Ali Duran Topuz

Ali Duran Topuz

Babanızın çobanı mıyız?

Eski Dışişleri Bakanı, mültecilerin ne için Türkiye’de olduğunu gayet dürüstçe açıkladı: “Babamın koyunları var, çoban bulamıyorum diye söyleniyor.” Bakan, hepimiz için bir kader ilan ediyor: Babalarının çobanı olmak.

Eski ama hâlâ istifa etmemiş Dışişleri Bakanı konuşuyor:

(Göçmenlerin) Tamamını yüzde 100 göndereceğiz dersek doğru olmaz. Şu anda Türkiye'de tarım sektörü, sanayide, hallerde istihdama ihtiyaç var. Benim babamın koyunları var mesela çoban bulamıyorum diye söyleniyor. Şu anda iş gücüne ihtiyaç var.”

KONUŞAN BAKAN MI?

Bakandan al haberi diye bir laf yoksa da olmalı, her şeyi açıkça söylüyor, ama söylediklerine geçmeden “bakanlığı”na bakalım az:

Anayasa’ya göre bakanlık ile milletvekilliği birlikte yürümez, yasak. Seçimi yaptık, Dışişleri Bakanı da diğer bakanlar (ikisi hariç) aday oldu ve seçildiler. Yani onlar artık milletvekili. Milletvekili ise bakan olmamalı. Bakan ise milletvekili olmamalı.

İktidarın hukukçuları ile aklı iktidara göre çalışan hukukçular, “Yemin törenine kadar istifa etmeleri gerekmez” diyor, ama “milletvekilliği” sıfatını kazandıran şey yemin değil, seçilmiş olmaktır. Seçilmiş kişi milletvekilliği statüsünü kazanmıştır, Anayasa iki statünün bir arada bulunmasını yasaklıyorsa iki statüden biri yok olur. Bakanlık sürdüğüne göre milletvekili değildir, milletvekilliği düşmüştür. Yemin, milletvekili olmanın değil parlamentoda faal çalışmaya başlamanın ilan edildiği seremonidir, kurucu değeri yoktur. Yemin, yemin edenin milletvekili olarak nasıl çalışacağını ilan eder, “Anayasa’ya sadakattan ayrılmayacağıma…” Anayasa’ya bağlılık yemini edilmeden Anayasa’ya bağlı kalmak gerekmez denilemez, herkes sadık olmak zorundadır. “Bakan” ise “herkesten daha sadık” olmak zorundadır, çünkü Bakan olduktan sonra da sadakat yemini etmiştir. Niye istifa etmiyorlar? Çünkü onlar yazılı ve yürürlükteki “Anayasa”ya değil, sözleri, düşünceleri anayasa hükmündeki Erdoğan’a sadıktırlar. İstifa edin demezse etmezler.

ÇİN MODELİ HAYALİ: 60 DOLARA YAŞAYAN İŞÇİ

Şimdi bakanın sözlerine dönelim, ne diyor, gönderemeyiz çünkü:

Şu anda Türkiye'de tarım sektörü, sanayide, hallerde istihdama ihtiyaç var. Benim babamın koyunları var mesela çoban bulamıyorum diye söyleniyor. Şu anda iş gücüne ihtiyaç var.”

İstihdama ihtiyaç var öyle mi? Gören diyecek ki Türkiye’de işsizlik yok, işçi eksiği var.

Bu sözlerin anlamını bize Ekonomi bakanı göreve gelir gelmez “Çin modeli” diyerek açıklamıştı zaten. Nurettin Nebati’nin sözleri, kardeşi Seyid Nebati’nin zenginleşirken dile getirdiği hayalini dile getiriyordu: “Çin’de işçi fabrikada yatıp kalkıyor, maliyeti toplam 60 dolar civarında.” Yani mesele “iş gücüne ihtiyaç” değil, “ucuz iş gücüne” ihtiyaç. Yani Suriyeliler, Afganlar, diğer Orta Asya ülkelerinden gelenler, Afrika’dan gelenler iktidarın “emek değerini düşürme” hayalinin gereği olarak geldiler. Gönderilmezler, güvencesiz, daha kolay sömürülebilir işçiler olarak patronların zenginliğine zenginlik katacaklar, gönderilmezler çok ucuza çalışmaya mecbur oldukları için iş ihtiyacı olan herkesin emeğinin ucuzlatılmasını da sağlayacaklar.

SAVAŞ GANİMETİ”NDEN VAZGEÇMEZLER

Gönderilmezler çünkü onlar iktidar planına göre “savaş ganimeti” niteliğini taşıyorlar, mülteciler, kendi ülkelerini tarumar eden savaşın ganimeti.

Muhalefet mülteci düşmanlığı yaparken burada olmalarının sorumlusu olarak mültecilerin kendisini göstermekten başka bir şey yapmıyor pek, oysa onlar bir sabah kalkıp “Haydi gidip Türkiye’de emek değerini düşürelim” diye gelmediler, TC hükümetlerinin dahil olduğu savaş nedeniyle mecburen geldiler. Şimdi de birilerinin “babasının çobanı” olmak mecburiyeti içindeler.

İktidar elbette sadece onları değil kalan nüfus kesimlerini de “babalarının çobanlığına” razı etme yolunda. Yoksulluğun derinleşip genişlemesi iktidarın ekonomik beceriksizliğinin basit bir sonucu değil, tam da ekonomik politikalarının bir gereği. Sömürü çarkını deşifre etmek, çarkın dönüşünü durdurmak, çarkı kırmak mülteci düşmanlığıyla değil, mülteciler dahil çarka mahkum edilenlerle beraber başka politikalar geliştirmekten geçer. Bu nedenle basit bir ”yolsuzluk yapıyorlar, çalıyorlar” nutkuyla yürümüyor işler, “sömürü” basit bir hukuki ya da ahlaki çalma işinden çok başka bir şeydir ve sömürülenlerin bir kesimini düşman olarak görmek ve göstermek sadece o çarkı yönetenlere yarar.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ali Duran Topuz Arşivi