Ali Duran Topuz

Ali Duran Topuz

Kürt'ün adı, şarkısı ve Filistin'in şiiri

Kürdistan diye bir hayali olan biri, güzel şarkı da söylese, barış ve bir arada yaşamaktan da bahsetse, itibar görmemeli. Mümkünse gün görmemeli. En önemlisi de biz onları hiç görmemeliyiz; polisler, savcılar ve yargıçlar hariç.

Deniliyor ki İsrail Filistin’de işgalci. Deniliyor ki İsrail Filistin’de etnik temizlik yapıyor. Deniliyor ki İsrail Gazze’de soykırım yapıyor. Deniliyor ki dünya, 'uygar dünya', 'demokrat dünya', 'Batı dünyası' işgale, etnik temizliğe, soykırıma seyirci. İki yüzlü.

El hak hepsi de doğru. Bütün bu doğruların dillendirilmesi, tartışılması, 'dünya'nın iletişim ağlarını da yöneten güçler tarafından 'Anti-Semitizm' kalkanı kullanılarak bastırılıyor, kıstırılıyor, susturuluyor.

KALKAN ve MIZRAK OLARAK ANTİ-SEMİTİZM

Elbette İsrail’in ekonomik ve siyasi çıkarlarına zerre miskal zarar getirmemeye özen göstererek, bu doğruları sadece kendi çıkarlarını korumak üzere durmadan dillendiren ama 'Anti-Semitizm'in âlâsını yapan Arap ve Arap olmayan, kendilerini Müslüman diye satan devletleri de unutmamak gerek.

İşte Türkiye’de, Balat’taki Yahudi hastanesinin önünde 'soykırımı kınama' gösterisi yapan, Saray danışmanlarının çekip çevirdiği eylemin organizatör ve katılımcı heyeti tam da bu suçu işledi, yani İsrail yanlılarının kalkan olarak kullandığı 'anti-semitizm'i mızrak olarak kullandılar, aynı suçu işlemeye devam da edecekler anlaşılan.

KÜRTÇE YER ADLARI, KÜRTÇE OPERA

Bütün bunlar olurken, daha Kassam Tugaylarının işgalcisine yönelik saldırıları yapılmamışken Türkiye’de Kürtlerin adını, varlığını, dilini yok etmeye karar kılmış güçler, devlet güçleri ve para-devlet güçleri kesintisiz iş başındaydı, İsrail kırımı sürdürürken de dakika boş durmadılar. Parti kapatma, partinin ismini beğenmeme (hiç Kürt isim seçebilir mi? O egemenin yetkisidir) ağır hasta olmalarına rağmen hapiste tutulanlar, politikacıların kimi zaman hukuki görünüm kazandırılmış kimi zaman da hukuk göstere göstere çiğnenerek tutsak edilmesi, mapus damında tutulanlara uygulanan ağır tecrit, çocuklara Kürtçe öğretirken yer isimlerinin de Kürtçesini öğrettiği için hedefe konulan öğretmen, sanatını icra ettiği için ana muhalefet partisi liderinden iltifat gördü diye hedefe konulan operacı, bu kesintisiz yok edici faaliyetin son tezahürleriydi. İsrail destekçilerinin, Filistin halkını yok etmeye yönelik saldırılarına tutulan 'Anti-Semitizm' kalkanı yerini Kürt meselesinde 'terör' ve 'bölücülük' kalkanına bırakıyor.

KÜFÜR AYIPTIR AMA SANATA SALDIRI SUÇTUR

İkisini, yani Filistin’i ve Kürdistan’ı bir arada düşünmeye yönelik girişimler de hem terör, hem bölücülük ve hem de beraber iş gören emperyalistlerin oyunları nutukları eşliğindeki zırvalarla boğulmak isteniyor. Şu son günlerde buna bir de sözüm ona 'Filistin aşkına' girişilen susturma, cezalandırma, sosyal linç, mesleki yıkım hamleleri eklendi, işte iktidar medyacılığının önde gelen isimlerinden birinin Zeki Demirkubuz’un şahsına ve sanatına yönelik son saldırısı. Demirkubuz cevaben sinkaflı küfür etti diye kıyamet koparanlar, küfrün sadece ayıp ama sanatçıyı ve sanatı yok etme girişiminin suç olduğunu bilmiyor değiller, gücü yeten gücü yettiğine (gırtlağına, malına, sanatına, varlığına) çöksün oyununda bunun önemi yok.

Bu listede sadece Pervin Chakar adı üstünden hem Kürtlere hem de CHP liderine yöneltilen saldırıya az biraz değinerek "Filistin şiiri" kısmına geçeceğim.

TERÖR VE BÖLÜCÜLÜK KALKANLARI

Ne oldu, hatırlıyorsunuzdur: CHP lideri, Kürt opera sanatçısı Pervin Chakar'ın bir performansını izlemeye gitmiş, gitmişken sanatçıyı taltif etmiş, zarif bir jestle elini öpmüş. Kıyamet borusunu Kürt düşmanlığıyla maruf bir yazı sermayedarı üfürdü, daha önce Roboski’de katledilen çoluk çocuğa atılan bombaya sevdasını alenen kirli cümlelerle yazmaktan çekinmemişti ya da işte bilge Kürt siyasetçilerden Ahmet Türk’e fiziki saldırıyı "Kürt ağasına proleter yumruğu" kabilinden kirli cümleler eşliğinde alkışlamıştı filan. Bu sefer de Pervin Chakar'ın 'Kürdistan’ın kurulmasını isteyen biri olduğu' ve o nedenle de herhangi bir parti liderinin ona yaklaşmasının bile doğru olmadığı gevezelikleri eşliğinde hem Chakar'a 'terör' ve 'bölücülük' suçlamaları eşliğinde siyaset edilmesi gerektiğini öne sürdü, hem de CHP’ni çiçeği burnunda liderinin kendi seçmeni ve elbette iktidar savcıları tarafından alaşağı edilmesi davetini yaptı. Hem kalkan hem mızraktır 'terör' ve 'bölücülük' lafları.

