var.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Gün Zileli Arşivi