ÖZGÜR ÖZEL’E ÇEKİLEN DUVAR

Özgür Özel geri durmadı, dinlediği şarkıların ve duyduğu sözlerin övgüsüyle mukabele etti: Güzel şarkı söylemenin yanı sıra barıştan, dostluktan, kardeşlikten bahseden bir sanatçının elini, sanata ve sanatçının mensup olduğu kavme hürmeten öptüğünü ve tekrar öpebileceğini söyledi. Kavgaya elbette eteğinde biriktirdiği taşı olan herkes katıldı.

Birini daha analım: Bir gazeteci, iktidar yanlısı lafların çıktığı söyleşileri ve programlarıyla bilinen bir gazeteci, Chakar'ın 'dünyaca ünlü' olmadığını, zaten işi bilen bir müzik eleştirmeninin de bunu teyit ettiğini, yeteneği olsa devlet opera balesi tarafından istihdam edileceği türünden parlak incilerle dolu saldırısında dile getirdi. Yoksa elbette Kürt olduğu için karşı değildi. E madem ünlü değil, madem devlet opera balesi iş teklif etmemiş, o zaman Özgür Özel elini öpemez. İki lafazan kalemşordan ilki 'Kürdistan' lafına alerjisini hiç gizlemedi zaten; ikincisi Kürt, Kürtçe ve Kürdistan alerjisini 'mesleki bilgi, eleştirmen otoritesi' perdeleriyle örterek saldırısını sürdürdü. Hasılı, bu iki kalemşor, seçim öncesi süreçte Akşener (ve şu günlerde darma duman olan partisinin) Kılıçdaroğlu ve ekibine getirdiği 'Kürtlerle temas yasağı'nın bir versiyonunu Özgür Özel’in karşısında örme işine giriştiler.

Girişim entelektüel ve sanatsal alanda da olsa Kürtlerin ve Kürtçenin varlığını silme temeline dayanıyor fakat hem iktidarı hem de CHP’yi 'yetersiz' kalmakla suçluyor alt metin olarak: Kürdistan diye bir hayali olan biri, güzel şarkı da söylese, barış ve bir arada yaşamaktan da bahsetse, itibar görmemeli. Mümkünse gün görmemeli. En önemlisi de biz onları hiç görmemeliyiz, polisler, savcılar ve yargıçlar hariç. Çünkü Kürdistan diye bir yer yok, varsa da yok olmalı, Kürtçe diye bir dil var tabii ama o da yok olmazsa Kürdistan hayali hiç yok olmaz.

Yok edilmek istenen Filistin’den bir şair, Necvan Derviş’in kitabı çıktı yenilerde. Ayrıntı Yayınları bastı. Adı, "Kudüs’ün Kapısında Kelimeler", çevirmeni Mehmet Hakkı Suçin. Necvan Derviş, Filistinli bir şair, ama sadece Filistin şairi değil. Elbette Filistin’in kara kaderinin bir şairi, Filistin’in güçlü bir sözcüsü. Fakat bundan ibaret değil: Necvan Derviş, sadece Filistin’in kırımı ve yıkımıyla ilgili değil, Ermenilerin, Kürtlerin, Amaziglerin kırım ve yıkımıyla da yakından ilgili. Her türden faşizmin yükselişe geçtiği zamanlar içinde, direnişini şiirle sürdüren Necvan Derviş, Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın, Ermeni’nin, Yahudi’nin ayrı ayrı kimlikler olduğunu bilerek kuruyor şiirini elbette. Fakat, kitaba önsöz yazan Levent Turhan Gümüş’ün güzel ifadesiyle söyleyelim: Kimliklerin inşa edilmiş temsiller olduğunu düşünen Derviş’in şiirinin ana dinamiklerinden birinin “kimlikler arasındaki sınırları parçalamak, ortak unsurları kavramak ve onları birleştirmek” olduğu söylenebilir.

Derviş ile bitirelim, 'Kimlik Kartı' şiirinden:

“Kürtler sert kafalıdır diye takılsalar da bana dostlarım, yazın esintisinden daha yumuşaktım bağrıma basarken dünyanın dört köşesinden kardeşlerimi.

“Ve Ermeniydim, hem katilin hem de maktulün üstünü örten tarih kar’ının kirpikleri altındaki gözyaşlarına inanmayan.”

(…)

“Hangi mekân işgalcilerine direnmişse onun bir ferdi oldum. Özgür olan her insanla aramızda akrabalık bağı var. Minnettarlık duymadığım hiçbir ağaç veya bulut yok.”

“Siyonistleri yermem engel değil Endülüs’ten kovulan bir Yahudi olduğumu söylememe.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ali Duran Topuz Arşivi